NAMAZIN HEDİYE EDİLDİĞİ GECE;MİRAÇ GECESİ

Recep ayının 27. gecesine Miraç gecesi denir. Miraç kelime anlamı itibariyle göğe çıkma, yükselme anlamlarına gelir. İsra ve Miraç hâdisesi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hicretinden 18 ay evvel vukû bulmuştur. Miraç hadisesi, Peygamber Efendimiz’in Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya oradan da Allah’ın huzuruna yükseldiği hadiseye denir. Peygamber Efendimiz bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş olmakla birlikte hiç bir kulun ulaşamayacağı manevi alemlere varmıştır. İşte bu gece her yıl Miraç Kandili olarak idrak edilir.

Hak Dostları tarafından Miraç gecesinin Kadir gecesinden sonra en faziletli gece olduğu söylenir.

İsrâ ve Miraç olarak ifâde edilen bu ilâhî ikram, bütün beşerî perdeler kaldırılarak idrâklerin ötesinde ve tamâmen ilâhî ölçülerle gerçekleşen bir lutuftur. Meselâ, beşerî mânâda mekân ve zaman mefhûmu ortadan kalkmış, milyarlarca insan ömrüne sığmayacak kadar uzun bir yolculuk ve sayısız müşâhedeler, bir sâniyeden daha az bir zaman içerisinde vukû bulmuştur.

Hak Teâlâ buyurur:

“Kulunu (Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’ı) bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (el-İsrâ, 1)

Miraç Kandili’ni ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Çünkü bu gece Peygamber Efendimize ve ümmetine “namaz” hediye edilmiştir. Beş vakit namaz farz kılınmıştır. Peygamberimize (s.a.v) “Peygamberlerden hiçbiri Sen’den evvel, ümmetlerden hiçbiri de Sen’in ümmetinden evvel cennete girmeyecektir!” müjdesi verilmiştir. (Râzî, XXVIII, 248)

Yine Müslim’de rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:

“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e (Miraç’ta) üç şey verildi: Beş vakit na­maz, Bakara Sûresi’nin sonu ve ümmetinden şirke düşmeyenlere büyük günahlarının affedildiği haberi…” (Müslim, Îman, 279) müjdesi verilmiştir.

Peygamber Efendimiz “Bir kimse Recep ayında oruç tutsa, Allah Teâlâ tarafından üç türlü lütûf ve inâyete mazhâr olur. Bunlardan biri, Allah Teâlâ onun geçmiş günahlarının tümünü mağfiret eder. İkincisi, ondan sonraki hayatında da onu korur. Üçüncüsü, mahşer yerinde, susuzluktan emîn olur.” buyurdu. (Gunye 1/181-182)

Miraç’taki en mühim hususlardan biri, beş vakit namazın farz kılınmasıdır. Hak dostları bu gecede namaz kılmanın ehemmiyetine dikkat çekmişler ve namaz borcu olanların kaza namazı kılmalarını tavsiye etmişlerdir.

Rabbim hepimize Miraç gecesi affedilenlerden olmayı nasip eylesin..

AMİN..

Zilhicce Ayının Kıymeti

Arapça’da Zilhicce Hac sahibi ya da hac ayı anlamına gelmektedir.Mübarek ayların ikincisidir. Ayrıca haccın bir parçası ve tamamlayıcısı olan kurban kesme ibadeti de bu ayda yapılır. İslam aleminde kurban bayramı olarak kutlanır.

Allah Resulü, bu ayı namazla geçiren kişileri cennetle müjdelemiş ve onların kurtuluşa erenlerden olacağını aktarmıştır. Ayrıca birçok hadisi şerife göre bu ayda namaz kılan kişilerin, hac ve umre yapmış kadar sevap kazanacakları insanlara aktarılmıştır. Zilhicce ayı girdiği günden itibaren kişilerin farz namazlarının yanı sıra kaza namazlarını kılmaları da gerekiyor. Ayrıca geceleri nafile namazlar ile de Allah’a yakınlaşılır ve günahların affı istenir.

Zilhicce ayı içerisinde birçok ibadeti yerine getirmek, insanların faydasına olacak ve onların kurtuluşa ermesinde vesilede bulunacaktır. Bu ay içerisinde birçok ibadet yapmak mümkünken, önemli olan haram işlerden uzak durmaktır. Zina ve alkol gibi Allah’ın haram ettiği her şeyden uzak durmak gerekiyor. Öyle ki bu ay insanların Allah’a daha çok yaklaştığı aylardan birisidir. Bu sebepten dolayı ibadetle geçirmek kişilerin Allah’a bağlılığını artıracaktır.

