Ahmed er-Rufai Hz. Salavatı

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلٰى نُورِكَ الأَسْبَقِ. وَصِرَاطِكَ الْمُحَقَّقِ. الَّذِي أَبْرَزْتَهُ رَحْمَةً شَامِلَةً لِوُجُودِكَ. وَأَكْرَمْتَهُ بِشُهُودِكَ. وَاصْطَفَيْتَهُ لِنُبُوَّتِكَ وَرِسَالَتِكَ وَأَرْسَلْتَهُ بَشِيراً وَنَذِيراً. وَدَاعِياً إِلَى اللهِ بِإِذْنِهِ وَسِراجاً مُنِيراً. نُقْطَةِ مَرْكَزِ الْبَاءِ الدَّائِرَةِ الأَوَّلِيَّةِ. وَسِرِّ أَسْرَارِ الأَلِفِ الْقُطْبَانِيَّةِ. الَّذِي فَتَقْتَ بِهِ رَتْقَ الوُجُودِ. وَخَصَّصَتْهُ بِأَشْرَفِ الْمَقَامَاتِ بِمَوَاهِبِ الإِمْتِنَانِ وَالْمَقَامِ الْمَحْمُودِ. وَأَقْسَمْتَ بِحَيَاتِهِ فِي كِتَابِكَ الْمَشْهُودِ. لأِهْلِ الْكَشْفِ وَالشُّهُودِ. فَهُوَ سِرُّكَ الْقَدِيمُ السَّارِي. وَمَاءُ جَوْهَرِ الْجَوْهَرِيَّةِ الْجَارِي. الَّذِي أَحْيَيْتَ بِهِ الْمَوْجُودَاتِ. مِنْ مَعْدِنٍ وَحَيَوَانٍ وَنَبَاتٍ. قَلْبِ الْقُلُوبِ وَرُوحِ الأَرْوَاحِ وَإِعْلاَمِ الْكَلِمَاتِ الطَّيِّبَاتِ. الْقَلَمِ الأَعْلَى وَالْعَرْشِ الْمُحِيطِ رُوحِ جَسَدِ الْكَوِنَيْنِ. وَبَرْزَخِ الْبَحْرَيْنِ. وَثَانِي اثْنَيْنِ. وَفَخْرِ الْكَوْنَيْنِ. أَبِي الْقَاسِمِ أَبِي الطَّيِّبِ سَيِّدْنَا مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الله بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ عَبْدِكَ وَنَبِيِّكَ وَحَبِيبِكَ وَرَسُولِكَ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ وَعَلٰى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ تَسْلِيماً كَثِيراً بِقَدْرِ عَظَمَةَ ذَاتِكَ فِي كُلِّ وَقْتٍ وَحِينٍ سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلاَمُ عَلٰى الْمُرْسَلِينَ وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Anlamı:

“Allah’ım! salât, selâm ve bereket, en önce zâhir olan nûruna, hakîkî yoluna olsun. Onu varlıklar için hepsini kuşatan bir rahmet olarak ortaya çıkardın, müşâhedenle şereflendirdin, nübüvvet ve risâletin için seçtin. Onu müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdin, Allah’ın izniyle O’na davet eden ve karanlıkları aydınlatan bir kandil yaptın. O evvelî dâire olan “bâ”nın merkez noktasıdır ve kutbâniyet elifinin sırlarının sırrıdır. Öyle bir sırdır ki, varlığın ortaya çıkışı onun varlığı iledir. İhsanlarınla makâm-ı mahmûd ve en yüce makamları ona mahsus kıldın. Şâhidli kitabında keşif ve şuhûd ehline, hayatı hakkı için yemin ettin. Ki o, kadîm olan ve devam eden sırrın, akıp giden cevheriyetin cevherinin suyu, onunla maden, hayvan ve bitkilerden olan varlıkları ihyâ ettin. Kalplerin kalbi, ruhların rûhu, güzel kelimelerin îlâmı, yüce kalem, kuşatan arş, iki âlemin cesedinin rûhu, iki denizin berzahı, ikinin ikincisi, iki âlemin iftihârı, Ebu-l Kâsım, Ebu-t’Tayyib, AbdulmuttalibIin oğlu Abdullah’ın oğlu, senin kulun, habîbin, rasûlün, ümmî nebi Muhammed’e, âline ve ashâbına salât ve selâm eyle. Ve Zâtının azameti kadrince, her vakit ve her an çok selâm eyle. Rabbin onların niteledikleri şeylerden münezzehtir. Bütün Rasûllere selâm olsun. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.”

