İman ve Sevgi

Enes ibn Malik(ra)’den rivayet edilen bir hadiste Peygamber Efendimiz(sav) şöyle buyurmuştur:”Üç özellik vardır bunlar kimse bulunursa o imanın tadına varmış olur. Allah’ı ve O’nun peygamberini herkesten fazla sevmek, sevdiğini karşılıksız olarak Allah için sevmek, Allah kendisini inkar bataklığından kurtardıktan sonra tekrar inkara kalkışmayı tıpkı ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek”

İman esasen sevgi ürünüdür. İnanmak, tanımak sevmek demektir. İbadet Allah’a sevgini ispat etmenin en güzel yoludur. Sevginin sonu ”Allah onlardan razı onlardan Allah’tan razı” ayetinde buyrulduğu üzere Allah’ın razı olmasıdır.

Sevgide mümin farkı herşeyden önce Allah Resulu’ne sav uymaktır. Onun sünnetini hakkıyla yaşamaktır. Kulları da Allah için sevmektir. Allah ve Resulunu razı etmek adına zorluklara göğüs germek ve bunları dünyevi çıkarlara tercih etmektir.

Diğer bir kural da iman ettikten sonra imandan çıkmayı ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmektir. İman nimetinden yoksun kalmayı aklının ucundan bile geçirmemektir.

BÜYÜK BİR TEVHİD CÜMLESİ

”Allah’ın adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tespih etmesin.Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.O birdir. O’nun hiçbir şeriki yoktur. Mülk O’na ait, hamd O’na mahsustur. Hayatı veren de ölümü veren de O’dur. O kendisine asla ölüm arız olmayan Hayy-ı Ezelidir. Bütün hayır O’nun elindedir. O herşeye hakkıyla kadirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü O’nadır.”

FAZİLETLİ BİR DUA

Sabah ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazileti bulunan ve sahih bir rivayette ism-i azam mertebesini taşıyan şu tevhid cümlesinin on bir kelimesi var. Her bir kelimesinde hem bir müjde hem birer Rububiyetin Tevhid mertebesi hem bir ism-i azam noktasında bir vahdetin büyüklüğü ve vahdaniyetin mükemmelliği vardır.

Şu tevhid kelamının on bir kelimesinin her birinde bir müjde vardır. Her müjdede birer şifa ve o şifada birer manevi lezzet bulunur.

”LA İLAHE İLLALLAH” yani ”Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur”kelimesinde şöyle bir müjde var ki ”Hadsiz ihtiyaçlara muhtaç, nihayetsiz düşman hücumuna hedef olan insan ruhu şu kelimede öyle bir medet isteme noktası bulur ki bütün ihtiyaçlarını temin edecek bir rahmet hazinesi kapısını ona açar. Öyle bir dayanak noktası bulur ki bütün düşmanlarının şerrinden emin edecek bir mutlak kudretin sahibi olan kendi Mabudunu ve Yaratanını bildirir ve tanıttırır. O anlayış ve kavrayışı ile kalbi mutlak vahşetten ve ruhu dehşetli üzüntülerden kurtarıp ebedi bir ferahı daimi bir mutluluğu temin eder.

”VAHDEHU”yani O birdir. Şu kelimede şifalı saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki kainatın büyük çoğunluğu ile alakadar ve o alakadarlık yüzünden keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen insan ruhu ve kalbi O birdir kelimesinde bir sığınak bulur ki onu bütün o keşmekeşten o perişanlıktan kurtarır. Yani Vahdehu manen der ”Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara boyun büküp minnet çekme, onlara dalkavukluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünkü kainatın sultanı birdir, her şeyin anahtarı O’nun yanında her şeyin dizgini O’nun elindedir.

”LA ŞERİKE LEHU” Yani O’nun hiçbir ortağı yoktur. Nasıl ki İlah oluşunda ve saltanatında ortağı yoktur. Allah bir olur birkaç tane olamaz.Kainatı terbiye edişinde icraatında ve yaratışlarında dahi ortağı yoktur. Bazen olur ki sultan bir olur, saltanatında ortağı olmaz, fakat icraatında onun memurları ortağı sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mani olurlar.