Bu ayda yapılması gereken ibadetler şu şekildedir;

  • Bol bol sadaka vermek.
  • Kuran okumak ve uygulamak.
  • Namaz kılmak.
  • Tesbih çekmek.
  • Tesbih namazı kılmak.
  • Hac yapmak.
  • Oruç tutmak.
  • Kurban kesmek.

Özellikle tesbih yapacak olan kişilerin artırarak gitmeleri onlara fayda sağlayacaktır. Kişilerin hem psikolojik rahatsızlıklarından kurtulmalarına hem de Allah’a daha da yakınlaşmalarına vesile olacaktır. Bu ay içerisinde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları da giderilmeli, en azından bir günlük yiyecekleri karşılanmalıdır.

MERHAMET ET!

İnsanı insan yapan merhamettir.. Bence en az namaz, oruç, zikir ve kalbi Allah’a yaklaştıran diğer ibadetler kadar önemlidir. Bir insana duyduğumuz merhamet, bir hayvana ya da bir çiçeğe duyulan merhamet aynıdır..

Peygamber Efendimiz asm’ın en çok önemsediği özelliklerden biridir bu. Kuşu ölen bir çocuğa başsağlığına giden Efendimiz Hz. Muhammed sav. Amcasını öldürenlere kin beslememiş bir Peygamber..

Allah’ın yarattığı herhangi bir canlıyı Allah teala hatrına önemsemek.. Canını yakmamak.. Yardım edebilecek durumdaysak yardım etmek en azından kalben üzülmek..

Filistin’de canı yanan kardeşlerimiz mesela.. Sayı değil onlar her biri can. Aynı sizin ve benim gibi.. Alışılacak, olağan hale getirilecek hiç bir tarafı yok bu konunun.. Biz bugün onlara merhamet etmeyip gözümüzü kapatırsak yarın hesap gününde Hak Teala da bize merhamet etmeyecektir..

Peygamberlerin ortak özelliğidir merhamet.. Yumuşak huyluluk ve hilm. Sert olmak yerine merhamet.. Başkasının canına da kendi canın kadar değer vermek.. Nefsini ve kalbini güzelleştirmek ve feda etmek..

Bazı insanlar için namaz,oruç kolaydır. Zor olansa merhamet etmektir.. Tebessüm etmek, sabretmek, yumuşak huylu olmaktır.. Şeklen değil kalben Allah’a yaklaşmaktır..

Allah her birimizi merhamet eden, vefat ettiğimiz zaman da merhamet edilen kullarından eylesin.

Elif gibi dosdoğru olup merhamet edenlerden..

AMİN..

Hz.Meryem’in İslamiyetteki Önemi

Hz.Meryem dünyaya geldiğinde Zekeriya (a.s), Allah Teâlâ tarafından onun bakım ve gözetimi ile görevlendirildi. Buna rağmen Hz.Meryem, harikulade bir şekilde kendisine temel ihtiyaç maddeleri gönderilerek Allah tarafından rızıklandırıldı. (Âl-i İmrân, 33-37) Küçüklüğünden itibaren Zekeriya (a.s)’nın mescidinde kendini ibadete veren Hz. Meryem, Allah’ın özel olarak seçtiği, ruhunu temizlediği ve kulluğuna davet ettiği has kullarındandır (Âl-i İmrân, 42-43).

İnsanlardan uzak bir şekilde mescitte hususi bir odaya kapanan Hz. Meryem’e Allah Teâlâ bir gün, Cebrail’i (a.s) gönderir. Hz. Meryem, kendisine insan suretinde görünen Cebrail’den korkar ve bir kötülük etmesinden Allah’a sığınır. Cebrail (a.s), olayın iç yüzünü açıklayarak, Allah’ın elçisi olduğunu ve bir çocuk müjdelemek için gönderildiğini belirtir. Bunun üzerine Hz. Meryem şaşkınlık içerisinde, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?” diye haykırır. Cebrail (a.s) de bu seslenişe şöyle cevap verir: “Evet öyle. Rabbim diyor ki: o benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir.” (Meryem, 19/16-21; Âli-İmrân, 3/45-47

Böylece Hz. Meryem, Hz. İsa’ya hamile kalır. Çevresi tarafından töhmetle karşılanacak olan bu durumun izahı mümkün değildir. Bunun için, artık mescitten de ayrılıp, herkesten uzak bir yere çekilmeyi tercih eder. (Meryem, 19/22) Artık toplumdan uzak bir yerde yaşayan Hz. Meryem, hamilelik günlerini sürdürürken doğum sancıları başlayınca, oracıktaki bir hurma ağacının altına sığınır.