([1]Nebhânî,  Efdal, 20-21;  Bu sâlatın Rasûlullah’tan (s.a.v.) gelen gizli sırların mânâlarına vukûfiyet, yüceliklere kavuşmada en güzel vesilelerden olduğu bildirilir.)

Kaynak: Yrd. Doç Dr. Veysel Akkaya, Kalplere Şifa Salavat ve Dualar, Erkam Yayınları

NAMAZIN HEDİYE EDİLDİĞİ GECE;MİRAÇ GECESİ

Recep ayının 27. gecesine Miraç gecesi denir. Miraç kelime anlamı itibariyle göğe çıkma, yükselme anlamlarına gelir. İsra ve Miraç hâdisesi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hicretinden 18 ay evvel vukû bulmuştur. Miraç hadisesi, Peygamber Efendimiz’in Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya oradan da Allah’ın huzuruna yükseldiği hadiseye denir. Peygamber Efendimiz bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş olmakla birlikte hiç bir kulun ulaşamayacağı manevi alemlere varmıştır. İşte bu gece her yıl Miraç Kandili olarak idrak edilir.

Hak Dostları tarafından Miraç gecesinin Kadir gecesinden sonra en faziletli gece olduğu söylenir.

İsrâ ve Miraç olarak ifâde edilen bu ilâhî ikram, bütün beşerî perdeler kaldırılarak idrâklerin ötesinde ve tamâmen ilâhî ölçülerle gerçekleşen bir lutuftur. Meselâ, beşerî mânâda mekân ve zaman mefhûmu ortadan kalkmış, milyarlarca insan ömrüne sığmayacak kadar uzun bir yolculuk ve sayısız müşâhedeler, bir sâniyeden daha az bir zaman içerisinde vukû bulmuştur.

Hak Teâlâ buyurur:

“Kulunu (Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’ı) bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (el-İsrâ, 1)

Miraç Kandili’ni ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Çünkü bu gece Peygamber Efendimize ve ümmetine “namaz” hediye edilmiştir. Beş vakit namaz farz kılınmıştır. Peygamberimize (s.a.v) “Peygamberlerden hiçbiri Sen’den evvel, ümmetlerden hiçbiri de Sen’in ümmetinden evvel cennete girmeyecektir!” müjdesi verilmiştir. (Râzî, XXVIII, 248)

Yine Müslim’de rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:

“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e (Miraç’ta) üç şey verildi: Beş vakit na­maz, Bakara Sûresi’nin sonu ve ümmetinden şirke düşmeyenlere büyük günahlarının affedildiği haberi…” (Müslim, Îman, 279) müjdesi verilmiştir.

Peygamber Efendimiz “Bir kimse Recep ayında oruç tutsa, Allah Teâlâ tarafından üç türlü lütûf ve inâyete mazhâr olur. Bunlardan biri, Allah Teâlâ onun geçmiş günahlarının tümünü mağfiret eder. İkincisi, ondan sonraki hayatında da onu korur. Üçüncüsü, mahşer yerinde, susuzluktan emîn olur.” buyurdu. (Gunye 1/181-182)

Miraç’taki en mühim hususlardan biri, beş vakit namazın farz kılınmasıdır. Hak dostları bu gecede namaz kılmanın ehemmiyetine dikkat çekmişler ve namaz borcu olanların kaza namazı kılmalarını tavsiye etmişlerdir.

Rabbim hepimize Miraç gecesi affedilenlerden olmayı nasip eylesin..

AMİN..

Regaib Kandilinin Önemi

Regâib, Arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. Reğa-be kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek ve onu elde etmek için çaba sarfetmek demektir.