İmanı elde eden insan ruhu manisiz müdahalesiz perdesiz her halinde her arzusunda her anda her yerde o ezel ebed ve rahmet hazineleri ile saadet definelerinin sahibi olan Cemal-i Zülcelal Kadir-i Zülkemal’in huzuruna girip ihtiyaçlarını arz edebilir. Rahmetini bulup kudretine dayanarak mükemmel bir ferahı ve mutluluğu kazanabilir.

”LEHUL MULK” Mül tamamen O’nundur. Sen O’nun hem mülküsün, hem kölesisin hem mülkünde çalışıyorsun. Ey insan! Sen kendini kendine sahip sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp sana lazım olan ihtiyaçlarını yerine getiremezsin. O mülk sahibi hem Kadirdir, hem Rahimdir kudretine dayan, rahmetini töhmet altında bırakma. Zahmeti at sefayı bul.

Manen sevdiğib alakadar olduğun perişanlıktan müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kainat bir Kadir-i Rahim’in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, O’na bırak cefasını değil sefasını çek. Dehşet aldığın zaman İbrahim Hakkı Hz. gibi ”Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler”de , pencerelerden seyret içlerine girme.

”LEHUL HAMD” Hamd-u sena ve minnet O’na mahsustur. Nimetler O’nundur ve O’nun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimidir. Ey insan! Nimetin yok olup gitmesinden üzüntüye düşme. Çünkü rahmet hazinesi tükenmez. Nimetin yok olup gitmesinden endişeye düşme. Lezzetin gitmesini düşünüp feryat etme. Ağacı baki ise meyve gitse de yerine gelen var. Çünkü o nimet meyvesi rahmeti sonsuz bir Zat’ın meyvesidir.

”YUHYİ” Hayatı veren O’dur. Ve hayatı rızk ile devam eden de odur. Hayata lazım olan bütün erzakları çıkaran da O’dur. Hayatın yüksek gayeleri O’na aittir ve mühim neticeleri de O’na bakar.

”VE YUMİT” Ölümü veren O’dur. Hayat vazifesinden terhis eder, fani dünyadan yerini değiştirir, hizmet külfetinden azat eder. Ölüm idam değil hiçlik değil fena değilebedi ayrılık ve yokluk değil. Ebedi saadet tarafına asli vatana terhistir.

”VE HUVE HAYYUN LA YEMUT” O kendisine asla ölüm arız olmayan Hayy-ı Ezelidir.Sizlere müjde sevdiklerinizden nihayetsiz ayrılıkların yaralarını tedavi edip merhem süren Baki bir sevgiliniz var. Madem O var ve Bakidir başkaları ne olursa olsun merak çekmeyiniz. Belki o sevgililerde sevmenize sebep olan güzel ihsan o Mahbub-u Baki’nin baki cilvelerinin güzelliklerinin gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir. Onların yok olup gitmesi sizi üzmesin çünkü onlar bir çeşit aynalardır. Madem O var her şey var.

”Bİ YEDİHİL HAYR” Bütün hayır O’nun elindedir. Her yaptığınız hayrat O’nun defterine geçer. Her işlediğiniz salih amel kaydedilir.

Ey biçareler!Mezaristana göçtüğünüz zaman ”Eyvah malımız harap olup çalışmamız boşa gitti” demeyiniz feryat edip ümitsizliğe düşmeyiniz. Her ameliniz yazılıyor.

”VE HUVE ALA KULLİ ŞEYYİN KADİR” O herşeye hakkıyla kadirdir. O Vahiddir, Ehaddır her şeye kadirdir. Hiçbir şey O’na ağır gelmez. Bir baharı yaratmak O’na bir çiçeği yaratmak kadar kolaydır.

”VE İLEYHİ MASİR”Herkesin ve herşeyin dönüşü O’nadır. İnsanlar vazifelerini bitirip ve hizmetlerini tamamladıktan sonra onları yaratan Halık-ı Zülcelaline dönecekler ve Mevlayı Kerimlerine kavuşacaklardır.

