PEYGAMBER EFENDİMİZDEN(SAV) DUA ÖRNEKLERİ

Bizi açık ve gizli bütün günahlardan koru! [Taberani]

Allah’ım, ürpermeyen kalbden ve doymayan nefsten sana sığınırım. [Müslim]

Allah’ım, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, düşkün ihtiyarlıktan sana sığınırım. [Hâkim]

Allah’ım, bize dînî musibet verme! Bize acımayanları başımıza musallat etme! [Tirmizi]

Allah’ım, bana öyle bir iman ve yakîn ver ki, sonu küfür olmasın! [Tirmizi]

Allah’ım, denizlerin arasını ayırdığın gibi, beni cehennem azabından koru! [Tirmizi]

Allah’ım, bizi dostlarınla dost, düşmanlarınla düşman olanlardan eyle! [Tirmizi]

Allah’ım, fayda vermeyen ilimden, kabul edilmeyen amel ve duadan sana sığınırım. [Müslim]

Allah’ım, senden, bilip bilmediğim her hayrı ister, her şerden sana sığınırım. [Taberani]

Allah’ım, bizi dünya zilletinden ve âhiret azabından muhafaza eyle! [Müslim]

Allah’ım, günahımı affet ve rızkıma bereket ver! [İ. Ahmed]

Allah’ım, kötü huy, kötü iş, kötü arzu ve kötü hastalıklardan sana sığınırım. [Ebu Davud]

Allah’ım, yaptığım ve yapmadığım şeylerin şerrinden sana sığınırım. [Nesai]

Allah’ım, ölüm anındaki sıkıntılara karşı bana yardım et! [Tirmizi]

Allah’ım, beni çok şükreden ve çok sabreden kullarından eyle! [Bezzar]

Allah’ım, beni çok zikreden ve emrine uyan kullarından eyle! [Tirmizi]

Allah’ım, ilmimi arttır! [Tirmizi]

Allah’ım, kulak, göz, dil, kalp ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım. [Nesai]

Allah’ım, nankörlükten ve kabir azabından sana sığınırım. [Müslim]

Allah’ım, bana hidayet, takva, tok gözlülük ve zenginlik nasip eyle! [Müslim]

Allah’ım, bana sıhhat, iffet, güzel ahlâk ver ve kaderine rıza göstermemi nasip et! [Taberani]

Allah’ım, gazabından rızana, cezandan affına, azabından rahmetine sığınıyorum. [Müslim]

Allah’ım, her zorluğu bana kolaylaştır! Dünya ve âhirette âfiyet ver! [Taberani]

Allah’ım, kalbimi ve amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hıyanetten koru! [Hatib]

Allah’ım, beni ilimle zengin et, hilmle süsle, takva ile şereflendir! [İ. Neccar]

Allah’ım, iyiliğimi gizleyen, kötülüğümü yayan hilekâr dosttan sana sığınırım. [İ. Neccar]

Allah’ım, fakirlikte de, zenginlikte de tutumlu olmayı nasip et! [Buhari]

Allah’ım, borç altında ezilmekten ve düşmanın galebesinden sana sığınırım. [Nesai]

Allah’ım, ölüm anında, şeytanın galebesinden sana sığınırım. [Nesai]

Allah’ım, kötü kadınların fitnesinden sana sığınırım. [Harâiti]

Allah’ım, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım. [Nesai]

Allah’ım, bize öyle bir şifa ver ki, geride hiç bir hastalık kalmasın! [Ebu Davud]

Allah’ım, Cenneti elde edip Cehennemden kurtulmayı senden istiyoruz. [Hâkim]

Allah’ım, sana dua edilince kabul ettiğin, bir şey istenince verdiğin, musibet ve sıkıntıların kalkması istenince kaldırdığın ismin hürmetine, senden istiyorum. [İbni Mace]

Ya Rabbi, ölümü bana kolaylaştır! [İbni Ebi-d-dünya]

Ebû Bekri’s-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh- Hazretleri:

“Yâ Resûlallah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta’lîm buyur.” dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

“Şöyle duâ et:

“Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyla gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur.” (Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16)

“Ya Rabbi Sensin ilah, Senden başka ilah yoktur. Sübhansın, bütün noksanlıklardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu ben kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!”

“Rabbimiz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ki ziyana uğrayanlardan oluruz”

“Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri de affet.”

