Ramazan Ayının Kıymeti

hadisiserif

Bu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Kur’an-ı kerim, Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.

Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Âmin. 

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

(Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü teâlâdan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]

(Ramazan bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istigfar etmelerini emreder.) [Deylemi]

(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; ramazan ayı, sonraki ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]

(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]

(Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.) [İ. Ebiddünya]

(İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]

(Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selamı çok, yemek yediren, oruca devam eden ve gece namazı kılan kimselere verilir.) [İbni Nasr]

(Oruç tutan müminin susması tesbih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.) [Deylemi]

(Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]

Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allahü teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. (Mev’iza-i hasene)

Zilhicce Ayının Kıymeti

Arapça’da Zilhicce Hac sahibi ya da hac ayı anlamına gelmektedir.Mübarek ayların ikincisidir. Ayrıca haccın bir parçası ve tamamlayıcısı olan kurban kesme ibadeti de bu ayda yapılır. İslam aleminde kurban bayramı olarak kutlanır.

Allah Resulü, bu ayı namazla geçiren kişileri cennetle müjdelemiş ve onların kurtuluşa erenlerden olacağını aktarmıştır. Ayrıca birçok hadisi şerife göre bu ayda namaz kılan kişilerin, hac ve umre yapmış kadar sevap kazanacakları insanlara aktarılmıştır. Zilhicce ayı girdiği günden itibaren kişilerin farz namazlarının yanı sıra kaza namazlarını kılmaları da gerekiyor. Ayrıca geceleri nafile namazlar ile de Allah’a yakınlaşılır ve günahların affı istenir.

Zilhicce ayı içerisinde birçok ibadeti yerine getirmek, insanların faydasına olacak ve onların kurtuluşa ermesinde vesilede bulunacaktır. Bu ay içerisinde birçok ibadet yapmak mümkünken, önemli olan haram işlerden uzak durmaktır. Zina ve alkol gibi Allah’ın haram ettiği her şeyden uzak durmak gerekiyor. Öyle ki bu ay insanların Allah’a daha çok yaklaştığı aylardan birisidir. Bu sebepten dolayı ibadetle geçirmek kişilerin Allah’a bağlılığını artıracaktır.

Bu ayda yapılması gereken ibadetler şu şekildedir;

  • Bol bol sadaka vermek.
  • Kuran okumak ve uygulamak.
  • Namaz kılmak.
  • Tesbih çekmek.
  • Tesbih namazı kılmak.
  • Hac yapmak.
  • Oruç tutmak.
  • Kurban kesmek.

Özellikle tesbih yapacak olan kişilerin artırarak gitmeleri onlara fayda sağlayacaktır. Kişilerin hem psikolojik rahatsızlıklarından kurtulmalarına hem de Allah’a daha da yakınlaşmalarına vesile olacaktır. Bu ay içerisinde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları da giderilmeli, en azından bir günlük yiyecekleri karşılanmalıdır.

Hz.Meryem’in İslamiyetteki Önemi

Hz.Meryem dünyaya geldiğinde Zekeriya (a.s), Allah Teâlâ tarafından onun bakım ve gözetimi ile görevlendirildi. Buna rağmen Hz.Meryem, harikulade bir şekilde kendisine temel ihtiyaç maddeleri gönderilerek Allah tarafından rızıklandırıldı. (Âl-i İmrân, 33-37) Küçüklüğünden itibaren Zekeriya (a.s)’nın mescidinde kendini ibadete veren Hz. Meryem, Allah’ın özel olarak seçtiği, ruhunu temizlediği ve kulluğuna davet ettiği has kullarındandır (Âl-i İmrân, 42-43).

İnsanlardan uzak bir şekilde mescitte hususi bir odaya kapanan Hz. Meryem’e Allah Teâlâ bir gün, Cebrail’i (a.s) gönderir. Hz. Meryem, kendisine insan suretinde görünen Cebrail’den korkar ve bir kötülük etmesinden Allah’a sığınır. Cebrail (a.s), olayın iç yüzünü açıklayarak, Allah’ın elçisi olduğunu ve bir çocuk müjdelemek için gönderildiğini belirtir. Bunun üzerine Hz. Meryem şaşkınlık içerisinde, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?” diye haykırır. Cebrail (a.s) de bu seslenişe şöyle cevap verir: “Evet öyle. Rabbim diyor ki: o benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir.” (Meryem, 19/16-21; Âli-İmrân, 3/45-47

