Rebiülevvel Ayı

Kamerî yılın saferden sonra gelen üçüncü ayına rebîü’l-evvel (birinci rebî‘), dördüncü ayına da rebîü’l-âhir (sonuncu rebî‘) veya rebîü’s-sânî (ikinci rebî‘) denir.

Sözlükte “bahar, bahar yağmuru, bolluk ve bereket” gibi anlamlara gelen rebî‘ Arapça’da hem ay hem de mevsim adı olarak kullanılır.

İslâm tarihinde rebîülevvel ayının önemli bir yeri vardır. Hz. Peygamber genel kabule göre Rebîülevvel ayının 12’sinde Pazartesi günü dünyaya gelmiş ve bugünün kutlanması müslüman toplumlarda bir mevlid geleneği oluşturmuştur.

Rebiülevvel ayına has özel bir dua veya ibadet şekli yoktur. Hz. Peygamberin (s.a.s.) yaptığı günlük ibadet ve dualar, bu ayda da yapılır.

Kamer aylarının üçüncüsü olan Rebiülevvel ayında belalardan korunmak için günahlara tövbe etmeli, çokça istiğfar çekmeli, kaza namazı kılmalı. Ayrıca sadaka vermeli ve salavatlar ile meşgul olmalıdır.

Bu yıl Rebiülevvel ayı 7 ekimde başlayıp 5 Kasım 2021’de sona erecektir. Bu yıl mevlid kandili 17 ekim pazar günü idrak edilecek.

Mevlid Kandili ya da Veladet Kandili (Arapça: لیلة مواليد, Mevlid (مولد), Mevlid en-Nebi (مولد النبي), İslam dininin peygamberi olan Hz.Muhammed(sav)’in doğum gecesi ve aynı zamanda hicri rebiülevvel ayının on ikinci gecesidir.

Allah bu mübarek ayda bizleri affedilen kullarından eylesin.Amin…

Ağlayan Hurma Kütüğü

Peygamberlerin, mûcize sûreti ile ortaya koydukları hârikalar, insandaki gafletin izâlesi istikâmetinde bir şok te’sîri husûle getirmek içindir. Tâ ki, insanoğlu hiçten daha hiç olduğunu anlasın ve tam bir teslîmiyetle Rabbine kul olsun!

İnsanoğlunun gafletini yırtıp izâle edecek bu hârikulâde hâdiseler, gâfillerin idrâklerini acze mahkûm etmek ve ehl-i îmânın da yakînini artırmak içindir.

Cansızlar, bitkiler ve hayvanların Rabblerine olan tesbîhleri, Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-‘i tanımaları ve O’na muhabbetle meyletmeleri gibi tecellîler, bu cümledendir.

Bu mûcizeler, âşikârâne bir sûrette gözler ve gönüller önünde defalarca sergilenmiştir. Bunların en meşhûrlarından biri de, bir hurma kütüğünün meşhur olan feryâd ü figânıdır:

Mâlûmdur ki, Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-, ashâbına vaaz ederken mescid direklerinden bir hurma kütüğüne dayanır, öyle sohbet ederlerdi.

Bu hurma kütüğü de, kendisine Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-‘in yaslandığını duyar, bu mazhariyetle mes’ûd olurdu.

Gün geldi, mescidde sohbet dinleyen ashâb o kadar çoğaldı ki, sahâbelerin mühim bir kısmı, kalabalıktan Rasûlullâh -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-‘in mübârek yüzünü göremez oldular ve:

“-Yâ Rasûlallâh! Bizler, mescid hayli kalabalık olduğundan mübârek yüzünüzü göremiyoruz!” diye haklı olarak şikâyette bulundular.

Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-‘den mescide bir minber yapılmasını ve O’nun bu minbere çıkarak hutbesini îrâd etmesini taleb ettiler.

Bunun üzerine mescide bir minber yapıldı. Nûr-i nübüvvet, Varlık Nûru, artık bu minbere çıkarak sohbet edecekti. Fakat Rasûlullâh -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-‘in ilk minbere çıkışında beklenmeyen mûcizevî bir hâdise oldu:

O Âlemlerin Efendisi’nin daha evvel hutbe okurken kendisine yaslandığı hurma direği; duyan, düşünen, hicran ve hasret içinde kavrulan bir insan gibi feryâd u figân ile âh edip inlemeye başladı.