Dünya Ahiretin Tarlasıdır

hadisiserif

Yeryüzü bizim yaratılış gayemizi gerçekleştireceğimiz bir yurttur. Dünya hayatı rabbimizin bize bir ihsanıdır. Dünya hayatı geçici, ölümlü ve fâni hayattır. İnsana verilen ikinci hayat ise, âhiret hayatıdır. Bu, ölümden sonraki hayattır. Bu, en son hayattır. Bu, ebedî, ölümsüz ve bâki olan hayattır.

Dünya ve âhiret hayatı, birbirinin devamı olan iki hayattır. İnsan ilk olarak dünya hayatına gözlerini açtığı için bu hayata “yakın hayat” anlamında “dünya hayatı”, dünyaya gözlerini yummasının ardından son olarak âhiret hayatına intikal ettiği için bu hayata da “sonraki hayat” anlamında “âhiret hayatı” denmiştir.

Dünya hayatı, ebedî hayat olan âhiret hayatının kazanılacağı ve şekilleneceği yegâne yerdir. Bu nedenle insanın sonraki hayatta (âhirette) bulacağı şey, ilk hayatında (dünyada) iken elde ettiği şeydir. İnsan, dünya hayatında kendisi için ne gibi bir hayır işlerse, âhirette Allah katında onun karşılığını bulacaktır. “Dünya âhiretin tarlasıdır.” şeklindeki hikmetli sözde de ifade edildiği gibi, cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bir bahçe, cehennem de ateşini bu dünyadan götürdüğümüz bir yangın yeridir.

Marifetname’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dünya iki gündür: Biri sevinç, biri üzüntü günüdür. Bunlar geçicidir. Öyle ise geçici olanı bırakın da daimi olan nimetlerine kavuşmak için çalışın.)

(Dünya için, dünyada kalacağın kadar, ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehennem ateşine dayanacağın kadar günah işle!)

(Dünya bir köprüdür hemen geçin, yalnız tamiri ile uğraşmayın, yolunuza devam edin!)

(Arzusu ahiret olup, ahiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyayı hizmetçi yapar.)

(Yalnız dünya için çalışana, yalnız nasibi gelir, işleri karışık, üzüntüsü çok olur.)

(Ahiretin sonsuz olduğuna inananın, yalnız bu dünyaya sarılması, çok şaşılacak şeydir.)

(Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur.)

(Dünyaya düşkün olmak, insanın ahiretine zarar verir. Ahiretini seven dünyada haramlardan sakınır. Bu böyle olunca, siz bakiyi fâni üzerine tercih ediniz!)

Hz. Aişe’nin Hadis İlmi

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz (sav) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer alırdı.

Hem babası Ebu Bekir’den hem de Peygamberimizden İslam hakkında pek çok şey öğrenmiş; zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişmiş ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edinmişti.

Hadisler

Ömer b. el-Hattâb (r.a.)’ın aktardığına göre Rasulüllah (sav) şöyle buyurmuştur: “Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Rasûlü için hicret ederse, hicreti Allah ve Rasûlü’ne olmuştur. Kim de erişeceği bir
dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, hicreti, hicretine sebep olan şeyedir.”
(Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155.)

Abdurrahman b. Ebî Bekre (r.a.)’nin babasından naklettiğine göre Hz. Peygamber
(sav) şöyle buyurmuştur: “(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu (Arefe) gününüz nasıl saygın ise, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (kişilik değerleriniz ve namuslarınız) da aynı şekilde saygındır.”

Abdullah b. Ömer (r.a.)’den nakledildiğine göre, Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs,4)

Süfyan b. Abdullah es-Sekafî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.s.) şöyle demiştir: “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol.” (Müslim, Îmân, 62)

Şeddâd b. Evs (r.a.) şöyle dedi: Rasûlüllah’tan (sav) iki şey ezberledim.
O şöyle dedi: “Allah, her işte ihsanı (güzel davranmayı) emretmiştir.” (Müslim, Sayd ve Zebâih, 57.)

Ebû Hureyre (r.a.)’den nakledildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Kul bir günah işlediği zaman
kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tövbe ve istiğfar ettiği zaman kalbi parlar. Günahtan dönmez ve bunu
yapmaya devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah’ın (Kitabında) ‘Hayır! Doğrusu onların
kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.’ (Mutaffifîn, 83/14.) diye anlattığı pas işte budur.”
(Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83.)