Doğum sancılarıyla birlikte töhmet korkuları da o kadar artmıştır ki, bu endişe ona, “keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım” dedirtmiştir. Bu noktada Cebrail (a.s), Allah’ın emriyle imdadına koşar ve seslenir: “Üzülme, Rabbin senin hemen altında bir dere akıttı. Hurma ağacını kendine doğru salla ki sana taze hurma dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun. Şayet insanlardan birini görecek olursan, ‘ben Rahman’a susmayı adadım. Bu gün hiçbir kimseyle konuşmayacağım’ de!” (Meryem, 19/23-26) Bu ifadeler, olayın Allah tarafından planlandığına, ayrıca Hz. Meryem’in yalnız olmadığına ve Allah tarafından korunup gözetildiğine işaret ediyordu. Bir bakıma Hz. Meryem’e, “çocukla ilgili çevrene bir şey söylemen gerekmez. Bu konuda eleştirilere cevap verme sorumluğu bize aittir” denmiş oluyordu. Böylelikle Meryem’in içine az da olsa soğuk su dökülmüş oluyordu.

Hz. Meryem, artık bu manevi destekle, kucağına çocuğunu alıp kavminin yanına gidebilirdi. Öyle yaptı. Ne var ki korktuğu başına geldi ve toplum onu en kötü şekilde ayıpladı. Dediler ki: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın! Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.” (Meryem, 19/27-28) Bunun üzerine Hz. Meryem, bebeği işaret etti. Neler olup bittiğini ona sorun, demek istiyordu.

Etrafındaki insanlar, “Beşikteki bebekle nasıl konuşuruz?” deyince, bebek İsa lisana geldi ve dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Rabbim) bana Kitab’ı (İncil’i) verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı. Yaşadığım sürece bana, namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).” Beşikte konuşturulan yavrunun sözlerinden sonra, Cenab-ı Hakk söze girerek asıl temayı bizlere şöyle vurguluyor: “Hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa işte budur. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. Allah yücedir, bu (iddia)dan uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece ‘ol!’ der, o da oluverir.” (Meryem, 19/34-35)

Allah Teâlâ, bu ayetlerle, Hz. İsa’nın babasız olarak dünyaya geldiğini, toplumun gözü önünde kimsenin inkâr edemeyeceği bir şekilde ortaya koydu. Bu olay, ileride “İsa Allah’ın oğludur” iddiasıyla inkârcılığa sapacak olan Hıristiyanların, gökleri bile çatlatan bu iftiraya yeltenmemeleri için, daha İsa’nın doğduğu günlerde, Allah’ın güç ve kudretini ortaya koyan bir tarzda, tarihi bir gerçek, bir mucize ve belge olarak insanlığa sunulmuştur.

Hz.Meryem islam dünyasına bir iffet ve sabır örneğidir.

Allah ile Konuşturan Namaz

İçine Değil Secdeye Kapanırsan Geçer Acılar

Dünyada nereye bakarsan bak her yer kalabalık… Tek bir yer hariç!

Hastaneler tıklım tıklım. Sanki herkes hastalanmış ve doktora gelmiş gibi…

Mağazalar insan kaynıyor. Sanki tüm insanlar aynı anda alışverişe çıkmış gibi..

Caddelerde adım atacak yer yok. Dünya sokağa dökülmüş gibi.

Bir de camiye gidiyorsun bomboş. Sanki namaz farz değilmiş gibi…

Çünkü bu asır namazı işine, eşine, yoğunluğuna, yorgunluğuna feda edenlerin asrı…

Bahanelerin imanın önüne geçtiği, müsait zaman Müslümanlarının asrı…

Öyle ki çoğu insan vakti veren Allah’a vakit ayıramaz hale gelmiş, ”çalışmak ibadettir’ deyip çalışma uğruna tüm ibadetleri terk etmiş…

-Kitapları ve videolarıyla milyonlara ulaşan Mehmet Yıldız, Allah ile Konuşturan Namaz’da da akıcı üslubuyla Allah’ı, imanı ve namazı anlatmaya devam ediyor…

Duha Namazı

İşrak veya duhâ namazı güneşin doğuşundan yaklaşık 40-50 dakika sonra ilk kuşluk vaktinde kılınır. Duha namazı dört, sekiz ve on iki rekât olarak kılınabilir.

Sabah namazından sonra kılınan namazdır.Arapça karşılığı salatü-d duha olup duhâ, “güneşin doğuşundan yaklaşık 45-50 dakika sonra güneşin yükselip ışığının iyice parladığı, etrafa yayıldığı ve sıcaklığının arttığı zaman” anlamına gelir. 