Böylece Hz. Meryem, Hz. İsa’ya hamile kalır. Çevresi tarafından töhmetle karşılanacak olan bu durumun izahı mümkün değildir. Bunun için, artık mescitten de ayrılıp, herkesten uzak bir yere çekilmeyi tercih eder. (Meryem, 19/22) Artık toplumdan uzak bir yerde yaşayan Hz. Meryem, hamilelik günlerini sürdürürken doğum sancıları başlayınca, oracıktaki bir hurma ağacının altına sığınır.

Doğum sancılarıyla birlikte töhmet korkuları da o kadar artmıştır ki, bu endişe ona, “keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım” dedirtmiştir. Bu noktada Cebrail (a.s), Allah’ın emriyle imdadına koşar ve seslenir: “Üzülme, Rabbin senin hemen altında bir dere akıttı. Hurma ağacını kendine doğru salla ki sana taze hurma dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun. Şayet insanlardan birini görecek olursan, ‘ben Rahman’a susmayı adadım. Bu gün hiçbir kimseyle konuşmayacağım’ de!” (Meryem, 19/23-26) Bu ifadeler, olayın Allah tarafından planlandığına, ayrıca Hz. Meryem’in yalnız olmadığına ve Allah tarafından korunup gözetildiğine işaret ediyordu. Bir bakıma Hz. Meryem’e, “çocukla ilgili çevrene bir şey söylemen gerekmez. Bu konuda eleştirilere cevap verme sorumluğu bize aittir” denmiş oluyordu. Böylelikle Meryem’in içine az da olsa soğuk su dökülmüş oluyordu.

Hz. Meryem, artık bu manevi destekle, kucağına çocuğunu alıp kavminin yanına gidebilirdi. Öyle yaptı. Ne var ki korktuğu başına geldi ve toplum onu en kötü şekilde ayıpladı. Dediler ki: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın! Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.” (Meryem, 19/27-28) Bunun üzerine Hz. Meryem, bebeği işaret etti. Neler olup bittiğini ona sorun, demek istiyordu.

Etrafındaki insanlar, “Beşikteki bebekle nasıl konuşuruz?” deyince, bebek İsa lisana geldi ve dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Rabbim) bana Kitab’ı (İncil’i) verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı. Yaşadığım sürece bana, namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).” Beşikte konuşturulan yavrunun sözlerinden sonra, Cenab-ı Hakk söze girerek asıl temayı bizlere şöyle vurguluyor: “Hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa işte budur. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. Allah yücedir, bu (iddia)dan uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece ‘ol!’ der, o da oluverir.” (Meryem, 19/34-35)

Allah Teâlâ, bu ayetlerle, Hz. İsa’nın babasız olarak dünyaya geldiğini, toplumun gözü önünde kimsenin inkâr edemeyeceği bir şekilde ortaya koydu. Bu olay, ileride “İsa Allah’ın oğludur” iddiasıyla inkârcılığa sapacak olan Hıristiyanların, gökleri bile çatlatan bu iftiraya yeltenmemeleri için, daha İsa’nın doğduğu günlerde, Allah’ın güç ve kudretini ortaya koyan bir tarzda, tarihi bir gerçek, bir mucize ve belge olarak insanlığa sunulmuştur.

Hz.Meryem islam dünyasına bir iffet ve sabır örneğidir.

Arafat ve Arefe

Arefe haccın en önemli farzı olan vakfenin yapıldığı yerin (Arafat) diğer adıdır. Vakfe, kurban bayramının bir gün öncesi olan zilhicce ayının dokuzuncu günü burada yapıldığından bu güne yevmü arefe (arefe günü) veya Türkçe’de kısaca arefe (arife) denilmiştir.

