Tasavvufta Zühd

Bir şeye rağbet etmemek, ilgisiz kalmak, yüz çevirmek gibi anlamlara gelen zühd kavramı tasavvufta, genellikle dünyâya meyl etmemeye yönelik hâl ve davranışları ifade etmektedir. Diğer bir deyişle zühd, tasavvufun amelî yönünü teşkil etmekle birlikte müslümanın hayat tarzı, dünyevî nimetler ve şehevî arzularına yönelik sahip olması gereken tavrın adıdır.

Zühdün karşıtı dünyâya iltifat etmek, geçici nimetlerine aldanıp peşinden koşmaktır.

Sûfîlerin anlayışında zühd, temelinde ölüme hazırlanma duygusunu barındıran bir mertebedir. Seyrü süluk aşamalarından biri olan zühdden maksat da,sâlikin dünyâya yönelik sevgi ve bağlılığını yok ederek âhirete rağbet etmesini sağlamaktır.

Bu sebeple Hak yolcusu sâlîkin yapması gereken ilk iş uzun emel sahibi olmaktan kurtulup ânın kıymetini bilmektir. Zira dünyânın fâni olduğunu bildiği halde dünyâ ile mutmaîn olan kimse cehaletin zirvesindedir.

Tasavvufî deyimle “ibnü’l-vakt” olmaktır. Kulun yaşadığı her vakitte yapabileceği en hayırlı işle meşgul olmasıdır.Sûfî ne geçmişe üzülür ne de geleceği düşünür. Yalnızca içinde bulunduğu ânı değerlendirir. Çünkü, geleceği düşünmek ihtirastır. Aynı zamanda elden çıkan şeylerle meşgûl olmak, ikinci bir vakti de zâyî etmek demektir. Bunun için sâlik vaktini içinde bulunduğu ânın gerektirdiği şeylere
yönelmekte, kalbi tasfiye ve tefekkürde geçirmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir