Çöle İnen Nur

AŞK – O HALET

Aşkın kanatlarını saymaya sayılar yetmez. O kanatlarla uçulmayacak, çıkılmayacak makam ve derece mi var?

Hesabın sustuğu, mantığın bozulduğu, aklın eridiği iklime yol bulan kanatlar.

Aşk, hak ve adaleti, sevgilinin dilek ve iradesinden ibaret bulan ve başka hiçbir ölçü taşımayan ilahi keyfiyet..

Aşk; kendisinde değil, sevgilisinde olmanın ve sonuna kadar feda etmenin büyük haleti..

Bu aşk Allah’ındır ve kullarda ondan serpintiler ve ipuçları vardır. Allah’a ermenin yolu da, işte bu haleti köküne kadar derinleştirmek ve asli hedefine çevirmek..

Ve peygamberlik tavrı zahirde ibadet ve şeriat, batında ise dış ölçülerden nokta feda etmeksizin aşk ve muhabbet..

Kendinde yok, Allah’ta var olmak.. Ve…

Gerisi, kelamın, aklın, hududun, mevzuun dışı…

Büyük ve temiz Hatice O’nu, bu haletin iki insan arasındaki tecellisine son merhale olan ufuk noktasına kadar sevdi.

İnsanoğlunun azamisini, Allah’a devredilecek aşkın insan perdesinde ve takatindeki azamisiyle sevdi. İnsanlara Allah’ı sevdirmeye memur Allah’ın sevgilisini sevdi. Böylece hem insan olarak O’nu, hem de Allah’ı sevmiş oldu. Ve yalnız bu misal üzerindedir ki, bu iki sevgi birbirini karartmadı.

Necip Fazıl Kısakürek

Tevhid

Vakt-i seherde esiyor ne hoş bad-ı saba

Uyan uykudan ey gafil oluyor artık bak sabah

Rızanı artık buldum olurum belki feyz-i felah

Girdim aşk meydanına içeyim aşk şarabını kadeh kadeh

Dilersen edersin inayet olurum ben de arif-i billah

Manevi matluba ben de kavuşurum inşaAllah

Derin bir uykudan çağırdı beni şükürler olsun Allah

Günde bin kere çekerim derim La İlahe İllallah

Herşeye Kadirsin ey Halıkım ulu Allah

Oldum artık senin teslimim vallah billah

Herşeyin fevkinde sübhanAllah

Euzu besmelem olmuştur şeytanı vuran silah

Dilim okur tevhidi her an derim La İlahe İllallah

Olurum rızan, alırım rızanı birgün inşaAllah

Verdi pirim bana yüz kere Ya Baki, Ya Latif, Ya Allah

Olsam da mevlevi dönerdim aşkla giyerdim başıma külah

Yetiş imdadıma Ya Resulallah, Ya Hayrülhalkullah

Dilim okur tevhidi her an derim La İlahe İllallah

Sensin padişahlar üstünde tek bir padişah

Sensin alemler üstüne hükümdar olaney Şah

Çıkar kalbimden kil-i kali ya Rab eyle beni inşirah

Pir-i fanidir Hazret-i Ahmed Rıza şeyhim şah

Dilim okur tevhidi her an derim La İlahe İllallah

Ey şahim aman şahım içimden çıkıyor bu ahım

Gören Sensin, bilen Sensin ben sana agahım

Lütfet merhametine dayandım kapındır karargahım

Dururum beş vakit huzuruna Beytullahtır kıblegahım

Dilim okur tevhidi her an derim La İlahe İllallah

Sanırım bana da bir gün kısmet olacak Ya Rab Beytullah

Çünkü alem-i menamda göründü bana İbrahim Halilullah

Yok nefsime itimadım birgün olur firavun yetiş ya Kelimullah

Girmesin kalbime zerre kadar siva, derim Hasbinallah

Dilim okur tevhidi derim her an La İlahe İllallah

Ben-i ademin evveli hem nebisi olan Adem Safiyullah

Cümle enbiyanın eşrefinden sayılır İbrahim Halilullah

Adalet hem merhamet sahibi Musa Kelimullah

Halıkın hem ruhu hem bir tecellisi İsa Ruhullah

Dilim okur tevhidi derim her an La İlahe İllallah

Mekarim-i ahlak, nur-u tevhid mutlak ism-i şerifi Muhammed Habibullah

Alemler üstüne Rahmetellilalemin kıldı Cenab-ı Allah

Oldu bütün enbiyalar seyyidi ya Resulullah

Onun için makbuldür ümmetler içinde ümmet-i

Dilim okur tevhidi derim her an La İlahe İllallah

BEDRİYE KADRİYE GÖKSOY-UYANAN GÖNÜL

BEDRİYE KADRİYE GÖKSOY KİMDİR?