Bu, derin ve yanık bir ney sadâsı gibi öyle içten bir seslenişti ki, o sohbet meclisinde bulunan, genç ve yaşlı, bütün mü’minler bu feryâdı duydular.

Feryâd bir sadâ olmaktan da çıkarak, âdetâ bir muzdarip lisân hâline geldi.

Bütün ashâb, kuru bir hurma ağacının bu kadar yanık bir sesle içindeki hasret ve ızdırâbını ifâde etmesi karşısında hayret ve dehşet içinde kaldı.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, beyitlerinde bu hâdiseyi şöyle hulâsa eder:

Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-, minberden indi ve mübârek elleriyle hurma kütüğünü okşayarak:

“-Ey hurma kütüğü! Ne istiyorsun? Bu feryâdın niye? Nedir bu hâlin?”diye derin bir anlayışla sordu.

Hurma kütüğü, kendi hâl lisânı ile konuşmaya başladı. Sıcak göz yaşları içinde dedi ki:

“-Yâ Rasûlallâh! Senin hicrânın beni yaktıkça yaktı. İçime târifsiz bir gam, keder ve hasret doldurdu. Daha evvel hutbe vakitlerinde senin dayandığın o tâlihli ve mes’ûd direk bendim.

Şimdi ise beni terkettin; bir minbere yükseldin. Şimdi senin mesnedin o minberdir. Fakat ey Allâh’ın Rasûlü! Lutfen ve merhameten bana hak ver, dünyâda hangi varlık senin bu hicrânına tahammül edebilir?

Rasûlullâh -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-, hurmanın bu derûnî muhabbet feryâdı karşısında onu tesellî sadedinde dedi ki:

“-Ey hurma kütüğü! Mâdem ki feryâdın böyle bir ayrılık acısındandır, dile benden, ne dilersen!..

İster misin, Allâh’a yalvarayım da; seni doğunun batının bütün insanlarına meyve yetiştiren yemyeşil, dipdiri bir ağaç yapsın? Yâhut seni bir cennet fidanı, cennette bir servi fidanı yapsın ki, sonsuzluğa kadar en güzel, en tâze vücûdlar gibi genç ve dilber kalasın!..”

Bu iltifâta mazhar olan hurma kütüğü, Rasûlullâh -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-‘den, yakıcı ve kavurucu aşkının bir tezâhürü olarak şu talebde bulundu:

“-Yâ Rasûlallâh! İkisini de istemem. Tek arzum, sende fânî olmak, bunun için de beni gömüp yok etmen, beni bu fâni vücûdumdan kurtarmandır.

Çünkü bir ağaç ne kadar taze ve güzel olursa olsun gıdâsını güneşten ve sudan alır. Halbuki benim hayâtım, senin nûrâniyetinin nûruyla beslendi. ,

Sana destek olmanın, senin hararetinle ısınmanın, sende yanıp kavrulmanın lezzetini tattı. Ben artık bu hoş ve tatlı hazdan ayrılamam. Dâimâ bâkî olanı isterim.

Beni öylesine göm ve yok et ki, sende senin biricik nûrun içinde dirilip ebedî olayım.”

“(Allâh Rasûlü -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-), o hurma kütüğünü toprağa gömdürdü. Tâ ki kıyâmet gününde insan gibi dirilsin!”

OSMAN NURİ TOPBAŞ

Cuma Namazının Önemi

Cuma namazı toplam 10 rekattır. 4 rekat ilk sünnet, 2 rekat farz ve 4 rekat son sünnet kılınır. Son sünnetten sonra 4 rekat zühri ahir ve 2 rekat vaktin son sünneti eklenir.

Cuma namazı öğle vaktinde kılınır. Tek başına kılınmaz, cemaatle kılınır.

Cuma namazının farzı iki rekâttır. Bunun yanında farzdan önce dört rekât, farzdan sonra dört rekât olmak üzere sekiz rekât da sünneti vardır (Kasani, Bedai I, 269)

CUMA SURESİ 9-11.AYET

9-”Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.”

