Dünya Ahiretin Tarlasıdır

hadisiserif

Yeryüzü bizim yaratılış gayemizi gerçekleştireceğimiz bir yurttur. Dünya hayatı rabbimizin bize bir ihsanıdır. Dünya hayatı geçici, ölümlü ve fâni hayattır. İnsana verilen ikinci hayat ise, âhiret hayatıdır. Bu, ölümden sonraki hayattır. Bu, en son hayattır. Bu, ebedî, ölümsüz ve bâki olan hayattır.

Dünya ve âhiret hayatı, birbirinin devamı olan iki hayattır. İnsan ilk olarak dünya hayatına gözlerini açtığı için bu hayata “yakın hayat” anlamında “dünya hayatı”, dünyaya gözlerini yummasının ardından son olarak âhiret hayatına intikal ettiği için bu hayata da “sonraki hayat” anlamında “âhiret hayatı” denmiştir.

Dünya hayatı, ebedî hayat olan âhiret hayatının kazanılacağı ve şekilleneceği yegâne yerdir. Bu nedenle insanın sonraki hayatta (âhirette) bulacağı şey, ilk hayatında (dünyada) iken elde ettiği şeydir. İnsan, dünya hayatında kendisi için ne gibi bir hayır işlerse, âhirette Allah katında onun karşılığını bulacaktır. “Dünya âhiretin tarlasıdır.” şeklindeki hikmetli sözde de ifade edildiği gibi, cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bir bahçe, cehennem de ateşini bu dünyadan götürdüğümüz bir yangın yeridir.

Marifetname’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dünya iki gündür: Biri sevinç, biri üzüntü günüdür. Bunlar geçicidir. Öyle ise geçici olanı bırakın da daimi olan nimetlerine kavuşmak için çalışın.)

(Dünya için, dünyada kalacağın kadar, ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehennem ateşine dayanacağın kadar günah işle!)

(Dünya bir köprüdür hemen geçin, yalnız tamiri ile uğraşmayın, yolunuza devam edin!)

(Arzusu ahiret olup, ahiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyayı hizmetçi yapar.)

(Yalnız dünya için çalışana, yalnız nasibi gelir, işleri karışık, üzüntüsü çok olur.)

(Ahiretin sonsuz olduğuna inananın, yalnız bu dünyaya sarılması, çok şaşılacak şeydir.)

(Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur.)

(Dünyaya düşkün olmak, insanın ahiretine zarar verir. Ahiretini seven dünyada haramlardan sakınır. Bu böyle olunca, siz bakiyi fâni üzerine tercih ediniz!)

Meleklere İman

Melek kelimesi sözlükte haberci, elçi, güç ve kuvvet anlamlarına gelir. Terim olarak “Allah tarafından yaratılmış, çeşitli şekillerde görülebilen, zor işlere gücü yeten, cinsiyetleri olmayan ve Allah’a ibadetten ayrılmayan nurani varlıklar” olarak tanıtılır.

Melekler, duyu organlarıyla algılanamayan, gözle görülmeyen, iradeleri sadece hayra ve iyiliğe doğru işleyen ve dolayısıyla Allah’a kulluk eden ve günah işlemeyen varlıklardır. 

  • Melekler nurdan yaratılmış, nûrânî ve rûhânî varlıklardır.
  • Melekler Allah’a isyan etmezler.
  • Melekler devamlı Allah’a ibadet ederler.
  • Melekler kanatlı, son derece süratli ve güçlü varlıklardır.
  • Melekler Allah’ın emir ve izni ile çeşitli şekil ve kılığa bürünebilirler.
  • Bir kısım melekler, müminler için duâ ederler.
  • Bir kısım melekler insanın kalbine doğru olan şeyleri ilham ederler, aynı zamanda müminlere hayır ve iyiliklerde destek olurlar.
  • “Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi imân edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu.”
  • Bir kısım melekler, müminleri cennetle müjdeler.
  • Bir kısım melekler, kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak “Tadın cehennemin azabını!” derler.
  • Bazı melekler zikir meclislerini arar bulur, onlara katılırlar.
  • Bazı melekler, Kur’an okunan yere inerler ve Kur’an dinlerler.
  • Bir kısım melekler, müminlerin dualarına amin derler.

Meleklere iman, kula her an Allah’ın huzurunda olduğunu, yaptığı bütün davranışlardan sorumlu olduğunu, en küçük bir davranışın bile kayıt altında olduğunu hatırlatır.

Böylece kul kendine ve başkalarına karşı daha saygılı, hoşgörülü ve adaletli davranır. İbadetlerini daha dikkatli ve ciddi bir şekilde yapar. Allah’ın rızasına yaklaşmak için çabalar.

Kul hiçbir zaman yalnız olmadığını bilir.

Ölümün Hakikati

Ölümün hakikati ile ilgili bakış açımız en başta değişmesi gereken konulardan biridir. Kuran-ı Kerim’de Allah’ın ölümü ve hayatı bir nimet olarak yarattığı yazılıdır.

Ruhumuzun nereye gideceğimizi, onu kime emanet edeceğimizi bilmediğimiz için ölümden genellikle korkulur.

Bizler sadece ölümün perdesini biliyoruz.

Ölüm hayatın sonu, ahiretin başlangıcıdır. Bir diyardan başka bir diyara göç etmektir.

