Gören Gönüller İçin Gölgede Zikir

Vakit ikindiye yakındı. Güneş, altın bir örtü gibi toprağın üstüne seriliyordu. Dağların ardında bir köyün dışında, ulu bir çınar ağacı vardı. Onu görenler sadece gölgesini fark ederdi ama gönül gözü açık olanlar o ağacın köklerinde tevhidin sırlarını, dallarında hikmetin meyvelerini, gölgesinde ise rahmetin serinliğini hissederdi.

O çınarın gölgesinde bir Mevlevi dervişi oturuyordu. Başı önünde, elinde tesbihi.. Parmakları tesbih tanelerine dokunurken dilinde hiç ses yoktu; ama bir tane dua gibi bir sır gibi dönüyordu.

Yanına sokulmuş bir sarı kedi, gözlerini kısmış, sessizce ona eşlik ediyordu. Sanki o da zikir halinde sessizliğiyle konuşuyordu.

Etrafta kırmızı güller açmıştı. Her biri Allah aşkıyla yanmış bir kalbin sembolüydü. Arada bir arılar bu güllere konuyor, sonra yükselip uzaklaşıyordu. Ama o arılardan birinde bir arı yolunu şaşırdı. Doğrudan dervişin eline tesbihin üzerine kondu.

Derviş gözlerini açtı. Tebessüm etti. Arıya bakmadı, onun getirdiği ilhama baktı.

”Balı yapan çiçeği değil; hikmeti alan gönüldür”diye fısıldadı. O an gökyüzünde bir serinlik esti. Güller eğildi, yapraklar usulca titreşti. Sanki doğa o anda zikre durdu. Kedi başını kaldırdı, dervişin yüzüne baktı. O bakışta soru yoktu. Kabulleniş vardı. Teslimiyetin en saf hali.

Derviş yeniden kapadı gözlerini. Tesbihi yeniden döndürmeye başladı. Bu döngü zamanın değil ebediyetin içindeydi.

O gün görenler bir adam, bir kedi ve bir arı gördü. Ama bilenler o gün bir öğreti, bir sır, bir hal yaşandığını fark etti. Çünkü bazen bir arı, bir gül ve bir suskunluk.. Kitaplardan daha çok konuşur.

Bu dilsiz bir davettir… Gören gönül içindir.

Dua ile.. Aşk ile..

Zilhicce Ayının Kıymeti

Arapça’da Zilhicce Hac sahibi ya da hac ayı anlamına gelmektedir.Mübarek ayların ikincisidir. Ayrıca haccın bir parçası ve tamamlayıcısı olan kurban kesme ibadeti de bu ayda yapılır. İslam aleminde kurban bayramı olarak kutlanır.

Allah Resulü, bu ayı namazla geçiren kişileri cennetle müjdelemiş ve onların kurtuluşa erenlerden olacağını aktarmıştır. Ayrıca birçok hadisi şerife göre bu ayda namaz kılan kişilerin, hac ve umre yapmış kadar sevap kazanacakları insanlara aktarılmıştır. Zilhicce ayı girdiği günden itibaren kişilerin farz namazlarının yanı sıra kaza namazlarını kılmaları da gerekiyor. Ayrıca geceleri nafile namazlar ile de Allah’a yakınlaşılır ve günahların affı istenir.

Zilhicce ayı içerisinde birçok ibadeti yerine getirmek, insanların faydasına olacak ve onların kurtuluşa ermesinde vesilede bulunacaktır. Bu ay içerisinde birçok ibadet yapmak mümkünken, önemli olan haram işlerden uzak durmaktır. Zina ve alkol gibi Allah’ın haram ettiği her şeyden uzak durmak gerekiyor. Öyle ki bu ay insanların Allah’a daha çok yaklaştığı aylardan birisidir. Bu sebepten dolayı ibadetle geçirmek kişilerin Allah’a bağlılığını artıracaktır.

