MUKABELE NEDİR?

Mukabele geleneğinin temeli Peygamber efendimiz asm ile Cebrail asm arasında her yıl ramazan ayında gerçekleşen karşılıklı okumadan kaynaklanır.

İbn-i Abbas şöyle anlatır Cebrail asm ve Peygamber efendimiz ramazan ayının her gecesinde buluşup Kuran okurlardı.Peygamber efendimiz asm ile Cebrail karşılıklı olarak Kuran ayetleri okurlardı.

Önce Cebrail asm ardından Efendimiz asm okurdu.Karşılıklı okuma 632 yılına kadar 2 kez tekrarlandı.

Ayrıca sahabeden bazı kimseler ailelerini toplayıp mukabele okurlardı.

Mukabele geleneği sayesinde tekrarlanan ayetler Kuran’ın eksiksiz ve hatasız şekilde okunmasını sağladı.

Bir kimsenin Kuran’ı ezberden veya kitaptan yüksek sesle okuması ve bir topluluğun da onu dinlemesine mukabele denir.

Mukabele hafızlar tarafından okunur ve hatim duası kadir gecesinde ikindi namazı öncesi yapılır.

Peygamberimiz(sav)’in İsim ve Künyeleri

Peygamberimiz(sav)’in Kuran’ı Kerim’de geçen isimleri;

Peygamberimizin en çok anılan ismi Muhammed’dir.Peygamberimiz Kur’an da bu mübarek ismiyle dirt defa anılır.

(Al-i İmran,144-Ahzab,40-Fetih 29-Muhammedi,52)

Hz.İsa’nın Peygamberimizi ümmetine Ahmed(as)ismiyle tanıtmış olduğu bildirilir.

Peygamberimiz asm Kuran-ı Kerim’de Muhammed,Ahmed isimlerinden başka Resul,Nebiy,Şahid,Beşir,Nezir,Mübeşşir,Münzir,Rauf,Rahim,Musaddık,Müzekkir,Müddessir,Abdullah,Kerim,Hak,Mübin,Nur,Hatemun Nebiyyin,Rahmet,Nimet,Hadi,Taha,Yasin diye anılmıştır.

Zilhicce Ayının Kıymeti

Arapça’da Zilhicce Hac sahibi ya da hac ayı anlamına gelmektedir.Mübarek ayların ikincisidir. Ayrıca haccın bir parçası ve tamamlayıcısı olan kurban kesme ibadeti de bu ayda yapılır. İslam aleminde kurban bayramı olarak kutlanır.

Allah Resulü, bu ayı namazla geçiren kişileri cennetle müjdelemiş ve onların kurtuluşa erenlerden olacağını aktarmıştır. Ayrıca birçok hadisi şerife göre bu ayda namaz kılan kişilerin, hac ve umre yapmış kadar sevap kazanacakları insanlara aktarılmıştır. Zilhicce ayı girdiği günden itibaren kişilerin farz namazlarının yanı sıra kaza namazlarını kılmaları da gerekiyor. Ayrıca geceleri nafile namazlar ile de Allah’a yakınlaşılır ve günahların affı istenir.

Zilhicce ayı içerisinde birçok ibadeti yerine getirmek, insanların faydasına olacak ve onların kurtuluşa ermesinde vesilede bulunacaktır. Bu ay içerisinde birçok ibadet yapmak mümkünken, önemli olan haram işlerden uzak durmaktır. Zina ve alkol gibi Allah’ın haram ettiği her şeyden uzak durmak gerekiyor. Öyle ki bu ay insanların Allah’a daha çok yaklaştığı aylardan birisidir. Bu sebepten dolayı ibadetle geçirmek kişilerin Allah’a bağlılığını artıracaktır.

Bu ayda yapılması gereken ibadetler şu şekildedir;

  • Bol bol sadaka vermek.
  • Kuran okumak ve uygulamak.
  • Namaz kılmak.
  • Tesbih çekmek.
  • Tesbih namazı kılmak.
  • Hac yapmak.
  • Oruç tutmak.
  • Kurban kesmek.

Özellikle tesbih yapacak olan kişilerin artırarak gitmeleri onlara fayda sağlayacaktır. Kişilerin hem psikolojik rahatsızlıklarından kurtulmalarına hem de Allah’a daha da yakınlaşmalarına vesile olacaktır. Bu ay içerisinde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları da giderilmeli, en azından bir günlük yiyecekleri karşılanmalıdır.