Peygamberimiz (sav), Allah yolunu sevenler ve alimler bu dünya için zindandır demişlerdir.

Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: ” Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir.”

Mümin için dünya insanın nefsiyle, günahlarla, şeytanla savaştığı, Rabbinden uzak kaldığı yerdir. Bu dünyanın mümin için tek güzel tarafı burada Rabbine ibadet edebilmesidir.

Dünyadaki her güzel şeyin aslı ahirettedir. Tohumun ölümü, çiçeğin doğuşudur. Allah tohuma toprağın üzerinden bakmamızı istiyor.

Ölüm Efendimize (sav) kavuşmaktır. Allah resulünün evine, Medine-i Münevvere’ ye gidene seviniyoruz ama ahirete göç edip O’nun zatına kavuşana üzülüyoruz.

Ehli imanın toprağın altında daha çok dostu vardır. Bütün peygamberler, evliyalar, sahabeler bizi orada beklemektedir.

Allah salavat getirdiğin sevdiğinle artık buluşabilirsin deyip cennetin kapısını bizlere açtığında anlarız ölümün güzelliğini..

Cennet rıza makamı.. Bu dünyadaki acizliklerin hiçbiri yok.. Allah’ın cemalini görme, kardeşlik, huzur, sevgi diyarı..

Ölümle İlgili Ayetler

”Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedî mi kalacaklar? Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” (Enbiya-34/35)

“Bilesiniz ki göklerin de yerin de hükümranlığı Allah’ındır. Yaşatan O’dur, öldüren O’dur. Allah’tan başka sizin için ne bir dost ne bir yardımcı vardır.” ( Tevbe-116)

Şöyle de: “Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir.” ( Cuma-8)

Şeb-i Arus

Hz. Mevlana‘ya göre ölümün hakikati Allah’tan bir parça olan ruhun aslına kavuşması aşık ile maşukun buluşmasıdır. Bunun tasavvuftaki adı şeb-i arustur. Yani düğün gecesi.

Ruhun aslına dönüşü ”kavuşma” ve ”vuslat” kelimeleriyle ifade edilir. Kavuşmak dirilmektir, aşk olmaktır.

Ölüm yeniden doğmaktır. Rabbine kavuşmaktır.

Allah bizlere ölümü ve Azrail meleğini güzel görmeyi nasip etsin. Amin..

Cennet Yurdu

Yurtların en güzeli, en temizi ahiretteki cennet yurdudur. Onun sakinleri Rablerinin izniyle cennete girmeyi hak etmiş kimselerdir.

Cennetlikler; Allah’a, meleklere, peygamberlere, kitaplara, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanan Müslümanlardır.

O’na karşı gelmekten sakınırlar. Takva sahibidirler. Salih ameller işlerler.

Namaz kılan, oruç tutan, zekat veren, kul hakkı yemeyen, gıybet etmeyen, harama bakmayan, yalan söylemeyen, zina yapmayan, kul hakkına girmeyen Müminlerdir.

Cennet onlar için bahçelerle, baldan ve sütten akan ırmaklarla, bin bir çeşit meyveyle süslenmiştir.

CENNET KAPILARI

  • 1.Affedenlerin Kapısı
  • 2.Cihat Kapısı
  • 3.Mütevekkillerin Kapısı
  • 4.Hac Kapısı
  • 5.Sadaka Kapısı
  • 6.Salat Kapısı
  • 7.Reyyan Kapısı
  • 8.Zikir-İlim Kapısı

CENNET BAHÇELERİNİN İSİMLERİ

1.Firdevs Cenneti: Cennetin en yüksek bahçeleri (Kehf:107, Mü’minun:11)
2.Daru’l-mukame: Ev/Yuva (Fatır:35)
3.Daru’s selam: Huzur evi/yuvası (Yunus:25)
4.Cennetü’l Adn: Ebedi mutluluğun bahçesi (Tevbe:72, Ra’d:23)
5. Daru’l-hulûd: Ebedi Bahçeler (Furkan:15)
6.Cennetü’l-Me’vâ: Barınağın bahçesi (Necm:15)
7.Cennetü’n-naîm: Sevinç Bahçesi (Maide:65, Yunus:9, Hac:56)
8. El-Makamül’l emin: Güvenlik evi  (Duha:51)                 

TUR SURESİ MEALİ

17-18. Allah’a saygısızlıktan sakınanlar ise, Rablerinin kendilerine verdiğiyle mutluluk bularak cennetlerde ve nimetler içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından da korumuş olacaktır.

19-20.Onlara denecek ki: ”Yaptıklarınızın karşılığı olarak, sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak âfiyetle yiyin için.” Ayrıca onları güzel gözlü eşlerle evlendireceğiz.

21. İman eden, soylarından gelenlerin de aynı iman ile kendilerini izledikleri kimselerin yanlarına bu zürriyetlerini katacağız; bununla birlikte kendi amellerinden de bir şey eksiltmeyeceğiz. Herkes kendi yapıp ettiğinin hesabından kendisi sorumlu olacaktır.

22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol veririz.

23. Orada karşılıklı kadeh alıp verirler, ama o içecek ne saçmalamaya yol açar ne de günah işlemeye.

24. Sedeflerinde saklı incilere benzeyen genç hizmetçileri etraflarında dönüp dururlar.