Arefe günü, haccın temel rüknü olan vakfenin o gün yapılması sebebiyle büyük önem taşımaktadır. Arefenin önemine, faziletli ve makbul duanın o gün yapılan dua olduğuna dair hadisler vardır (bk. Şevkânî, IV, 70; Muhibbüddin et-Taberî, s. 392). Vakfe, arefe günü zeval vaktinden kurban bayramının birinci günü fecrin doğuşuna kadar olan süre içinde yapılır (geniş bilgi için bk. VAKFE). O gün vakfenin dışında yapılması gereken başka önemli hususlar da vardır. Hacıların terviye günü (8 Zilhicce) Mekke’den Mina’ya gidip orada geceledikten sonra arefe günü sabah namazını Mina’da kılarak güneşin doğuşunu takiben Arafat’a çıkmaları, zeval vaktinden sonra orada gusletmeleri, öğle ve ikindi namazlarını öğle vaktinde birlikte kılmaları (bk. CEM‘), zamanlarını tekbir, tehlil, telbiye, salâtüselâm ve dua ile geçirmeleri ve akşam güneşin batmasıyla birlikte Müzdelife’ye doğru yola çıkmaları sünnettir. Hz. Peygamber’den arefe günü oruç tutmanın faziletine dair hadis rivayet edildiği gibi, Arafat’ta oruç tutmanın menedildiğine ve kendisinin orada oruç tutmadığına dair hadisler de vardır. Buna göre, hacıların zayıf düşerek asıl görevlerini aksatmalarına yol açacağı için arefe günü oruç tutmaları mekruh, hacca gitmeyenlerin aynı gün oruç tutması ise müstehap kabul edilmiştir (Şevkânî, IV, 267-269; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 229). Ayrıca kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın ardından okunan teşrîk tekbirlerine de arefe günü sabah namazından sonra başlanır.

Kurban bayramından bir gün öncesine mahsus olan arefe tabiri, Türkçe’de ramazan bayramından bir gün öncesi için de kullanılmaktadır. Bunun gibi, belli gün ve bayramlardan bir gün öncesine veya önemli bir olay ya da olayların cereyan ettiği bir dönemden önceki günlere de Türkçe’de arefe denmektedir.

Oruç Tutmanın Önemi

Oruç Farsça’daki rûze kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça’sı savm ve sıyâmdır. Savm kelimesi Arapça’da “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek” anlamında kullanılır.

Fıkıh terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir. İmsak, Arapça’da, “kendini tutmak, engellemek” anlamına gelir. Orucun temel unsuru da (rükün) bu anlamdır. İmsak vakti tabiri, dilimizde, oruç yasaklarından (yeme içme ve cinsel ilişki) uzak durma vaktinin başlangıcı anlamında kullanılır. İmsak vakti, tan yerinin ağarması (fecr-i sâdık; bk. Namaz Vakitleri bölümü) vakti olup, bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur; bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip orucun başlaması vaktidir.

Farz olduğuna inanarak ve alacağı mükafatı sırf Allah’tan bekleyip sadece O’nun rızasını gözeterek ihlasla ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Peygamber Efendimiz: “Kim inanarak ve Allah’ın rızasını gözeterek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.

İftar vakti ise, oruç yasaklarının sona erdiği vakit anlamında olup, güneşin batma vaktidir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti de girmiş olur. Gündüz ve gecenin teşekkül etmediği bölgelerde oruç süresi, buralara en yakın normal bölgelere göre belirlenir.

İmsakin, ikinci fecirle başlayacağı konusunda fakihler arasında görüş birliği olmakla birlikte, kimi fakihler bu hususta, daha ihtiyatlı olduğu gerekçesiyle fecr-i sâdıkın ilk doğuş anına, kimileri ise oruç tutanlar lehine olduğu gerekçesiyle ışığın biraz uzayıp dağılmaya başladığı zamana itibar edilmesini önermişlerdir.

Âyette orucun başlangıç ve bitiş vakti, mecazi bir anlatımla şöyle belirtilir: “…Fecrin beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (siyahlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra, akşama kadar orucu tamamlayın…” (el-Bakara 2/187).

Oruç, Peygamberimiz’in hicretinden bir buçuk sene sonra şâban ayının onuncu günü farz kılınmış olup, İslâm’ın beş şartından biridir. Peygamberimiz bu hususu “İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka Tanrı olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek; namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve gücü yetenler için Beytullah’ı ziyaret etmektir (hac)” diyerek bildirmiştir (Buhârî, “Îmân”, 34, 40; “İlim”, 25; Müslim, “Îmân”, 8).