10-”Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”

11-”Ama onlar bir ticaret veya eğlence görünce ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler. De ki:” Allah’ın nezdinde olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır”

Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki “Güneşin doğduğu en hayırlı gün cuma günüdür. Adem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet de ancak cuma günü kopacaktır.”

Allah hepimizi cuma gününün değerini bilen kullardan eylesin. Amin..

Veysel Karani ve Anne Sevgisi

Veysel Karani Hz. peygamber efendimizin zamanında yaşamış velilerdendir. Adı Üveys b. Amir el-Karani’dir. Yemen’in Karan köyünde doğmuştur. Peygamber efendimiz hayattayken müslüman olmuştur.

Hasta, gözleri görmeyen ve yaşlı annesinden başka kimsesi yoktu. Çobanlık yapardı.

Rasulullah (sav) sevgisi ile yanıp tutuşur. Tek isteği Rasulullah (sav)’in mübarek yüzünü görmektir.

Bu aşk ile günleri geçip gider. Bir gün hasta ve yaşlı annesine : ” Anneciğim! Eğer müsaade edersen gidip sevgili peygamberimizin mübarek yüzünü göreyim. Gidip Medine‘de ziyaret edeyim.”

Veysel Karani’ nin annesi uzun uzun düşündü. Sonra: ” Bir şartla izin veririm, Rasulullah’ı hane-i saadetinde ziyaret edeceksin başka yerde değil” dedi.

Aşık-ı Resul olan Veysel Karani annem izin verdi diye sevinç içinde Medine yoluna düştü. Günlerce yolculuktan sonra Medine’ye ulaştı. Peygamberimizin evini sorduktan sonra hane-i saadetin kapısını çaldı.

Hz. Ayşe validemiz: ” Kim o?” diye seslendi.

”Benim,ben. Veysel. Yemen’in Karan köyünden geldim. Rasulullah’ı ziyaret etmek istiyorum.”

Hz. Ayşe: ” Resulu ekrem mescide gitti, hemen oracıkta görebilirsin.”

Veysel Karani: ” Gidemem, annemin izni buraya kadar.”

Hz. Ayşe(r.a): ” Ey Allah’ın kulu, kimsin sen? ”

” Adım Veysel Yemen’in Karan köyündenim. Çobanlık yaparım. Sevgili efendimizi ziyaret etmek için buraya kadar anacığımdan izin almıştım, demek ki görmek nasip değilmiş” diyerek gerisin geriye döndü.

Rasulullah (sav) mescidden döndüklerinde: ” Ya Ayşe! Buraya Üveys Veysel mi geldi? Onun beni bu dünyada görmesi nasip olmayacak, Allah onu imtihan ediyor. Annesine olan itaatinin derecesini ölçüyor” dedi.

Veysel Karani annesine gelip olanları derin bir iç çekerek anlattı. Üzüntüsünden sararıp solmuştu. Annesi :

” Üzülme oğlum, üzülme. Sen beni memnun ettin ya Allah da seni memnun edecek. Efendimizi ahirette göreceksin, şefaatine nail olacaksın ”dedi.

Rasulullah Efendimiz (sav) onun hakkında: “Üveys Karani ihsan ve iyilikte Tabiin’ in hayırlısıdır” buyurdular. Rasulullah Efendimiz, zaman zaman yüzünü Yemen tarafına dönüp  “Yemen tarafından rahmet rüzgârı estiğini duyuyorum” buyururdu.

Peygamber Efendimiz’in Veysel Karani Hazretleri’ne hediye ettiği Hırka-i Şerif, Sultan Abdülmecid tarafından Fatih semtinde yaptırılan Hırka-i Şerif Camiinde ko­runmaktadır.

Ölümün Hakikati

Ölümün hakikati ile ilgili bakış açımız en başta değişmesi gereken konulardan biridir. Kuran-ı Kerim’de Allah’ın ölümü ve hayatı bir nimet olarak yarattığı yazılıdır.

Ruhumuzun nereye gideceğimizi, onu kime emanet edeceğimizi bilmediğimiz için ölümden genellikle korkulur.