Terim olarak Regâib, Türkçe’de kandil geceleri dediğimiz mübârek gecelerden biridir. Hicrî takvime göre, yedinci ay olan receb ayının ilk cuma gecesi Regaib kandilidir. Bu gecede Yüce Allah af ve rahmetini kullarına hediye eder.

İslamiyette özel zaman dilimleri vardır. Müslümanların dini duygularını yoğun biçimde yaşadığı geceler vardır. Kulların Allah’a yakınlaşması, imtihan dünyasını muhasebe etmesi, Kur’an-ı Kerim okuması ve çeşitli hayırlarda bulunması bu gecelerde özel bir anlam taşır.

 Yüce Allah’ın rahmetinin, mağfiretinin ve nimetlerinin diğer zamanlardan daha çok tecelli etmesi, samimi kalple Allah’a yönelenlerin affedilmelerinin ümit edilmesi ve müminlerce gönülden arzulanması sebebiyle bu geceye “Regaib” denilmiştir.

Regaip gecesini istiğfar ile geçirmek çok faziletledir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) “Recep Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır” buyurmuştur. Bu sebeple Recep ayı içerisinde idrak edilen Regaip kandilinin Allah’a şükür ifadesiyle ve bağışlanma dilenmesiyle geçmesi çok sevaptır. 

Bu gecede Kuran’ı Kerim okumak, tövbe istiğfar, sadaka vermek, Allah’ın zikretmek ve salavat çekmek yapılması gereken başlıca ibadetlerdendir.

Kendi nefsimizdeki günahları sevaba çevirmek de atmamız gereken adımlardandır. Rabbim hepimizin ibadetlerini kabul etsin.

Amin..

Umrah in Hadiths

The prophet(pbuh) said: ”Voyage is to these three masjids only for worship: Masjid al-Haram, Masjid an-Nabawi and Masjid al-Aqsa”

”The performers of the hajj and umrah are the guests of Allah. If they pray to Him, He will respond, if they ask forgiveness, He will forgive.”

When the Prophet(pbuh) was asked whether umrah is obligatory(wajib)He replied ”No but it is better for you if you perform umrah”

”Alternate between hajj and umrah. Because hajj and umrah rid one of poverty and minor sins just as the blacksmith’s bellows remove all impuruties from metals like iron, gold and silver.”

Hajar al-Asvad and Maqam al-Ibrahim are among the jewels descended from the heaven. Allah(s.w.t) is like prayer. Yet, you may speake during this ritual. Then whoever speaks during circumambulation, let him speak only what is good.

No Muslim utters talbiyah but that whatever stones, trees and mud on his both right and left utter talbiyah with him, as far as the land is cut from here and there.

Umrah during Ramadan al-sharif is comparable to hajj (in another account, to a hajj performed with the Prophet.

Aishe(r.a)narrates;The Prophet(pbuh) said”Circumambulating the house of Allah, performing Sa’y between Safa and Marwah and stoning the devil have been ordained to dhikr Allah(swt)

Whoever visits me in Medina, expecting its reward from Allah(swt) I will be his witness and intercessor on the day of judgment.

TRANSLATION BY: ASİYAN TRANSLATION AGENCY

OFFICIAL INSTAGRAM ACCOUNT: @asiyanceviri

Peygamberimiz(sav)’in İsim ve Künyeleri

Peygamberimiz(sav)’in Kuran’ı Kerim’de geçen isimleri;

Peygamberimizin en çok anılan ismi Muhammed’dir.Peygamberimiz Kur’an da bu mübarek ismiyle dirt defa anılır.

(Al-i İmran,144-Ahzab,40-Fetih 29-Muhammedi,52)

Hz.İsa’nın Peygamberimizi ümmetine Ahmed(as)ismiyle tanıtmış olduğu bildirilir.

Peygamberimiz asm Kuran-ı Kerim’de Muhammed,Ahmed isimlerinden başka Resul,Nebiy,Şahid,Beşir,Nezir,Mübeşşir,Münzir,Rauf,Rahim,Musaddık,Müzekkir,Müddessir,Abdullah,Kerim,Hak,Mübin,Nur,Hatemun Nebiyyin,Rahmet,Nimet,Hadi,Taha,Yasin diye anılmıştır.