Tasavvuf yolunda yaşadığı dört yıllık eğitimini Fatih Dersiam müderrislerinden Osman Nuri Kahvecioğlu’nun himmetiyle tamamlamış ve bu yolda ilerlemiştir. Bu eser 1948-1949 yılları arasında umumiyetle sabaha karşı kaleme alınmıştır.

Hazreti Rabia

Rabiatül Adeviyye Basra’da yoksulluğu yoldaş edinmiş bir ailenin dördüncü evladı olarak doğdu. Orada başlayan kıtlık yıllarında köle olarak satıldı.Birçok eziyete ve çileye katlandı.

Bir gece Hazreti Rabia Allah’ın huzurunda niyaz ediyordu:

”Ya Rabbim

Sana kulluk benim arzum bilirisin..

Benim kalbim hep seninle bilirsin

Kula kulluk etmem ardır bilirsin

Beni azad eyle lütfen Ya Rabbi..”

İşta tam bu anda odasını nurdan bir kandil aydınlattı. Bu hali gören efendisi onu azad etmeye karar verdi.

Gençlik yıllarında Kadim Basra valisi Muhammed bin Süleyman el Haşimi, Hz. Rabia’ya şöyle bir mektup yazdı:

” Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.. Bundan sonra bilmiş ol ki yüce Allah günlük gelir olarak beni seksen bin dirheme malik kıldı. Bunu yüz bin dirheme çıkarmak için fazla zaman gerekmez. Evlenme hususunda bana cevap ver, vesselam.. ”

Rabia Hazretleri bu teklife şöyle cevap verdi:

”Bilmiş ol ki dünyadan el etek çekmek kalbe huzur verir. Dünyalık peşinde koşmak insanın gamını arttırır. Yüce Allah sana servetinin iki katını da verse değişen bir şey olmaz. Beni Allah’tan alıkoyacak bir şeye rağbetim yoktur, vesselam.”

Birgün devrin gönül insanlarından Zünnun-ı Mısri Hz. Rabia’ya sorar:

”Bana aşkı anlat! Aşk nedir? ”

Rabiatül Adeviyye cevap verir:

”Aşk ezelden gelir ebede gider. ”

Aşk ” O onları sever, onlar da O’ nu sever .” (Kuran’ı Kerim-5/59) ayetinden gelir.

Hz.Rabia eski mutasavvıflardandı ve zühd içinde yaşıyordu. Hz.Rabia’ya sormuşlar:

”Nereden geldin?”

”Bu dünyadan”

”Nereye gidersin? ”

”Öteki dünyaya ”

”Bu dünyanın ekmeğini yiyip diğer dünya için çalışıyorum.. ”

Demişler ki bu kadar güzel söz söyleyen birinin güzel bir eve sahip olması gerekir.. Hz. Rabia cevap vermiş :

”Benim de böyle bir evim var. İçinde ne varsa dışarı çıkmasına , dışarıda ne varsa da içeri girmesine izin vermiyorum. Gelen giden olursa ilgileniyorum. Çünkü ben bir çamur parçasını dinlemek istemiyorum , kalbimi dinlemek istiyorum. ”

Hz.Rabia iradesini Allah’a teslim etmişti. Ne dilerse O’ndan dilemişti. Dünyaya ait herşeyden feragat ettikten sonra tasavvuftaki son durak olan muhabbete varmıştı.

Yazımıza Hz. Rabia’nın bir şiiri ile son verelim

”İki sevgiyle seviyorum seni ben

İlki sıradan, bencil duygular

İkincisi sana layık gerçek aşk

Biri hep seni anmanın lezzeti

Öteki perdesiz müşahade zevki”

Allah-u Teala rahmet eylesin.. Amin.