Hz. Peygamber kuşluk namazının kılınmasını tavsiye etmiş, fazilet ve önemini belirtmiştir. Ebû Hüreyre, Resûl-i Ekrem’in kendisine her ay üç gün oruç tutmayı, iki rek‘at kuşluk namazı ile gece yatmadan önce vitir namazı kılmayı tavsiye ettiğini belirtir.

Başka bir hadiste ise kuşluk namazını kılanın veya kılmaya devam edenin fazla da olsa günahlarının bağışlanacağı ifade edilmiştir.

Hz. Peygamber’in, “Allah’a en sevimli gelen amel az da olsa sahibinin yapmaya devam ettiği ameldir” hadisinin (Müslim, “Ṣıyâm”, 177) genel ifadesine ve, “Bu namaza ancak çok tövbe edenler (evvâbîn) devam eder” hadisiyle (Hâkim, I, 314) benzer rivayetlere (Tirmizî, “Vitir”, 15) dayanarak kuşluk namazını devamlı kılmanın müstehap olduğunu kabul etmiştir.

Namazın Önemi

Yüce Allah’ı tevhid (bir kabul etmek), O’nun eşsiz varlığını bilip tasdik etmek, farz olan en büyük görevdir. Bundan sonra farzların en büyüğü ve en önemlisi namazdır. Namaz, imanın alametidir, kalbin nurudur, ruhun kuvvetidir, mü’minin miracıdır. Mü’min bu namaz sayesinde Yüce Allah’ın manevî huzuruna yükselir. Yüce Allah’a yalvararak manevî yakınlığa erer. Mü’min için ne yüksek bir şeref!.. Bütün hak dinler, insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. Bizim sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz de, peygamber olarak gönderilişlerinden itibaren namaz kılmakla yükümlü olmuştur. Ancak o zaman, güneşin doğuşundan ve batışından sonra olmak üzere günde iki defa namaz kılınıyordu. Sonra Miraç gecesinde beş vakit namaz farz olmuştur. Hazreti Peygamber’in miracı ise, sahih kabul edilen rivayete göre, Medine’ye hicretlerinden on sekiz ay önce Recep ayının yirmi yedinci gecesinde olmuştur.

Kur’an-ı Kerîm’de ve hadîs-i şeriflerde namaza dair birçok emirler ve öğütler vardır. Bütün bunlar, İslam dininde namaza ne kadar büyük önem verildiğini gösterir. Bir ayet-i kerîmenin anlamı şöyledir: “Ey Resulüm! Sana vahy olunan Kur’an ayetlerini güzelce oku ve namazı gereği üzere kıl. Gerçekten namaz, edeb ve namusa uygun olmayan şeylerden, çirkin görülen işlerden alıkor. Her halde Yüce Allah’ı zikretmek, her ibadetten daha büyüktür. Yüce Allah bütün yaptıklarınızı bilir.” Namaz ibadeti ise, en büyük zikirdir. Diğer bir ayet-i kerîmenin anlamı şöyledir: “Namazı gereği üzere yerine getiriniz, zekatı yeriniz. Nefisleriniz için hayır olarak önceden ne gönderirseniz, onu Yüce Allah yanında (sevap olarak) bulursunuz; asla kaybolmaz. Muhakkak ki, Allah yaptıklarınızı görür.” Bir hadîs-i şerîfde: “Namaz dinin direğidir.” buyurulmuştur.

Diğer bir hadîs-i şerîfin anlamı şöyle: “Namaz, kişinin kalbinde bir nurdur; artık sizden içini aydınlatmak dileyen, kalbindeki nurunu artırmaya çalışsın.” İşte bütün bu mübarek ayetlerle hadîs-i şerifler, namazın Yüce Allah yanında ne kadar büyük ve makbul bir ibadet olduğunu göstermeye yeterlidir.

Teheccüd (Gece) Namazı

Teheccüd namazı yatsı namazını kılıp bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp gece kılınan nafile bir namazdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her kim geceleyin uyanır, ailesini de uyandırır ve iki rekât namaz kılarsa, Allah’ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılır.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18)

Başka bir hadiste de, “Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır” (Müslim, Sıyâm, 202; Ebû Dâvûd, Sıyâm, 55) buyrulmuş olması, gece kılınan nafile namazların gündüz kılınanlardan faziletli olduğuna işaret etmektedir. Bunun gibi sözlü teşvikleri yanında fiilen de Hz. Peygamberin (s.a.s.) bu namazı devamlı kılmaya çalışması, teheccüd namazının bizim için sünnet olduğunu göstermektedir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 467-468).