Peygambere Salavat

Her namazın sonu şu yakarışla biter:

”Allah’ım, İbrahim’e ve İbrahim ailesine rahmet ettiğin gibi, Muhammed’e ve Muhammed ailesine de rahmet et! Şüphesiz sen övülmüşsün, yücesin.”

”Allah’ım İbrahim’e ve İbrahim ailesine bereket verdiğin gibi, Muhammed’e ve Muhammed ailesine de bereket ver! Şüphesiz sen övülmüşsün, yücesin.”

Bu salavatta Hz.İbrahim adının Hz.Muhammed’inki ile birlikte niçin ortaklaşa dile getirildiği sorulabilir. Böyle bir soruya verilen cevaplardan üç tanesi..

-Hz. İbrahim Halilullah(Allah’ın dostu), Hz.Muhammed ise Habibullah(Allah’ın sevgilisi)olduğu için.

-Veya Hz.İbrahim Yüce Allah kendisine ”İnsanlara haccı ilan et ki yaya olarak ve her uzak yoldan gelen bitkin develer üzerinde sana gelsinler!”(Hacc,22/27) dediği zaman Kutsal Kanun’un ilan edicisi olduğu, Hz.Muhammed ise Yüce Allah’ın ”Ey Rabbimiz, muhakkak biz”Rabbinize iman edin”diye seslenen bir davetçiyi işittik!”(Al-i İmran,3/193) sözüne uygun olarak dinin bütün uygulamasının ilan edicisi olduğu için…

Yahut da Allah ”…ceddiniz İbrahim’in dininde”(Hac,22/78)şeklinde kelamıyla Hz.İbrahim’i müminlerin atası olarak belirlediği için..

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Eğer bir Müslüman sadaka verecek bir şey bulamazsa şöyle dua etsin..”Allah’ım kulun ve elçin Muhammed,mümin erkek ve mümin kadınlar,Müslüman erkek ve Müslüman kadınlar üzerine bereket yağdır.”

KAYNAK:DUANIN RUHU/PROF.DR EVA de VİTRAY-MEYEROVİTCH

Dünya Ahiretin Tarlasıdır

hadisiserif

Yeryüzü bizim yaratılış gayemizi gerçekleştireceğimiz bir yurttur. Dünya hayatı rabbimizin bize bir ihsanıdır. Dünya hayatı geçici, ölümlü ve fâni hayattır. İnsana verilen ikinci hayat ise, âhiret hayatıdır. Bu, ölümden sonraki hayattır. Bu, en son hayattır. Bu, ebedî, ölümsüz ve bâki olan hayattır.

Dünya ve âhiret hayatı, birbirinin devamı olan iki hayattır. İnsan ilk olarak dünya hayatına gözlerini açtığı için bu hayata “yakın hayat” anlamında “dünya hayatı”, dünyaya gözlerini yummasının ardından son olarak âhiret hayatına intikal ettiği için bu hayata da “sonraki hayat” anlamında “âhiret hayatı” denmiştir.

Dünya hayatı, ebedî hayat olan âhiret hayatının kazanılacağı ve şekilleneceği yegâne yerdir. Bu nedenle insanın sonraki hayatta (âhirette) bulacağı şey, ilk hayatında (dünyada) iken elde ettiği şeydir. İnsan, dünya hayatında kendisi için ne gibi bir hayır işlerse, âhirette Allah katında onun karşılığını bulacaktır. “Dünya âhiretin tarlasıdır.” şeklindeki hikmetli sözde de ifade edildiği gibi, cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bir bahçe, cehennem de ateşini bu dünyadan götürdüğümüz bir yangın yeridir.

Marifetname’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dünya iki gündür: Biri sevinç, biri üzüntü günüdür. Bunlar geçicidir. Öyle ise geçici olanı bırakın da daimi olan nimetlerine kavuşmak için çalışın.)

(Dünya için, dünyada kalacağın kadar, ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehennem ateşine dayanacağın kadar günah işle!)

(Dünya bir köprüdür hemen geçin, yalnız tamiri ile uğraşmayın, yolunuza devam edin!)

(Arzusu ahiret olup, ahiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyayı hizmetçi yapar.)

(Yalnız dünya için çalışana, yalnız nasibi gelir, işleri karışık, üzüntüsü çok olur.)

(Ahiretin sonsuz olduğuna inananın, yalnız bu dünyaya sarılması, çok şaşılacak şeydir.)

(Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur.)

(Dünyaya düşkün olmak, insanın ahiretine zarar verir. Ahiretini seven dünyada haramlardan sakınır. Bu böyle olunca, siz bakiyi fâni üzerine tercih ediniz!)

Felak ve Nas Suresinin İndiriliş Sebebi

Peygamber efendimiz(sav)’e Yahudiler tarafından yapılan büyünün bozulmasına karşılık felak ve nas sureleri birlikte nazil olmuşlardır.

Müfessirler demişlerdir ki: Rasulullah’a (sav) hizmet eden yahudi bir çocuk vardı. Yahudiler ona yaklaştılar ve ondan Rasulullah’ın(sav) baş tarağını ve tarağın dişlerinden bir miktar alıncaya kadar ayrılmadılar. O da onları aldı ve onlara verdi. Onlar da Rasulullah’a sihir yaptılar. Yahudi Lebid ibnul-A’sam bu işi üzerine aldı. Sonra adına ‘Zervan’ denilen Beni Zurayk kuyusunda o sihri gizledi. Bu sebeple Rasulullah(sav) hastalandı. Başının saçları yayıldı ve saçıldı. Bu, altı ay devam etti. Hanımları ona gidiyolar, fakat o, hanımlarına gitmiyordu. Rasulullah(sav) erimeye başladı. Başına geleni de bilmiyordu.

Birgün uyurken ansızın ona iki melek geldi. Birisi baş tarafına, diğeri de ayak tarafına oturdu. Baş tarafına oturan dedi ki: “Bu adama ne oluyor?” Diğeri de: “Tubbe yapıldı.” dedi. Öbürü: “Tubbe nedir?” diye sordu. Diğeri de : “Sihirdir.” dedi. Öbürü: “Ona kim sihir yapmış?” dedi. Diğeri: “Yahudi Lebid ibnul-A’sam” diye cevap verdi. Sordu ki: “Ne ile sihir yapmış?” O da: “Saç tarağıyla.” dedi. “O nerededir?” diye sordu. Diğeri: “Zirvan kuyusunda su çekilirken ayak basılan taşın altında hurma çiçeğinin kabuğuna sarılı.” dedi.

Rasulullah(sav) uyandı ve buyurdu ki: “Ey Aişe, anladın mı? Allah-u Teala bana hastalığımı haber verdi.” Sonra Ali, Zübeyr ve Ammar bin Yasir’i gönderdi. Bu kuyunun suyunu boşalttılar. Sanki su, bekletilmiş üzüm gibiydi. Sonra taşı kaldırdılar ve hurma çiçeğini kabuğuna çıkardılar. Bir de baktılar ki, Rasulullah’ın(sav) tarağı ile tarağının dişleri ve bir de o hurma çiçeğinin kabuğunda kendisinde on bir düğüm bulunan bağlanmış ve iğne ile birbirine geçirilip batırılmış bir ip var. Bunun üzerine Allah teala muavizeteyn surelerini indirdi. Rasulullah(sav) her bir ayeti okudukça bir düğüm çözüldü. Rasulullah(sav) rahatladı. Son düğümler de çözülünce Rasulullah(sav) sanki bağlandığı bir ip etrafından çözülmüş gibi rahatladı. Cebrail(as) şöyle demeye başladı: “Seni Allah’ın adıyla tedavi ediyorum. Sana eziyet veren her şeyden, hased edenden, nazar edenden, Allah sana şifa versin.” Bunun üzerine dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü, habisin başını yaralım mı? Onu öldürelim mi?” Rasulullah(sav) buyurdu ki: “Allah bana şifa verdi. İnsanlara şer dağıtmayı hoş görmem.” Bu davranış da Rasulullah’ın(sav) hilmindendir.” (Buhari, Tıbb: 5766; Müslim, Selam: 44/2189; Beyhaki, Delailu’n-nübüvve; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