Dünya Ahiretin Tarlasıdır

hadisiserif

Yeryüzü bizim yaratılış gayemizi gerçekleştireceğimiz bir yurttur. Dünya hayatı rabbimizin bize bir ihsanıdır. Dünya hayatı geçici, ölümlü ve fâni hayattır. İnsana verilen ikinci hayat ise, âhiret hayatıdır. Bu, ölümden sonraki hayattır. Bu, en son hayattır. Bu, ebedî, ölümsüz ve bâki olan hayattır.

Dünya ve âhiret hayatı, birbirinin devamı olan iki hayattır. İnsan ilk olarak dünya hayatına gözlerini açtığı için bu hayata “yakın hayat” anlamında “dünya hayatı”, dünyaya gözlerini yummasının ardından son olarak âhiret hayatına intikal ettiği için bu hayata da “sonraki hayat” anlamında “âhiret hayatı” denmiştir.

Dünya hayatı, ebedî hayat olan âhiret hayatının kazanılacağı ve şekilleneceği yegâne yerdir. Bu nedenle insanın sonraki hayatta (âhirette) bulacağı şey, ilk hayatında (dünyada) iken elde ettiği şeydir. İnsan, dünya hayatında kendisi için ne gibi bir hayır işlerse, âhirette Allah katında onun karşılığını bulacaktır. “Dünya âhiretin tarlasıdır.” şeklindeki hikmetli sözde de ifade edildiği gibi, cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bir bahçe, cehennem de ateşini bu dünyadan götürdüğümüz bir yangın yeridir.

Marifetname’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dünya iki gündür: Biri sevinç, biri üzüntü günüdür. Bunlar geçicidir. Öyle ise geçici olanı bırakın da daimi olan nimetlerine kavuşmak için çalışın.)

(Dünya için, dünyada kalacağın kadar, ahiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehennem ateşine dayanacağın kadar günah işle!)

(Dünya bir köprüdür hemen geçin, yalnız tamiri ile uğraşmayın, yolunuza devam edin!)

(Arzusu ahiret olup, ahiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyayı hizmetçi yapar.)

(Yalnız dünya için çalışana, yalnız nasibi gelir, işleri karışık, üzüntüsü çok olur.)

(Ahiretin sonsuz olduğuna inananın, yalnız bu dünyaya sarılması, çok şaşılacak şeydir.)

(Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur.)

(Dünyaya düşkün olmak, insanın ahiretine zarar verir. Ahiretini seven dünyada haramlardan sakınır. Bu böyle olunca, siz bakiyi fâni üzerine tercih ediniz!)

Arafat ve Arefe

Arefe haccın en önemli farzı olan vakfenin yapıldığı yerin (Arafat) diğer adıdır. Vakfe, kurban bayramının bir gün öncesi olan zilhicce ayının dokuzuncu günü burada yapıldığından bu güne yevmü arefe (arefe günü) veya Türkçe’de kısaca arefe (arife) denilmiştir.

Arefe günü, haccın temel rüknü olan vakfenin o gün yapılması sebebiyle büyük önem taşımaktadır. Arefenin önemine, faziletli ve makbul duanın o gün yapılan dua olduğuna dair hadisler vardır (bk. Şevkânî, IV, 70; Muhibbüddin et-Taberî, s. 392). Vakfe, arefe günü zeval vaktinden kurban bayramının birinci günü fecrin doğuşuna kadar olan süre içinde yapılır (geniş bilgi için bk. VAKFE). O gün vakfenin dışında yapılması gereken başka önemli hususlar da vardır. Hacıların terviye günü (8 Zilhicce) Mekke’den Mina’ya gidip orada geceledikten sonra arefe günü sabah namazını Mina’da kılarak güneşin doğuşunu takiben Arafat’a çıkmaları, zeval vaktinden sonra orada gusletmeleri, öğle ve ikindi namazlarını öğle vaktinde birlikte kılmaları (bk. CEM‘), zamanlarını tekbir, tehlil, telbiye, salâtüselâm ve dua ile geçirmeleri ve akşam güneşin batmasıyla birlikte Müzdelife’ye doğru yola çıkmaları sünnettir. Hz. Peygamber’den arefe günü oruç tutmanın faziletine dair hadis rivayet edildiği gibi, Arafat’ta oruç tutmanın menedildiğine ve kendisinin orada oruç tutmadığına dair hadisler de vardır. Buna göre, hacıların zayıf düşerek asıl görevlerini aksatmalarına yol açacağı için arefe günü oruç tutmaları mekruh, hacca gitmeyenlerin aynı gün oruç tutması ise müstehap kabul edilmiştir (Şevkânî, IV, 267-269; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 229). Ayrıca kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın ardından okunan teşrîk tekbirlerine de arefe günü sabah namazından sonra başlanır.