Bizler sadece ölümün perdesini biliyoruz.

Ölüm hayatın sonu, ahiretin başlangıcıdır. Bir diyardan başka bir diyara göç etmektir.

Peygamberimiz (sav), Allah yolunu sevenler ve alimler bu dünya için zindandır demişlerdir.

Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: ” Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir.”

Mümin için dünya insanın nefsiyle, günahlarla, şeytanla savaştığı, Rabbinden uzak kaldığı yerdir. Bu dünyanın mümin için tek güzel tarafı burada Rabbine ibadet edebilmesidir.

Dünyadaki her güzel şeyin aslı ahirettedir. Tohumun ölümü, çiçeğin doğuşudur. Allah tohuma toprağın üzerinden bakmamızı istiyor.

Ölüm Efendimize (sav) kavuşmaktır. Allah resulünün evine, Medine-i Münevvere’ ye gidene seviniyoruz ama ahirete göç edip O’nun zatına kavuşana üzülüyoruz.

Ehli imanın toprağın altında daha çok dostu vardır. Bütün peygamberler, evliyalar, sahabeler bizi orada beklemektedir.

Allah salavat getirdiğin sevdiğinle artık buluşabilirsin deyip cennetin kapısını bizlere açtığında anlarız ölümün güzelliğini..

Cennet rıza makamı.. Bu dünyadaki acizliklerin hiçbiri yok.. Allah’ın cemalini görme, kardeşlik, huzur, sevgi diyarı..

Ölümle İlgili Ayetler

”Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedî mi kalacaklar? Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” (Enbiya-34/35)

“Bilesiniz ki göklerin de yerin de hükümranlığı Allah’ındır. Yaşatan O’dur, öldüren O’dur. Allah’tan başka sizin için ne bir dost ne bir yardımcı vardır.” ( Tevbe-116)

Şöyle de: “Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir.” ( Cuma-8)

Şeb-i Arus

Hz. Mevlana‘ya göre ölümün hakikati Allah’tan bir parça olan ruhun aslına kavuşması aşık ile maşukun buluşmasıdır. Bunun tasavvuftaki adı şeb-i arustur. Yani düğün gecesi.

Ruhun aslına dönüşü ”kavuşma” ve ”vuslat” kelimeleriyle ifade edilir. Kavuşmak dirilmektir, aşk olmaktır.

Ölüm yeniden doğmaktır. Rabbine kavuşmaktır.

Allah bizlere ölümü ve Azrail meleğini güzel görmeyi nasip etsin. Amin..

Salavat Getirmenin Sevabı

Rasulullah(sav) salavat hakkında şöyle buyurmuştur:

”Ümmetimden en yakın olanlar bana en çok salavat getirenlerdir.”

”Allahü Teala’yı razı etmek isteyen bana çok salavat göndersin.”

”Bana bir salavat okuyana Cenab-ı Hak on salavat getirir.”

”Bir kimseye sıkıntı geldiğinde bana salavat okusun. Salavat kederleri, üzüntüleri giderir.”

”Bana salavat okuyanların salavatlarını duyarım.”

”Bana salavat okuyan kişiye bütün melekler salavat okur.”

”Cuma günü yüz defa salavat okuyan kimsenin seksen yıllık hataları bağışlanır.”

”Bir kişinin okuduğu salavat ona sırat köprüsünde bir nur olacaktır.”

”Salavat okuyan kişi cennetin yolunu bulmuş demektir.”

Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed..

Mekke ve Medine

Lebbeyk Allahümme lebbeyk

Lebbeyke la şerike leke lebbeyk

İnne’l hamde ve’n nimete

Leke ve’l mülk la şerike lek

”Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur!

Buyur Allah’ım, senin asla ortağın yoktur.

Buyur Allah’ım, şüphesiz hamd sana mahsustur.

Nimet de senindir mülk de senin, asla ortağın yoktur.”

Mekke-i Mükerreme

Kabe… Allah’ın kutsal evi. Zamanın, mekanın anlamını yitirdiği yer. Allah’la baş başa kaldığımız mekan.

Allah’ın evi Kabe’nin yine Allah’ın evi olan Mümin kalbiyle karşı karşıya geldiği yer.

Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in tevekkülü, inşası ve İslam’ın kalbi.

Her anı mahşer günü gibi. Dünya cazibelerinden, renklerinden, hırslarından uzak. Kalpte, dilde, bakışta, adımda yalnızca Allah’ın rızası.

Tövbe ve istiğfar ile, dua ile, Kuran-ı Kerim ile, namaz ile Allah’a yaklaşma mücadelesi.

İbrahim Peygamberin, Muhammed Peygamberin adım attığı , dua ettiği yerler. Onlarla aynı yerde, aynı şekilde dua etmektir kalbi heyecanlandıran.

Allah rızası için temiz tutulan Kabe’nin etrafında yine kalbimizi temizlemek için dönmektir melekler gibi.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in teslimiyetini, Allah’a dostluğunu, güvenini, nefsini kurban etmeyi, Hz. Hacer gibi mücadele etmeyi, Hz. Muhammed (sav) gibi sabretmeyi, Allah rızasını kalbimizde ilk sıraya koymayı öğrenmektir Mekke..

Medine-i Münevvere

Nurlu şehir, gül kokan şehir Medine.. Rasulullah’ın (sav) evi. O’nun gibi tertemiz, nurlu, huzurlu şehir. Asr-ı Saadet’i kalbinde saklayan şehir. Sahabelere yurt olan şehir.

Kimsesizlerin, yolda kalmışların, gariplerin sığınağı..

Mescid-i Nebevi

Rasulullah(sav)’a can-ı gönülden kucak açan, bağrına basan Medine..

Bizler için Allah yolunda nice çileler çekmiş gül kokulu peygambere kavuşup gül olmak..

”Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidine Muhammed.”

Rasulullah’ın karşısına geçip O’na salavat okuyup, dua etmek ve O’nun görüp dua edeceği insanlardan olabilmek..

Hiçbir yere benzemeyen güzeller güzeli iki şehir.. Rasulullah’a, sahabelere, Allah yolunda şehit olmuş nice yüce gönle ev olmuş iki nurlu şehir..

Allah hepimize bu iki şehri görmeyi ve oradaki kalplere hakkıyla layık olmayı nasip eylesin. Amin.

Muhammed Peygamberin Tebük Hutbesi

Rasulullah(s.a.v) Tebük’te bir hurma ağacına yaslanarak gönülleri ağlatan bir konuşma yapar:

İyi biliniz ki sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabıdır. Yapışılacak en sağlam kulp takvadır. Dinlerin en hayırlısı İbrahim’in dini İslam’dır.

Sünnetlerin en hayırlısı Muhammed’in sünnetidir. Kıssaların en güzeli Kur’an ve sözlerin en güzeli Allah’ı anmaktır.

Amellerin en hayırlısı Allah’ın emrettiği farzlardır.Amellerin kötüsü bidatlerdir.En güzel yol Peygamberin yoludur.

Ölümlerin en şereflisi şehitliktir. İnsanların yararlısı Allah’ın dinini tebliğ edendir. Körlüğün kötüsü doğru yolu bulduktan sonra ayağı kayandır.

Tövbenin kötüsü ölüm geldiği an tövbe edendir. Pişmanlığın kötüsü kıyamet günündeki pişmanlıktır.

Zenginliğin hayırlısı gönül zenginliği,azıkların hayırlısı takvadır. Hikmetin başı Allah korkusudur. Hamr(içki) her türlü kötülüğü bir araya getirendir.

Her biriniz dört arşın yere yani mezara gireceksiniz. Amellerinizin muhasebesi ahirete kalacak.

Gıybet etmek Allah’ın emrine karşı gelmektir. Af talep edeni ise Allah affeder.Uğradığı zarara sabredene Allah mükafatını verir,ecrini arttırır.”

”Ey Allah’ım beni ve ümmetimi mağfiret eyle.”

”Ey Allah’ım beni ve ümmetimi mağfiret eyle.”

”Ey Allah’ım beni ve ümmetimi mağfiret eyle.”

”Kendim ve sizin için Allah’tan mağfiret talep ederim.”