Bu ayda yapılması gereken ibadetler şu şekildedir;

  • Bol bol sadaka vermek.
  • Kuran okumak ve uygulamak.
  • Namaz kılmak.
  • Tesbih çekmek.
  • Tesbih namazı kılmak.
  • Hac yapmak.
  • Oruç tutmak.
  • Kurban kesmek.

Özellikle tesbih yapacak olan kişilerin artırarak gitmeleri onlara fayda sağlayacaktır. Kişilerin hem psikolojik rahatsızlıklarından kurtulmalarına hem de Allah’a daha da yakınlaşmalarına vesile olacaktır. Bu ay içerisinde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları da giderilmeli, en azından bir günlük yiyecekleri karşılanmalıdır.

Annelerimizin Cenneti :)

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ” Cennet annelerin ayakları altındadır.” Yani annelerimizin cenneti.. Rabbimiz cennet nimetini annelerin ayaklarının altına sermiştir. Allah’ımızın anneleri bu kadar sevmesi bizlere önemli bir derstir.

Dünyanın faniliğini bile bile annelerimizi kırmayalım, üzmeyelim. Üzdüysek af dileyip helallik isteyelim. Geç olmadan, onları kaybetmeden farkına varalım. Annelerimiz en kıymetli varlığımızdır.

Anneler Allah’ımızın en güzel isimlerinin üzerimizdeki tecellileridir. Onların kıymetini bile kullar Allah katında çok değerlidir.

Bizler için gençliğini, zamanını, sağlığını tüketen, maddi-manevi destek sağlayan annelerimize biz de sevgimizi verelim. İmkanlarımız varken onları huzurevlerine göndermeyelim. İlahi adaletin otuz yıl sonra evlatlarımız vesilesiyle bizi bulabileceğini unutmayalım.

Hz. Ayşe (ra) Kabe’nin avlusunda sırtında annesini taşıyan birini görür. Adam büyük bir heyecanla annesini taşıyor ve tavaf ettiriyor. Manzarayı gören Hz. Ayşe (ra) Peygamberimize (sav) “Bu adam bunu yaparak annesinin hakkını ödemiş midir” diye soruyor.
Hz. Peygamber (sav) ”Hayır” diyor.
“Kendisini doğuran kadının bir sancısının hakkını bile ödememiştir” buyuruyor.

Bugün benim annemin doğum günü. Böyle bir annenin evladı olduğum için Allah’a her gün şükrediyorum.. Allah herkese böyle bir gurur nasip etsin.

Allah annelerimizi başımızdan eksik etmesin, vefat eden annelere rahmet eylesin..

Doğum günün kutlu olsun melek anneciğim, seni çok seviyoruz..

Rumi’s Seven Advices

  1.  In generosity and helping others: be like the river
  2. In compassion and grace: be like the sun.
  3. In concealing others’ faults: be like the night.
  4. In anger and fury: be like the dead.
  5. In modesty and humility: be like the soil.
  6. In tolerance: be like the ocean.
  7. Either appear as you are, or: be as you appear.

Rumi wrote in the thirteenth century, and yet, these bits of advise are well taken today. Imagine a world where generosity and help flowed as freely and as powerfully as a river. Imagine a world where compassion and graciousness shone in all of our lives as brilliantly as the sun on a perfect summer day. Imagine a world where we were eager to hide others faults the way the darkness of a cloudy, starless night hides just about everything. Imagine a world where we put no energy or life into our anger or frustrations. Imagine a world where our modesty and humility were as rich and fertile as the soil of a river delta. Imagine a world where we were all as tolerant and accepting as the ocean is deep. Imagine a world were appearances were not deceiving, but what you saw was what you got, where authenticity reigned.