Kurban bayramından bir gün öncesine mahsus olan arefe tabiri, Türkçe’de ramazan bayramından bir gün öncesi için de kullanılmaktadır. Bunun gibi, belli gün ve bayramlardan bir gün öncesine veya önemli bir olay ya da olayların cereyan ettiği bir dönemden önceki günlere de Türkçe’de arefe denmektedir.

Meryem Suresinin Değeri

Meryem suresinin verdiği mesajlar şunlardır;

Allah’ın kudretinde herhangi bir sınır bulunmamaktadır. Allah’tan hiçbir zaman ümit kesilmemelidir.

Allah’a dua edilirken edeple, alçak sesle yalvarılmalıdır. Anne ve babaya iyilikler edilmelidir.

Allah hiçbir zaman çocuk edinmez. Hristiyanların inandıkları şekilde İs(as) Allah’ın oğlu değildir. İsa (as) bir peygamber ve bir insandır. Hz. Meryem Allah’ın takdiri ile babasız olarak dünyaya getirmiştir. İsa (as) hakkında bunun dışındaki tüm inanışlar küfürdür.

Tüm peygamberler insanları yalnız olan tek ve bir olan Allah’a iman etmeye çağırmışlardır. Yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırmışlardır. Peygamberler dürüst, sözlerinde duran ve seçkin olan kullardır.

Namaz bırakılmamalıdır.

Şehevi arzulardan kaçınılmalıdır. Tövbe ederek Allah’a inanan, hayırlı işler peşinde koşan takva sahibi olan kişiler cennet ile ödüllendirilecektir.

Yoktan var eden Allah’ın gücü, insanları tekrar diriltmeye de yetendir.İnkar eden kişilerin dünyada geldikleri konumlar geçicidir. O kişilerin sahip oldukları ne varsa dünyada kalacaktır. Allah’ın huzuruna ise tek başlarına çıkacaklardır. Allah dünyada onlara mühlet vermektedir. Gerçeği ahirette anlayacaklardır. Allah katında kalıcı, sürekli olan salih amel değerli olandır.

İnanan ve yararlı işler yapan kişiler için Allah gönüllerde sevgi yaratır. Kuran hem müjdeleyici hem de uyarıcı olan bir kitaptır.

Allah’a karşı gelmiş olan geçmiş toplumların sonlarından mutlaka herkesin ibret alması gerekmektedir.

Meryem suresinin 96.ayeti ”sevgi ayeti”olarak anılmaktadır. ” İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, rahmân onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”

Peygamberimizin Manevi Evladı

Efendimiz sav bir gün bir bayram sabahı mescide giderken sokakta çocukların oynadıklarını görür. Bir bakar ki çocuklara dahil olmayan Beşir bin Akrebe adındaki çocuk bir kenara oturmuş ağlıyor. Efendimiz yanına gelir ve der ki ”Çocuk, niye ağlıyorsun, derdin nedir?”

Beşir efendimizi o üzüntüyle tanıyamadığı için ”Git başımdan be adam. Sen benim derdimi bilmiyorsun. Benim babam Resulullah’ın bir gazvesinde Uhud’da şehit oldu. Annem başkasıyla evlendi. O adam malımızı, mülkümüzü ve annemi alıp götürdü. Ben annesiz ve babasız kaldım. O yüzden ağlıyorum. Bugün bayram benim giydiğim elbiselere bak, diğer çocukların haline bak.

Alemlere rahmet peygamber efendimiz sav bu olay karşısında ” İster misin şimdi Muhammed senin baban, Fatıma ablan, Hasan ile Hüseyin kardeşlerin, Aişe de annen olsun?” buyurmuş.

Çocuk bir anda kendisiyle konuşan kişinin efendimiz sav olduğunu anlamış. ”Anam, babam sana feda olsun Ya Resulallah, istemez miyim”demiş.

Efendimiz sav onu almış evine götürmüş, karnını doyurmuş, güzel kıyafetler giydirmiş.

Biraz önce ağlayan çocuk arkadaşları arasına girince arkadaşları ondaki farkın nedenini sormuşlar.