Kadir Gecesinin Kıymeti

Kadir Gecesi Kur’ân’da belirtildiğine göre içerisinde bu gecenin bulunmadığı bin aydan daha hayırlıdır. Kur’ân, Ramazan ayında (el-Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir (el-Kadr, 97/1). Kadir Gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivâyetler vardır.

Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a (r.a.); İbn Mes’ud’un (r.a.), ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse Kadir Gecesine tesadüf edebilir’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, Kadir Gecesi Ramazan ayındadır. Kadir Gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınlan gözü almayacak şekilde doğmasıdır.’” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179 [762]).

Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/27 [4808]) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir.
Kadir Gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179-180 [762]) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 3 [2017] Müslim, Sıyâm, 207 [1165]) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivâyetler de vardır (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 2 [2015-2016]; Müslim, Sıyâm, 205-206 [1165]). Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek tavsiye edilir.

Kadir gecesi tüm İslam alemi için büyük önem arz eden günlerden birisidir. İslam alemi bu önemli geceyi ibadet yaparak geçirirler. Öyle ki bu gece yapılan tüm ibadetlerin sevabı kat kat fazla yazılır. Ayrıca günahların diğer günlere oranla daha çok kabul edildiği aktarılır. Bu geceyi ibadetle geçiren ve tövbe eden Müslümanların tüm günahları silinir.

Kadir gecesi Ramazan ayı içerisinde yer alan bir gecedir ve son derece önemlidir. O günü oruç tutarak ve geceyi Kuran okuyup namaz kılarak geçiren kişilere oldukça fazla sevap yazılır. Günahlarının affı için Allah’a sığınan kulların ise günahları tamamen silinir ve kişiler yeni dünyaya gelen bir bebek gibi günahsız olur.

Bu gecenin önemi son derece yüksektir ve tüm İslam alemi için büyük bir öneme sahiptir. Öyle ki bu gece ile tüm insanlar Allah’ın nuruyla tanışmaya başlamış, İslam dini ortaya çıkmıştır.

Bu geceden sonra kız çocukları toprağa gömülmekten kurtarılmış, insanların kendi eliyle yaptıkları ve daha sonrasında taptıkları putlar yıkılmış, cahiliye karanlığı ortadan kaldırılarak insanlar zulümlerden kurtarılmıştır.

Tüm insanlar Allah’ın nuruyla karşılaşmış, cahiliye devri sona ermiş ve insanlara İslam’ın güzellikleri aktarılmıştır. Bu günden sonra insanlar putları bırakmış ve Allah’a yönelmiştir. Kız çocuklarına değer verilmeye başlanmış, onların diri diri toprağa gömülmesi engellenmiştir. Ayrıca insanların birbirlerini ezmeleri, katletmeleri de yasaklanmıştır.

Kadir gecesine yönelik söylenmiş olan onlarca hadis vardır. Bu hadislerde bu gecenin anlam ve önemi, fazileti en iyi şekilde insanlara anlatılmıştır.

Kadir gecesiyle ilgili hadisler şu şekilde sıralanıyor;

  • Taberani: “Kadir gecesi mülayim ve oldukça açık olur. Asla soğuk ve sıcak değildir. O günden sonra olan sabahın güneşi ise zaif ve kızıldır. Tüm insanlara aydınlık vardır.”
  • Taberani: “Kadir gecesinde bulut olmaz. Yağmur ve rüzgar da yoktur. Soğuk veya sıcak olmaz. O geceden sonra güneş çok güzel bir şekilde doğar. Kimseyi yakmaz, herkese yol gösterici ışık yayar.”
  • Sahihul Camii-s Sağır: “Kadir gecesinde başını kaldırıp göğe bakan kişiler yıldızların kaymadığını göreceklerdir. Bu gece yıldızlar kaymaz, her şey ibadete durur.”

Kadir gecesi hakkında aktarılan bu hadisler, bu gecenin ne kadar kutsal ve önemli olduğunu tüm insanlara aktarmıştır. Kadir gecesini ibadetle geçiren herkesi kurtuluş kapısı bekler.

Allah Duhan suresinde tüm kullarına şu şekilde buyuruyor: “Biz Kuran-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz zaten insanları her daim uyarmaktayız.”