Bazı rivayetlerde, Peygamberin (s.a.s.), yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan uyuduğu, gece yarısından sonra uyanıp bir müddet gece namazı kıldıktan sonra vitir namazını ve daha sonra da sabah namazı vakti girince sabah namazını kıldığı belirtilmektedir (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 182).

Teheccüd namazı kılacak kişi, “Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya” şeklinde niyet edebilir. Teheccüd namazının iki-sekiz rekât arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte, dileyen kimse daha fazla da kılabilir. Bu durumda iki rekâtta bir selam vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rekâtta da selam verilebilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 468-469).

İki rekâttan fazla kılındığında arada konuşma, yeme içme gibi namaza aykırı davranışlarda bulunulmamışsa, tekrar niyet etmek gerekmez. Dört rekât olarak kılındığında, ikinci rekât sonunda teşehhüd için oturulduğunda “tahiyyat”tan sonra “Allahümme salli” ve “Allahümme barik” okunur.

Üçüncü rekât için ayağa kalkıldığında önce “Sübhâneke” okunur, sonra “Eûzü besmele” çekilir ve Fâtiha suresi okunur.

Teheccüd namazı insana huzur ve nur verir.

Hasan-ı Basri Hz. şöyle söylemiştir: “Çünkü onlar gece teheccüde kalkarken Rahman ile baş başa kaldılar, O da onlara nurundan bir nurlu elbise giydirdi elbise gibi onlardan ayrılmaz bir nur verdi, yüzlerinin güzelliği ondandır.” (İbn Ebid-Dünya, et-Teheccüd)

Bayram Gecesi Namazı

Bayram gecesi namazı şu şekilde kılınır: 10 rekat namaz kılınır. Her rekatta fatiha suresinden sonra 11 ihlas suresi okunur.
Her rükuya eğildiğinde rüku tesbihinden sonra 10 kez (Subhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber) okunur.

Namaz bittikten sonra istiğfarda bulunulur. İstiğfar bitince secde edilir ve secdede şu dua okunur:
”Ey Allah! Ya Rahman! Rahim! Hep diri olan! Kendi nefsiyle kaim olup hiçbir şeye muhtaç olmayan! Celal ve ikram sahibi!
Günahlarımı bağışla namazımı kabul buyur.”

Bayram gecesi kaza ve nafile namazları kılınmalı ve ayrıca Kuran-ı Kerim okunmalıdır.

Selman’dan (ra) rivayet edilen bir hadisi şerifte Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her kim iki bayram gecesinde 6 rekat nafile namaz kılarsa mutlaka o kişi gerçekten kendisi için cehenneme girmek vacip olan kendine ait bir hane halkının hepsinin kurtuluşu hakkında şefaatçi kılınır.”

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
”Kim önemini bilerek bayram gecesini ibadetle geçirirse kalplerin öldüğü gün onun kalbi diri kalır.”

Sabah Namazının Sırrı

Her sabah namazı hayatımıza beyaz bir sayfa açar. Sabah ezanı Allah’ın bize bir gün daha hediye ettiğinin işaretidir. Seher vakti kıldığımız sabah namazı bizler için çok önemlidir.

Seher vakti tövbe edenleri Allah’ın affedeceği bildirilmiştir. Uykumuzdan, nefsimizden ve zamanımızdan feda ederek kıldığımız bu namaz son derece huzur vericidir.

İsra Suresi 78. ayette Rabbimiz şöyle buyurmuştur: ”Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını; çünkü sabah namazı şahitlidir.”

Sabah namazında gündüz ve gece meleklerinin tümü hazır bulunmaktadır. Sabah namazını kılan Allah’ın garantisindedir.

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ” Sabah namazının iki rekatlık sünneti dünyadaki her şeyden hayırlıdır. ”

Allah bizlere günde beş defa huzuruna çıkmamızı, dünya yüklerini bir kenara bırakıp O’na ibadet etmemizi emretmiştir.

Bunlardan en kıymetlisi de sabah namazıdır. Seher vaktinin insana verdiği tarif edilemez huzur da bu namazın ne kadar kıymetli ve önemli olduğunun bir göstergesidir.

” Essalatu hayrun minen nevm” Bu cümle sadece sabah ezanında geçmektedir. ”Namaz uykudan hayırlıdır” anlamındadır.

Rabbimiz namazın her şeyden daha önemli olduğunu her sabah ezanında duymamızı istemiştir.

Allah bizleri sabah ezanının ve sabah namazının değerini bilenlerden eylesin. Amin..