Beşir, efendimiz sav’in ona baba, Aişe annemizin ona annelik yaptığını anlatmış. Çocuklar ”Keşke bizim babamız da Uhud’da şehit olsaydı da keşke biz de Peygamberimizin manevi evladı olabilseydik..” demişler.

Cevşenü’l-Kebir Duası

Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Hazretleri, Hazreti Ali’ye, Hz. Ali de oğlu Hz. Hüseyin’e rivayet ettiler.

Dediler ki: ”Peygamberimizden işittim. Kendisi bir gün zırhını giymiş oldukları halde Uhud Dağı’na gidiyordu.

Hava gayet sıcaktı. Peygamberimiz buyurdular:

Gökyüzüne baktım ve Allah’a dua ettim. Gök kapıları açıldı. Cebrail Aleyhisselam nurlara bürünmüş halde nazil oldu.

Dedi: ” Sana Cenab-ı Hakk’tan selam ve tahiyye ve ikram hediye getirdim.”

Ben ta’zimen selamlarını aldım. Cebrail Aleyhisselam buyurdular:

” Üzerinden şu zırhı çıkar, bu duayı oku. Bu duayı okur ve üzerinde taşırsan zırhtan daha büyük tesiri vardır”

Peygamberimiz Cibril-i Emin’e sordu: ” Bu duanın tesiri ve hassası yalnız bana mıdır?” Yoksa ümmetime de şamil midir?”

Cebrail Aleyhisselam dedi: ” Ya Resulallah! Bu dua Allahü Azimüşşan tarafından sana ve ümmetine bir hediyedir. Sevabını Allahü Azimüşşan’dan gayri kimse bilmez.”

İşte Cevşenü’l-Kebir namıyla maruf olan dua budur.

El-Baki Hüve’l Baki

Said-i Nursi

Cevşenü’l Kebir 66. Bölüm

  1. Ey yeryüzünü, mahlukatı için bir imtihan meydanı olmak üzere serilmiş bir yatak kılan!
  2. Dağları, yeryüzü gemisini sağlam ve dengeli kılmak üzere hazineli kazıklar ve direkler kılan!
  3. Güneşi, yeryüzü sakinleri için gaz yağsız ve odunsuz söndürmeden yandıran, ışık verici ve ısındırıcı bir lamba kılan!
  4. Ayı, dünyanın etrafında muntazam hareketlerle gezen bir nur kılan!
  5. Geceyi, karanlık perdesini örterek insana ve bütün mahlukata istirahat vakti kılan!
  6. Gündüzü, nice mahlukatına kazanç ve maişet te’ mini için aydınlık ve geçim vakti kılan!
  7. Ölümün küçük kardeşi hükmündeki uykuyu, insanlar için bir rahatlama ve dinlenme kılan!
  8. Yeryüzündeki kullarına ikramını ve ezeli kudretini göstermek için gökleri kubbeli bir bina kılan!
  9. Eşi ve benzeri olmaktan münezzeh olan zatı tek olduğu halde, bütün varlıkları eşleriyle birlikte çift kılan!
  10. Cehennemi, günahkar ve kafir olanları cezalandırmak üzere onların yollarını gözetleme yeri kılan!

Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin. Senden başka ilah yoktur. El-eman, el-eman!

Senin yüce dergahına sığınıyor, senden eman diliyoruz! Bizi cehennem ateşinden kurtar!

Salavatın Güzelliği

Salavat Rasulullah’a selam göndermektir. ” Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed.” ” Allah’ın selamı ve rahmeti Rasulullah(sav) ve ailesinin üzerine olsun.”

O’nu hatırladığımızın bir göstergesidir. İnsan nasıl sevdiğinin halini hatrını soruyorsa Rasulullah’a salavat okumak da böyledir.

Mutlu ve üzgün olduğumuz anları O’nunla paylaşmaktır. Bir salavatla günahımız silinir çünkü kalbimize nur yağar. O’nun adı alemlere rahmet ve hidayettir.

Her salavatla biraz daha doğru yolu buluruz. Salavat okuyan kişiyi melekler Rasulullah’a bildirir.

O’nunla buluşma şerefine kavuşuruz. İnşaAllah O da bu vesileyle bizlere dua eder.

Kur’an’da “Allah ve melekleri şüphesiz Peygambere salât ediyorlar. Ey iman etmiş olanlar, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (Ahzab, 33/56) buyurulur.

Allah hepimizi O’nun nuruna kavuştursun. Amin..