Bir gün anlarsın ki hakikat ne kelimelerde ne de şekillerde. O suskunlukta gizlidir. Kalbin dünya gürültüsünden arınıp kendi içine yöneldiğinde başlar gerçek yolculuk. İşte o an dışarıdan bakıldığında sessiz gibi görünen ama içinde bir ömrün yankılandığı o derinlik. Tasavvuf tam orada başlar.
İnsan, bildiğini sandıkça kaybolur. Oysa marifet kendini tanımakla başlar. Ben dedikçe değil sen dedikçe açılır ruh ve sonunda anlarsın ki hiçbir şeyin sahibi değilsin. Sevdiklerin, üzüldüklerin, uğruna yandıkların hepsi EMANET..
Hz.Mevlana der ki aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir. Kalpten kalbe kurulan o görünmeyen yolda yürürken artık kelimeye değil manaya dönersin. Sadece dökülen gözyaşıyla yıkanır kalbin. Ve her nefeste O’nu anmak.. Zamanla anlarsın.
Ağaçlardan dökülen her yaprakta bir sır var. Sessizce akan her damlada bir tecelli. Her kayıp bir hatırlatma, her vuslat bir yok oluş aslında. Aşk dediğin şey birini sevmek değil O’ndan başkasını görmeyecek kadar yanmaktır. Yanarken bile elhamdülillah diyebilmektir.
Çünkü tasavvuf var olmak için yok olmayı bilmektir.
Dua ile..