Oruç tutmak, diğer ibadetlere nazaran biraz daha sıkıntılı olduğu için Allah, orucun farz kılındığını bildirirken, psikolojik rahatlatma sağlayacak ve emre muhatap olan müslümanların yüksünmesini engelleyecek bir üslûp kullanarak, oruç tutmanın önceki ümmetlere de farz kılındığını belirtmesi yanında, ayrıca orucu daha sıkıntılı hale getirmesi muhtemel iki durumu (hastalık ve yolculuk) oruç emrinin hemen peşinden geçerli mazeret olarak zikretmiştir. Bu üslûp, meselâ öteki ümmetlerde de bulunduğu anlaşılan namaz için kullanılmamıştır.

Oruç riyânın en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden sayılmıştır. Peygamberimiz’den nakledildiğine göre, orucun bu yönüne ilişkin olarak Allah, “Oruç benim içindir; onun karşılığını ben vereceğim” (Buhârî, “Savm”, 2, 9; Müslim, “Sıyâm”, 30) buyurmuştur. Bu bakımdan oruç tutmanın sevap olarak karşılığı oldukça yüksektir. Cennetin özel olarak oruç tutanların girmesi için ayrılmış bulunan “reyyân” adlı kapısından girme hakkı (Buhârî, “Savm”, 4) bu karşılığın mukaddimesi sayılmıştır.

Oruç, yoksulların durumunu daha iyi anlamaya, dolayısıyla onların sıkıntılarını giderme yönünde çaba sarfetmeye de vesile olur. “Tok, açın halinden anlamaz” atasözü de bunu ifade eder.

Orucun, dinimizde önemli bir yeri olan sabır konusuyla irtibatı da burada hatırlanmalıdır. “Namaz ve sabırla yardım isteyin” (el-Bakara 2/153) ve “Sabredenlere ecirleri hesapsız olarak tastamam verilir” (ez-Zümer 39/10) gibi âyetler, “Oruç sabrın yarısıdır” (Tirmizî, “Da‘avât”, 86) diyen ve orucun Allah için olup mükafâtını da kendisinin hesapsız olarak vereceğini bildiren hadislerin ortak anlamı, orucun sabır boyutunu ve bunun fazilet ve sevabının yüksekliğini anlatır

Nefsini Kurban Etmek

Kurban, Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmak niyeti ile belli günlerde kesilen hayvana verilen isimdir. Kurban kesmek dinimizdeki en önemli ibadetlerden biridir ve maddi imkanı olan her müslümana farzdır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Rabbin için namaz kıl, kurban kes.” buyuruyor. (Kevser: 1)

Bir tarafta da Allah için nefsini kurban eden kullar vardır. Onlar umudunu, isteklerini, beklentilerini Allah’a bağlamışlardır. O’nun rızası ve emri dışında bir adım atmazlar. Ölümün de hayatın da Allah’ın emri olduğunu bilirler.

Bu teslimiyetin en güzel örneği Hazret-i Allah’ın ‘Halilim’ dediği Hazret-i İbrahim ve Hazret-i İsmail’dir. 

Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail Allah’ın hükmüne gönülden boyun eğmişlerdir. Sorgusuz teslim olmuşlardır.

Bizler de onları örnek alıp nefsimizi kurban etmeliyiz. Hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğini bilerek nefsimizi ve kalbimizi kontrol altına almalıyız.

Kurban, Allah’la kurbiyyet kurmaktır. Kurbiyyet, yakınlık kurma, Rabb’e yakınlıkla istikamet ve huzur bulma makamına kavuşmaktır. Zaten kurban kesmenin temel amacı, Allah’ın rızasını kazanarak O’na yaklaşmaktır.

Kurban bizi Hz. İbrahim’in itaatine, Hz. İsmail’in teslimiyetine yönlendirerek hayatın sıkıntı ve imtihanlarına karşı Rabbimize kurban olma ve Rabbimize dost olarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir. 

Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Kurbanların etleri ve kanları değil, sadece takvanız Allah’ın katına ulaşır.” (Hacc 22/37)

Takva, Rabbimizin haramlarından kaçma hususunda kulun Rabbine sığınması, O’nun yasaklarından sakınması, O’nun himayesi altına girmesidir. 

Öfkemizi, zaaflarımızı, günahlarımızı bir kenara bırakarak Rabbimizin rızasına kavuşmaya adım atmak kurban etmelerin en güzelidir.