Aişe dedi ki: “Rasulullah’a(sav) sihir yapıldı. O, öyle bir hale geldi ki yapmadığı halde birşey yapmış vehmine kapıldı.” Aişe diyor ki: “Bir gün benim yanımdayken Allah’a dua etti ve O’nu çağırdı. Sonra dedi ki: “Ey Aişe hissettin mi?Allah kendisinden istediğimi bana verdi.” Ben de dedim ki: “Nedir o ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu ki: “Bana iki melek geldi…”dedi ve yukarıdaki şeyleri anlattı.” (Buhari, Tıbb: 5766; Müslim, Selam: 44/2189; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

Enes bin Malik dedi ki: “Bir yahudi Rasulullah’a(sav) bir şeyler yaptı. Bundan dolayı da ona çokça acı isabet etti. Sahabeler onun yanına gelince ona bir şeylerin olduğunu anladılar. Cibril de kendisine Muavizeteyni indirdi. Rasulullah(sav) bu ikisi ile Allah’a sığındı. Bundan sonra da ashabına sıhhatli olarak çıkmış oldu.

İyi ki Doğdun Ya Rasulallah

Sofra.. Etrafında Allah Resullerin dizildiği sofra.. Ve bu sofrada başköşe… Sen!

İnsanın hakikati…Sır…Kainatın en çetin sırrı…Bir de misilsiz insan ki, onun hakikatinde, mahluk, artık, son haddine ulaşır. Onun hakikatinde, mahluk tükenir, fakat Allah başlamaz. O da sen!

Yaradan… Ve onun en güzel eseri.. Zatiyle tek olan Yaratıcı’ nın koskoca insan ehramında ve en yüksek noktada halkettiği insan… Sen!

Senin bana inandırdığın ve seni bana inandıran Allah, öz dilinle hitap etmiş ve sana demişti ki: ”SEN OLMASAYDIN, SEN OLMASAYDIN, ALEMLERİ YARATMAZDIM!”

Sana, işte bu Allah kelamının sonsuz kılavuzluğu içinde inanıyorum!

Sana inanmış, inanmakta ve inanacak olanlar, deniz kıyılarında kum misali… Ben de bu hudutsuz yığında bir kum tanesiyim.

ÇÖLE İNEN NUR-NECİP FAZIL KISAKÜREK

Peygamberimizin Manevi Evladı

Efendimiz sav bir gün bir bayram sabahı mescide giderken sokakta çocukların oynadıklarını görür. Bir bakar ki çocuklara dahil olmayan Beşir bin Akrebe adındaki çocuk bir kenara oturmuş ağlıyor. Efendimiz yanına gelir ve der ki ”Çocuk, niye ağlıyorsun, derdin nedir?”

Beşir efendimizi o üzüntüyle tanıyamadığı için ”Git başımdan be adam. Sen benim derdimi bilmiyorsun. Benim babam Resulullah’ın bir gazvesinde Uhud’da şehit oldu. Annem başkasıyla evlendi. O adam malımızı, mülkümüzü ve annemi alıp götürdü. Ben annesiz ve babasız kaldım. O yüzden ağlıyorum. Bugün bayram benim giydiğim elbiselere bak, diğer çocukların haline bak.

Alemlere rahmet peygamber efendimiz sav bu olay karşısında ” İster misin şimdi Muhammed senin baban, Fatıma ablan, Hasan ile Hüseyin kardeşlerin, Aişe de annen olsun?” buyurmuş.

Çocuk bir anda kendisiyle konuşan kişinin efendimiz sav olduğunu anlamış. ”Anam, babam sana feda olsun Ya Resulallah, istemez miyim”demiş.

Efendimiz sav onu almış evine götürmüş, karnını doyurmuş, güzel kıyafetler giydirmiş.

Biraz önce ağlayan çocuk arkadaşları arasına girince arkadaşları ondaki farkın nedenini sormuşlar.

Beşir, efendimiz sav’in ona baba, Aişe annemizin ona annelik yaptığını anlatmış. Çocuklar ”Keşke bizim babamız da Uhud’da şehit olsaydı da keşke biz de Peygamberimizin manevi evladı olabilseydik..” demişler.