Şems ve Mevlana

”Benim aşktan başka hiçbir arkadaşım yoktu ve olmadı. Ne dünyaya gelmeden önce ne de daha sonra aşksız yaşadım. Canım, içimden bana şöyle sesleniyor: Ey aşk yolunun yolcusu, bana kapıyı aç! ”

Şems, Mevlana’yı Mevlana yapandır. Şems ile karşılaşıncaya kadar Mevlana bir alimdir. Konya’nın sevgilisi, olgun ve makul baş müderrisi. Şems aniden gelir. Yaşı kırkı bulmuş Mevlana’nın belki de hiç beklemediği bir anda ”kırk” peygamberi bir yaştır. Üstelik son fırsattır. Çalınır kapı. Ardına kadar açılır kapı. Girer içeri sessizce yolcu. Geçiyordur. Uğramıştır. Kalır.

Gariptir Şems. Aniden gelen mağrur adam, mağrurluktan başka ilmiyle mağrurdur.Sahte tevazuyu kibirle eşit tutar ve ondan nefret eder.

Karanlık ve siyaha ait bir yabancı. Durak şaşırtan yolcu. Yolcuyu yolundan eden dilber. Kimliği belirsiz.

Şems güneş demektir. Mevlana okyanustur. Şimdiye değin denizlerin, kamerlerin ardı sıra yürüyüp durmuştur. Ancak şimdi güneşin cazibesine tutulmuştur.

Suyun toprağa kavuşması gibi değil iki suyun birbirine kavuşması gibi kavuşur. Şems hem canı hem cananı olur Mevlana’nın. Kim aşık, kim maşuk bu kavuşmada belli değil. Ne gam! Aşktır aralarındaki.

Anlamayanlar anlayışsızlıklarında mazur, nereden anlasınlar ki?

Şems bir bıçak gibi böler Mevlana’nın ömrünü tam orta yerinden ikiye. Öncesinde Mevlana ne idiyse artık o değildir. Temkinliyse temkini bırakır makulse aklın sınırlarını çatlatır.

”Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir, temizler ve gizler. Fazilettir diyettir. Bu yüzden denilir ki gözyaşı yiğitler karıdır. Her yürek bu yiğitliği gösterip aşk için gözyaşı dökmez. Aşkın kadar ağla ey gönül!”

SİNAN YAĞMUR/TENNURE VE ATEŞ

GÜZEL İNSAN ALİ BANAT

Ali Banat (28 Kasım 1982 – 29 Mayıs 2018) Arap kökenli bir insani hayırsever olan Arap kökenli Avustralyalı bir iş adamıydı.

 Kanser teşhisinin ardından sahip olduğu her şeyi hayır işleri için bağışladı.

Ağız kanserine yakalanan Ali Banat kanseri Allah’ın ona hayatını değiştirmesi için verdiği bir hediye olarak kabul ettiğini söyledi

 Ekim 2015’te kanser teşhisi konmadan önce bir güvenlik ve elektrik şirketine sahipti.

Teşhisten sonra MATW olarak da bilinen “Dünyadaki Müslümanlar” adlı hayır kurumunu kurdu.

Mohamed Hoblos ile “Kanserle Yetenekli” başlıklı bir röportaj, hayır kurumuna daha fazla tanıtım sağladı. Hayırseverliği başlangıçta Togo’ya odaklandı, ancak Burkina FasoGana ve Benin gibi diğer Afrika ülkelerine yayıldı.

Köylerdeki muhtaç insanlara su kuyuları, eğitim tesisleri, toplumsal kalkınma ve gelir getirici projeler, gıda yardımı, okul, yetimhane, dul kadın ve çocukları için tesislerin inşası ve inşaat ve onarım işleri dahil olmak üzere yardım etti.

2015 yılında kanser teşhisi konan kanser teşhisi ve 3 yıllık bir savaşın ardından 29 Mayıs 2018’de vefat etti.

Ölümünden çok kısa bir süre önce bir ”Bildiğiniz gibi elhamdülillah ben öldüm” sözleriye başladığı bir veda video mesajı bıraktı. Bu videoda bu dünyanın geçici olduğu ve hayırlı hedeflere yönelmemiz gerektiğini gözyaşlarıyla anlattı.