Bu bayramda nefsimizi de kurban edebilme duasıyla..

Hac: Allah’ın Evine Misafir Olmak

Kabe,Mekke

Kabe Allah’ın evi olduğu gibi, bu dünyada O’nun evidir ve ömürlerimiz aslında birer hac yolculuğudur. Müminin kalbi olan Kabe, Allah ve Resulu sav tarafından O’ndan başka sahibi olmayan bir ev haline getirilmiştir.

Allah’ın bizden istediği selim olan kalp Rabbimizden başkasından ve nefsani isteklerden arınmış olan huzurlu bir kalptir. Allah’ın evi olan Kabe’ye gittiğimizde de bütün nefsani ve dünyevi isteklerden arınıp sadece O’na yönelir ve kul oluruz.

Ahiretin provasını yaparak ölmeden önce ölmenin farkına varırız. Bütün maddi, manevi imkan ve makamlardan sıyrılıp süslerden ve renklerden bile arınıp O’nun yanına giderken ibadetlerimizden başka hiçbir şey götüremeyeceğimizin farkına varırız.

Kefeni hatırlatan ihramı giyerek bütün müslüman kardeşlerimizle eşit bir şekilde O’na yolculuğa çıkarız.

”Hac” kelimesinin anlamı ziyaret etmektir. Kabe-i Muazzama tevhid inancının sembolüdür. Hac yön belirleme ve hedef seçme eylemidir.

Kabe’yi içinde bulunduran Mekke’nin diğer ismi Ümmü’l Kura yani Şehirlerin Anası’dır.

İbnü’l Arabi şöyle söylemiştir: ” Gönül aleminde dolaşan hisler, fikirler ve hayaller hacıların Kabe’yi tavaf etmeleri gibi kulun kalbini tavaf eder.”

Attığımız her adım hac hazırlığı gibidir. Orada nasıl Allah’ın huzurunda ve rızasını kazanma çabasındaysak hayatımızda da her an nefsi mücadeleye devam etmeli, haccı ve Allah’a yaklaşmayı Kabe’ye hapsetmemeliyiz.

Kuran-ı Kerim’de Allah şöyle buyurmuştur:

”Beytimi ziyaretçiler için temizleyiniz.” ( Hcc,22/26)

”Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de alemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kabe’dir.” (Al-i İmran,3/96)

”İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: ”Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için evimi(Kabe’yi) tertemiz tutun.” ( Bakara, 2/125)

” Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.” ( Bakara,2/196)

”Kim, oraya giderse kurtulur.”( Ali İmran, 3/97)

Haccın hedefi Allah’a yakınlık ve rızasını kazanmaktır. Hakikat arayışımızı Hz. Hacer gibi her an sürdürerek O’nun rızasına kavuşabiliriz.

Her an Allah’ın huzurunda olduğumuzun bilincinde yaşayarak her mevsimi kalbimiz için hac mevsimi yapabiliriz.

İlahi aşkı kalbimizin merkezine koyarak onun etrafında dönebiliriz. Allah hepimize kalbimizle hacı olmayı nasip etsin.. Amin…

Zilhicce Ayının Fazileti

Sözlükte “hac ayı” anlamındaki zilhicce (zülhicce, zülhacce) kamerî yılın zilkadeden sonra gelen son ayıdır.  Mübarek ayların ikincisidir.

Zilhicce, hac ibadetini yaptığımız ve kurban kestiğimiz aydır ve diğer mübarek aylar gibi bunun da fazileti çok büyüktür. Bir rivayette, hazret-i Âdem’in tövbesi Muharrem veya Zilhicce ayında kabul buyurulmuştur.

Kurban bayramının bulunduğu aya zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur.

(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesi’ni ihya etmek gibidir.) [İbni Mace]

(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyhekî]

(Terviye günü [Arefe’den önceki gün] oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz]

(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş yahut Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin]

(Bu on günün hayrından mahrum olana yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]

(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]

(Zilhiccenin ilk on günü, fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.) [Beyhekî]

(Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani]

(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]
Tesbih: Sübhanallah,
Tahmid: Elhamdülillah,
Tehlil: Lâ ilâhe illallah,
Tekbir: Allahü ekber,

Bu ayda yapılan ibadetler, yardımlar, hasta ziyaretleri ve verilen sadakalar çok kıymetlidir. Bu gecelerde kılınan namazlar kadir gecesinde kılınmış kadar kıymetlidir.

