İşitin Ey Yarenler

Süluk bir nevi dil, kulak, göz ve gönül eğitimidir. Bir sabır eğitimidir. Kırk sene hizmetin sırrı topyekun bir gönül eğitimiyle ilgilidir. Yunus’un dergaha kırk yıl hizmet etmesinin motifi, gönül terbiyesinin ne kadar zor ve hassas olduğunu göstermektedir.

Ayrıca bu hizmet sırasında dervişin içten içe idrak etmesi gereken nükte halka hizmetin Hakk’a hizmet ve ibadet olduğudur.

Vücud-ı vahidi anlamak cemal ve celali birlemek, sonra dönüp vücud içinde kendi aslını seyretmek kolay değildir.

Yunus cemalde celali buluncaya ”Bir isen birliğe bak, ikiyi elden bırak” deyinceye kadar yani kırk sene eğitilmiş, her tecellide yarin cemalini temaşa etmiştir. Dolayısıyla odunlar için kullanılan ”eğri” ve ”doğru” gibi sıfatlar bilinç noksanlığından ibarettir.

Bu noktada menkıbedeki düz odunların Allah’ın cemali, eğri odunların celali tecellilerini remzettiği söylenebilir. Celal ve cemal iç içe olduğuna, Niyazi’nin ifadesiyle dikensiz bir gül olmayacağına göre doğruluk ve eğrilik vehmi bir düşüncedir.

Tapduk Emre eğri doğru, güzel çirkin, iyi kötü ne varsa birleyerek kabul eder. Çünkü varlık birdir.

Yunus kırk yıl sonunda dergaha eğri ve doğru ayrımı yapmadan odun getirmeye başlayınca tevhidi anlayacak, kemale ulaşacaktır.

Yunus çoktan dost ile dost olmuştur ama bundan kendi de habersizdir.

Yunus gibi bir aşıkın süluktaki sabrıyla Tapduk gibi bir maşukun terbiye sırasında gösterdiği sabır muhteşem bir kemal örneğidir.

MUSTAFA TATÇI/İŞİTİN EY YARENLER

AH ÖLÜM/YUNUS EMRE HZ.

Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler

Yunus derki gör taktirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler