Tasavvufta Kalp Tasfiyesi

Kalbin tasfiyesi demek, kalbin her türlü manevî hastalıklardan temizlenerek bütün kötülüklerden arındırılması ve sonra da muhabbetullah ile kuvvetlendirilip onun halıkına bağlanmasının sağlanması demektir.

Böylece kalpte imanın gerçek ve kesin bir inanç haline gelmesi sağlanmış olur. Artık bu aşamaya geldikten sonra zihindeki acabalar, kalpteki kuşku ve tereddütler ortadan kalkar, hiç kimse ve hiçbir şey o kişiyi imanından döndüremez.

Riyazet ve mücahede ile, yani Allahü Tealâ’nın yasakladığı, haram kıldığı bütün işlerden uzak durulup, buyrukları harfiyen yerine getirildiği zaman, bir başka ifade ile ahkâm-ı şer’iyeye dört elle sarılındığı zaman, bu nefsin arzuları yavaş yavaş azalmaya ve gönüldeki bu sahte ilâhlar yavaş yavaş silinmeye, yok olmaya başlar. Böylece kalbin temizlenmesindeki ilk ve en önemli aşama sağlanmış, nefsin tezkiyesi tamamlanarak kalbdeki etkisi yok edilmiş olur.

İkinci aşamada ise kalbin, insanın gerçek Rabbi olan Allahü Tealâ’nın tecellileri, O’nun sevgi ve muhabbetiyle doldurulması gelir. Bu da ancak “zikir” yani kişinin her an Rabbini hatırlaması ile sağlanır.

“Her vakit Allahü Tealâ’yı zikretmek lâzımdır. Kalbde başka hiçbir şeye yer vermemelidir. Yerken, içerken, uyurken, gelirken, giderken hep zikir yapmalıdır.” (İmam-i Rabbani)[1]

Kalbin, Rabbini hatırlamadan geçirdiği hallere gaflet denir. Kalp bir an bile gaflet halinde olmamalıdır.

Ayet-i kerimede:

“İyi biliniz ki, kalpler, Allahü Tealâ’nın zikri ile itminana, rahata kavuşur.” [Rad, 30] buyrulmaktadır.İmam-ı Rabbani hazretleri, “Zikir demek, kendini gafletten kurtarmak demektir. Zikir, yalnız kelime-i tevhidi söylemek ve tekrar tekrar ‘Allah’ demek değildir. Her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, “zikir” olur. O halde, şeriatın emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak, hep zikirdir. Şeriatın emirlerini gözeterek yapılan alış veriş zikirdir. Şeriate uygun olarak yapılan nikâh, talâk (boşanma) zikir olur. Çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hep hatırlanmaktadır. Yani gaflet gitmektedir. Şu kadar var ki, Allahü Tealâ’nın isimleri ve sıfatları ile yapılan zikir, çabuk tesir eder ve sevgisini hasıl eder ve çabuk kavuşturur. Emirlere, yasaklara yapışmakla hasıl olan zikir, böyle değildir.”[2] buyuruyor.

Hadis-i şerifte de:

“Allah’ı sevmenin alâmeti, O’nu zikretmeyi sevmektir.” [Beyheki] buyruldu.

Tekrar hatırlayalım, Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin bildirdiğine göre,

“Zikrin efdali, Lailahe illallah, demektir.” [Tirmizî]

Eğer biz samimiyetle Allahü Tealâ’nın yasakladığı zina etmek, anaya babaya karşı gelmek, yalancı şahitlik yapmak, faizle para alıp vermek, alkollü içki içmek, kumar oynamak, rüşvet almak gibi Allahü Tealâ’nın yasakladığ işlerden uzak durur; namaz kılmak, oruç tutmak, helâlinden yiyip içmek, kanaat etmek, sabretmek gibi buyruklarını da yerine getirirsek, nefsimiz temizlenir. Zaman içinde kalbimizdeki nefsin arzularına ilişkin dünya görüntüleri silinir, yok olur gider. Böylece kalbimizde “Lâ ilâhe” (başka ilâh yoktur) sözünün anlamı gerçekleşmiş olur.

Bir yandan bunları yaparken diğer yandan da her vesile ile Rabbimizi hatırlar, günlük işlerimizde Rabbimizden gafil olmaz, günlük virdlerle sürekli Rabbimizi anarsak, zamanla Allahü Tealâ’nın zikri ve muhabbeti kalbimize yerleşmeye başlar. Kalbimiz Rabbimizin sevgi ve muhabbetiyle dolar. Namazlarımızı artık, Rabbinizi görüyormuş gibi kılmaya başlarız. Her işimizde Rabbimizi daima yanımızda hissederiz. Ve zamanla kalbimiz, Rabbimizin tecelligâhı olur. Hadis-i Kudsîlerde:

“Kulum ne vakit beni hatırlayıp anarsa, onunla birlikte olurum. …”

“Yere göğe sığmam, mümin kulların kalbine sığarım”

“Mü’minlerin kalbindeyim”

buyruldu.

Ey Sevgili

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortularin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim

Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli

Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurdugu
Büyüttüğü emzirdiği
Kus tüyünden
Ve kus sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanliğa anıt gibi yükselttigi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim

Bütün siirlerde söyledigim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkis’in
Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumusaği en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çati katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan essiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgan’da
Kandilli’nin kurşuni safaklarinda
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharinda yazinda
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
Sana geldim ayaklarIna kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layIk olmasam da
Ey çagdas Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde tasıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardagında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Günesin sarardıgını gördüm Konstantin duvarinda
Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Ask celladindan ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende degil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O sarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmıssam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sırlarin sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çagıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

SEZAİ KARAKOÇ

Şah Damarımızdan Yakın Allah

(Kaf Suresi 16-17) ”İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptıklarını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.”

Şah damarı boynumuzda yer alan kalbimizden beynimize kan taşıyan en önemli damardır. Rabbimiz bize bu hayati olan damardan daha yakın olduğunu bildirmiştir.

Kalbimizden aklımıza ya da aklımızdan kalbimize giden yolla O’nu bulabiliriz. Allah dünyada ve ahirette bizlerle beraberdir ve kalbimizden geçenleri bildirmektedir. Her saniyemizi yaratan Allah şah damarımızla her anımızı ve yaşamımızın devamını sağlamaktadır.

Bu damar tıkanırsa beyne giden kan akımında azalma meydana gelir. Kan akımı kritik düzeyin altına inerse beynin oksijenlenmesi ve beslenmesi etkilenir. Şah damarlarda meydana gelen darlık zamanında ve uygun şekilde tedavi edilmezse tam bir tıkanıklığa sebep olarak kalıcı inmeye ve beyin hasarına yol açabilir.

Bu damar tıkandığında insanın felç olma ihtimali vardır. Manevi hayatımızda Allah’ı bulamazsak kalbimizin maneviyatının felç olma ihtimali vardır. Allah’ı bilmeyen bir kalp çiçeğe, bebeğe, denize, buluta, meyveye baktığında bir mucize görmez. Her şey o insan için sıradanlaşmıştır. Bu damar bedenimiz için ne kadar önemliyse, Allah’ı tanımak ve ibadet etmek de kalbimiz ve ruhumuz için önemlidir.

Bu ayet bizlere O’na güvenmemizi, sığınmamızı, korkularımızdan emin olmamızı bildirir. O’nun bize en yakın olduğunu bilerek yaşarsak huzur bulabiliriz. Bunca kötülüğe rağmen eşimizin, sevdiğimizin, ailemizin sahipliğine değil O’nun bizlere sahip çıkmasına muhtacız.

Her şeyin kaynağı olan Allah bize en yakındır. İçimizden geçen, gizli sandığımız düşüncelerimizi bilendir.

Allah bu ayetle bizlerin en yakın dostu olduğunu, ilminin sonsuz olduğunu bildirir.

Allah, O’nun bizlere ne kadar yakın olduğunun farkına vararak yaşamayı nasip etsin. Amin..

Şükredebildiğine Şükretmek

Allah’ın verdiği nimete şükretmek Rabbimizin en sevdiği davranışlardandır. Nefes almak, sağlıklı olmak, insanın işinin ve sevdiği insanların olması, ibadet edebilmek Allah’a şükrü gerektirir.

Bunlardan en önemlisi de şükredebildiğine şükretmektir. Hayata ve Allah’ın verdiklerine olumsuz yönden bakıp isyan eden milyonlarca insan varken Rabbimize şükredebilmek ayrıcalıktır.

Sahip olamadıklarımızı düşünüp üzülürken Allah bizlere verdiği nimetlerine devam ediyor. En büyük nimet imanla atan bir kalptir. Bu dünya hayatında nefsimizin oyunlarına karşı güçlü durmak, durabilmek Allah’a şükrü gerektirir. Bu şükür ve güçlülük imanla mümkündür.

Şükrettiğimizde özgür oluruz, vicdanımız huzur buluruz. Bu dünyada Allah’ın misafirleriyiz ve O’nun bize ihsan ettiklerine karşı isyan etmeye hakkımız yok.

Rabbimiz şöyle buyurmuştur:” Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)

Çok istediğimiz bir şeyin bize ne getireceğini bilemeyiz. Bu nedenle Allah en iyisini bilir diyerek umutlu olmalıyız.

Allah hepimizi şükrettiğine şükredebilen kullarından eylesin. Amin..