Zikrin Anlamı ve Zikir Çeşitleri

Allah’ın isim ve sıfatlarını, Kuran-ı Kerim’de zikredilmesini istediği kelimeleri düzenli olarak dil ile tekrara zikir denir.

Zikir dilde başlayıp kalbe yerleşerek devam eden bir ibadettir.

Kalp Allah’a teslim olduktan sonra zikir dile daha da kolay hale gelir.

 Zikir çekmek için önce tövbe etmek manasında estağfurullah zikri çekmek uygundur.

Zikir çekerken Peygamber Efendimiz (sav)’e de salavat getirmek Allah’ın affına sebeptir.

Zikreden kalp kendini daha güvende hisseder. Allah zikir sayesinde kalbi ve davranışlarını temizler. Kul böylece Allah’a ve O’nun sevgi ve affına yaklaşır.

ZİKİR ÖRNEKLERİ

  1. Allah (Lafza-ı Celal/En büyük İsim))
  2. Bismillahi Subhanallahi ve Bihamdihi (Allah’ın ismiyle başlarım ve O’nu tesbih eder, hamdederim.)
  3. Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur.)
  4. Lâ Havle ve lâ Kuvvete İllâ Billâh (Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.)
  5. Sübhânallahi ve bi hamdihî sübhânallahi’l azîm. (Allah’ı hamd ile tüm eksikliklerden tenzih ederim.)
  6. Sübhanallah (Allah tüm kusurlardan münezzehtir.)
  7. Elhamdülillah (Allah’a şükürler olsun.)
  8. Allahu Ekber (Allah en büyüktür.)
  9. Estağfirullah (Allah’tan af dilerim.)
  10. Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed (Allah’ın selamı ve rahmeti Peygamberimizin üzerine olsun.)
  11. Hasbünallahü ve ni’melvekîl. ( Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.)

Teheccüd (Gece) Namazı

Teheccüd namazı yatsı namazını kılıp bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp gece kılınan nafile bir namazdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her kim geceleyin uyanır, ailesini de uyandırır ve iki rekât namaz kılarsa, Allah’ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılır.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18)

Başka bir hadiste de, “Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır” (Müslim, Sıyâm, 202; Ebû Dâvûd, Sıyâm, 55) buyrulmuş olması, gece kılınan nafile namazların gündüz kılınanlardan faziletli olduğuna işaret etmektedir. Bunun gibi sözlü teşvikleri yanında fiilen de Hz. Peygamberin (s.a.s.) bu namazı devamlı kılmaya çalışması, teheccüd namazının bizim için sünnet olduğunu göstermektedir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 467-468).

Bazı rivayetlerde, Peygamberin (s.a.s.), yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan uyuduğu, gece yarısından sonra uyanıp bir müddet gece namazı kıldıktan sonra vitir namazını ve daha sonra da sabah namazı vakti girince sabah namazını kıldığı belirtilmektedir (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 182).

Teheccüd namazı kılacak kişi, “Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya” şeklinde niyet edebilir. Teheccüd namazının iki-sekiz rekât arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte, dileyen kimse daha fazla da kılabilir. Bu durumda iki rekâtta bir selam vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rekâtta da selam verilebilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 468-469).

İki rekâttan fazla kılındığında arada konuşma, yeme içme gibi namaza aykırı davranışlarda bulunulmamışsa, tekrar niyet etmek gerekmez. Dört rekât olarak kılındığında, ikinci rekât sonunda teşehhüd için oturulduğunda “tahiyyat”tan sonra “Allahümme salli” ve “Allahümme barik” okunur.

Üçüncü rekât için ayağa kalkıldığında önce “Sübhâneke” okunur, sonra “Eûzü besmele” çekilir ve Fâtiha suresi okunur.

Teheccüd namazı insana huzur ve nur verir.

Hasan-ı Basri Hz. şöyle söylemiştir: “Çünkü onlar gece teheccüde kalkarken Rahman ile baş başa kaldılar, O da onlara nurundan bir nurlu elbise giydirdi elbise gibi onlardan ayrılmaz bir nur verdi, yüzlerinin güzelliği ondandır.” (İbn Ebid-Dünya, et-Teheccüd)