Duhan suresinde buyrulduğu üzere Kuran bu gece inmeye başlamıştır. Ayrıca Kadir suresinde de öneminden bahsediliyor. Allah Kadir suresinde bu gece için şunları buyuruyor: “Kadir Gecesini bilir misiniz? Biz Kuran’ı o gece indirmeye başladık. O gece, bin aydan daha hayırlı bir aydır. Kadir gecesinde melekler ve ruhlar Allah’ın emriyle çeşitli işleri yerine getirmek için yere inerler. O gece yeryüzü güneş doğana kadar serin ve esnek olur.”

BİR SAYFA BİR AYET BİR HİKMET

”Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez .O yaptığınız zerre kadar bir iyilik ise Allah onu katlayarak çoğaltır ve kendi katından büyük bir mükafat verir.” (Nisa Suresi-40)

Küçük iyilikler Allah katında katlanarak büyür

Allah Teala her iyiliğe on iyilikle karşılık verir. Bir infakı yedi yüz infak kadar büyütür. Allah yapılan hiçbir iyiliği küçük görmez. Yarım hurma tanesini sadaka olarak vermeyi de komşuya yapılan en ufak ikramı da küçük görmez. O zerre kadar iyilikleri boşa çevirmez. Belki bazılarının amel terazisi küçük bir iyilikle ağır gelecektir.

Allah kimseye zerre kadar kötülük etmez. Kimsenin zerre kadar sevabını görmezden gelmez. Kimseye en ufak haksızlık etmez. Bir insan çok küçük bir iyilik yapsa belki onu unutur ama Allah unutmaz. Onu da yazar ve onun gibi biriken tüm küçük iyilikleri yazar.Belki küçük iyilikler günün birinde dağ kadar büyür.

Allah Teala küçük iyilikleri küçük olarak bırakmaz. Onları katlar, çoğaltır ve bereketlendirir. Kişi küçük bir iyilik yaptığını düşünür ama sonra bir bakar ki yaptığı küçük iyiliğin karşılığı kat kat verilmiş. Allah Teala kendi katından da iyilikleri çoğaltır.

Rabbimiz kimsenin kötülüklerini çoğaltmaz. Ama O’nun katında iyilikler kötülükleri götürür. O’nun katında bir iyilik yüzlerce iyiliğe dönüşür. Bu kadar merhametli bir Rabbimiz var. Buna rağmen de iyiliklerimiz kötülüklerimizi geçememişse vay halimize!

Rabbimiz bizlerin iyiliklerini bereketlendirsin ve kötülüklerimizi af ve mağfiret eylesin!

MURAT PADAK/BİR SAYFA-BİR AYET-BİR HİKMET

Felak ve Nas Suresinin İndiriliş Sebebi

Peygamber efendimiz(sav)’e Yahudiler tarafından yapılan büyünün bozulmasına karşılık felak ve nas sureleri birlikte nazil olmuşlardır.

Müfessirler demişlerdir ki: Rasulullah’a (sav) hizmet eden yahudi bir çocuk vardı. Yahudiler ona yaklaştılar ve ondan Rasulullah’ın(sav) baş tarağını ve tarağın dişlerinden bir miktar alıncaya kadar ayrılmadılar. O da onları aldı ve onlara verdi. Onlar da Rasulullah’a sihir yaptılar. Yahudi Lebid ibnul-A’sam bu işi üzerine aldı. Sonra adına ‘Zervan’ denilen Beni Zurayk kuyusunda o sihri gizledi. Bu sebeple Rasulullah(sav) hastalandı. Başının saçları yayıldı ve saçıldı. Bu, altı ay devam etti. Hanımları ona gidiyolar, fakat o, hanımlarına gitmiyordu. Rasulullah(sav) erimeye başladı. Başına geleni de bilmiyordu.

Birgün uyurken ansızın ona iki melek geldi. Birisi baş tarafına, diğeri de ayak tarafına oturdu. Baş tarafına oturan dedi ki: “Bu adama ne oluyor?” Diğeri de: “Tubbe yapıldı.” dedi. Öbürü: “Tubbe nedir?” diye sordu. Diğeri de : “Sihirdir.” dedi. Öbürü: “Ona kim sihir yapmış?” dedi. Diğeri: “Yahudi Lebid ibnul-A’sam” diye cevap verdi. Sordu ki: “Ne ile sihir yapmış?” O da: “Saç tarağıyla.” dedi. “O nerededir?” diye sordu. Diğeri: “Zirvan kuyusunda su çekilirken ayak basılan taşın altında hurma çiçeğinin kabuğuna sarılı.” dedi.

Rasulullah(sav) uyandı ve buyurdu ki: “Ey Aişe, anladın mı? Allah-u Teala bana hastalığımı haber verdi.” Sonra Ali, Zübeyr ve Ammar bin Yasir’i gönderdi. Bu kuyunun suyunu boşalttılar. Sanki su, bekletilmiş üzüm gibiydi. Sonra taşı kaldırdılar ve hurma çiçeğini kabuğuna çıkardılar. Bir de baktılar ki, Rasulullah’ın(sav) tarağı ile tarağının dişleri ve bir de o hurma çiçeğinin kabuğunda kendisinde on bir düğüm bulunan bağlanmış ve iğne ile birbirine geçirilip batırılmış bir ip var. Bunun üzerine Allah teala muavizeteyn surelerini indirdi. Rasulullah(sav) her bir ayeti okudukça bir düğüm çözüldü. Rasulullah(sav) rahatladı. Son düğümler de çözülünce Rasulullah(sav) sanki bağlandığı bir ip etrafından çözülmüş gibi rahatladı. Cebrail(as) şöyle demeye başladı: “Seni Allah’ın adıyla tedavi ediyorum. Sana eziyet veren her şeyden, hased edenden, nazar edenden, Allah sana şifa versin.” Bunun üzerine dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü, habisin başını yaralım mı? Onu öldürelim mi?” Rasulullah(sav) buyurdu ki: “Allah bana şifa verdi. İnsanlara şer dağıtmayı hoş görmem.” Bu davranış da Rasulullah’ın(sav) hilmindendir.” (Buhari, Tıbb: 5766; Müslim, Selam: 44/2189; Beyhaki, Delailu’n-nübüvve; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

Aişe dedi ki: “Rasulullah’a(sav) sihir yapıldı. O, öyle bir hale geldi ki yapmadığı halde birşey yapmış vehmine kapıldı.” Aişe diyor ki: “Bir gün benim yanımdayken Allah’a dua etti ve O’nu çağırdı. Sonra dedi ki: “Ey Aişe hissettin mi?Allah kendisinden istediğimi bana verdi.” Ben de dedim ki: “Nedir o ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu ki: “Bana iki melek geldi…”dedi ve yukarıdaki şeyleri anlattı.” (Buhari, Tıbb: 5766; Müslim, Selam: 44/2189; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

Enes bin Malik dedi ki: “Bir yahudi Rasulullah’a(sav) bir şeyler yaptı. Bundan dolayı da ona çokça acı isabet etti. Sahabeler onun yanına gelince ona bir şeylerin olduğunu anladılar. Cibril de kendisine Muavizeteyni indirdi. Rasulullah(sav) bu ikisi ile Allah’a sığındı. Bundan sonra da ashabına sıhhatli olarak çıkmış oldu.

Kuran’ın Kalbine Yolculuk

” Her şeyin egemenliği elinde olan Allah bütün eksikliklerinizden uzaktır ve hepiniz sonunda O’na döndürüleceksiniz.” (Yasin,83)

Aklınıza gelen bütün eksiklikleri düşünün. Kemali ifade etmeyen bütün yetersizlikleri düşünün. Allah(cc) aklınıza gelen bütün eksikliklerden münezzehtir.

Ne varsa akla gelen gökteki Güneş, gezegenler, yeryüzünde hareket eden bir karınca, taş, toprak… Ne geliyorsa aklına her şeyin yönetimi, mülkü, gücü, kudreti Allah’ın elindedir ve ”Ey insanlar, siz O’na döndürüleceksiniz.” Bütün sefalar, bütün hoş vakitler geçici… Biz Allah’a dönüyoruz. Bütün acılar, sıkıntılar itecek. Asıl hedef asıl gündem maksat Allah.

Biz dembedem O’na dönüyoruz.

Biz Allah’a dönüyoruz. Geçen her an bizi O’na götürüyor. İnsanın bu dünyadaki hali havaya atılmış bir taştan farklı değil. Havaya atılan taş eninde sonunda nasıl yere düşmeye mahkum ve mecbursa her doğan Allah’a doğru gitmeye, yol almaya mecburdur.

İstesen de istemesen de Rabbine doğru yol almaktasın. Bu idrak insana zaman bilinci verir. Biz baki değiliz. Bu dünya baki değil. Sahip olduğun hiçbir şey kalıcı değil. Asıl hayat ahiret hayatıdır. Asıl hesap da ahiret hesabıdır.

YASİN PİŞGİN-KUR’AN’IN KALBİNE YOLCULUK-YASİN SURESİ TEFSİRİ

Kuran-ı Kerim ve Bilim

Ünlü fizikçi Sir Fred Hoyle’un hayatın başlangıcıyla ilgili çok çarpıcı bir benzetmesi vardır. Hoyle ” Akıllı Evren”(The Intelligent Universe) isimli kitabında canlılığın tesadüflerle doğduğunu iddia eden evrim teorisi hakkında şöyle yorum yapar..

Hayatın başlangıcına ait senaryoyu şöyle düşünebiliriz: Bir kasırganın, Boeing uçak fabrikasının yanında bulunan yedek parça deposundaki malzemeleri savurarak, kaza sonucu bir Boeing-747 oluşturması gibidir.

Fred Hoyle’un bu benzetmesi son derece isabetlidir. Hayatın varoluşu ve sistemlerin kusursuzluğu bir yaratıcıya işaret etmektedir. Nasıl ki kasırga tesadüflerle bir uçak meydana getiremiyorsa evrenin plansız ve tesadüfi olaylarla meydana gelmesi de aynı oranda imkansızdır.

Evren, bir uçakla kıyaslanamayacak kadar sayısız ayrıntıyla donatılmıştır. Evrende tesadüfe yer yoktur ve bu düzen içindekilerle beraber yaratılmıştır.

Bu kusursuz düzeni yaratan Allah sonsuz ilim ve kudret sahibidir. (Paul Davies, Fizik Profesörü)

Sir Fred Hoyle: ”Aslında yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından yaratıldığı o kadar açıktır ki insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun kabul edilmemesinin nedeni bilimsel değil psikolojiktir.

”Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.” ( Neml suresi,14)

Tesadüfler ortaya sadece karmaşa çıkarın oysa evrende karmaşa değil apaçık bir düzen vardır. Dünyanın güneşe uzaklığı, atmosferdeki dengeler, dünyanın dönüş hızı, denizler, ormanlar ve kainattaki her canlının birbirine olan bağı bu mükemmel düzenin bir parçasıdır.

Tesadüfen bir kağıt parçası bile kendi kendine oluşamazken bu harika sistemin de kendi kendine var olmasını beklemek bir saçmalıktır.

Kuran-ı Kerim’de 1400 yılı önceden bize gösterilen ve günümüzde kesinleşmeye başlamış bilimsel gerçekler de Rabbimizin, Rasulullah(sav)’in ve Kuran’ın hak ve doğru olduğunu gösterir.

 Astronomi (Gökbilim): “Üzerlerindeki göğü nasıl kurduğumuza ve süslediğimize bakmazlar mı? Bir çatlağı da yoktur onun.” (Kaf suresi 6)

Jeoloji (Yer bilimi): “Dağların nasıl dikildiğine bakmazlar mı? Ve yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?” (Gaşiye suresi 19-20)

Paleontoloji (Fosilbilim): “Yeryüzünde dolaşın ve yaratılışın nasıl başladığına bir bakın…” (Ankebut suresi 20)

Arkeoloji (Kazı bilimi): “Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonuna bakmazlar mı? Onlar bunlardan daha kuvvetliydiler, yeryüzünü eşip deşip didik didik etmişler ve bunların imar ettiklerinden çok daha fazla imar etmişlerdi.” (Rum suresi 9)

Botanik (Bitki bilimi): “O, gökten su indirendir. Her çeşit bitkiyi onunla bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, üst üste binmiş taneler üretiyoruz ve hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, bir kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın. Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için deliller vardır.” (En’am suresi 99)

Zooloji (Hayvanbilimi): “Muhakkak hayvanlardan alacağınız ibretler vardır.” (Nahl suresi 66)

Embriyoloji  (Canlı gelişimi bilimi): “Ey insanlar! Eğer dirilişten şüpheleniyorsanız, gerçekten de sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra asılıp tutunan bir şeyden, sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size apaçık gösterelim diye. Dilediğimizi belirli bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da güçlü çağınıza eriştiriyoruz.” (Hac suresi 5)

Kalbimizle, vicdanımızla ve aklımızla düşündüğümüzde Allah’ı ve O’nun doğru yolunu bulabiliriz.

İlahi Kelamın Sırları (Fatiha-4)

”Allah, din gününün sahibidir.”

Malik mülk sahibi demektir. Hakk’ın mülkü yaratabilmesidir. El-Melik, El-Malik ismine göre mübalağa anlamı taşır. Allah hem el-melik ve hem el-maliktir. Mülk O’nundur. Allah’tan başka ilah olmadığı gibi yaratmaya da sadece O’nun gücü yeter. Allah, ilahlığıyla biricik, mülküyle yeganedir. O abidlerin nefislerinin sahibidir, böylece onları kulluğuna yönlendirir. Ariflerin kalplerinin melikidir, kendisini bilmekle onları şereflendirir. O kendisine yönelmişlerin nefislerinin sahibidir, onları kemale erdirir. Vecd sahiplerinin kalplerinin sahibidir, onlara bu şekilde boyun eğdirir. O kendisine ibadet edenlerin bedenlerinin sahibidir, böylece ihsan ve nimetleriyle onlara lütfeder.

O sevdiklerinin ruhlarının sahibidir, celalinin niteliğini ve cemalinin özelliğini onlara gösterir. Tevhid ehlinin yularının sahibidir, böylelikle onları istediği gibi yönlendirir ve dilediği şeyi dilediği tarzda ve dilediği yönde başarıya erdirir. Onları bir an bile kendilerine bırakmaz, onların işlerinde bir dalgınlık ve tehlikeye imkan vermez. Böylelikle onları kendisiyle kendilerinden fani kılar.

Abidlerin kalplerine Allah’ın ihsanı sahip olmuş, onlar da Allah’ın ikramına tamah etmişlerdir. Muvahhitlerin (birleyenlerin) kalplerine saltanatı egemen olmuş, onlar O’nun bekasıyla yetinmişlerdir. Allah tevhid ehline onların sahip olduğunu bildirmiş, böylelikle iradeleri onlardan düşmüştür. Anlamışlar ki kulun asla bir mülkü yoktur. Mülkü olmayanın verebileceği bir hükmü de olamaz. Hüküm vermeyenin ise iradesi ve dilemesi olamaz. Bu nedenler onların Hakk’a kulluktan yüz çevirmeleri veya hükmüne itiraz etmeleri veya iradesine direnmeleri veya onlara karşı çıkmaları mümkün değildir.

Ayette zikredilen ”din günü” ceza ve diriliş günü, hesap ve toplanma günüdür. Allah teala herkese dilediği şekilde karşılık verecekir. Bu meyanda razı olunmuş kullarına iyilik vermesi onların yaptıkları ameller nedeniyle değil kendi ihsanından olacaktır, reddedilmiş kullarına ceza vermesi ise onların günahları nedeniyle değil Hakk’ın hikmetinden ve hükmünden kaynaklanacaktır. Düşmanlara gelince Cenab-ı Hakk onları hesaba çeker, sonra azap eder. Dostlarına gelirsek Allah önce onları azarlar, sonra kendisine yaklaştırır.

LETAİFÜ’L İŞARAT (İLAHİ KELAMIN SIRLARI) KURAN’I KERİM TEFSİRİ

ABDULKERİM KUŞEYRİ

ÇEVİREN:EKREM DEMİRLİ

FİKRİYAT

Yusuf Suresinin Özellikleri

Yusuf suresi Hz. Yusuf’un (a.s) hayatı detaylı olarak anlatıldığı için bu sure “Yusuf” adını almıştır. Yusuf isminin İbranice karşılığı “Yosef” veya “Yuzarsif”dir. İbranice’de bu isim ”Allah artırsın” anlamına gelmektedir.

Yusuf Suresi, 111 ayettir. Hz. Yusuf’un hayatı, Kur’an’da başlangıcından bitişine kadar, detaylı bir biçimde, bir surede anlatılan tek kıssadır.

Hz. Yusuf’un hayatı, bu surede ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Bir kaç surede zikredilen kıssaların aksine, bu kıssa bu surede bir defada nakledilmiş ve sure çoğunlukla bu hikayeye ayrılmıştır.

Yusuf adı bu surede 25 defa zikredilmiştir. Bu surenin bir diğer adı “Ahsenü-l Kasas”tır (en güzel kıssa).

Konuları

Yusuf Suresi, Hz. Yusuf (aleyhiselam) kıssasının tamamı, kendisi, babası ve kardeşlerinin yaşamı, ibretli hadise ve olaylar ve eğitici noktaları içermektedir.

Yusuf Suresi’nin son birkaç ayeti hariç, tüm ayetleri Hz. Yusuf’un (a.s) hayatını anlatmıştır.

Kur’an’ı Kerim’de toplamda 27 kez, Hz. Yusuf ismi tekrar edilmiştir ve bunun 25’i Yusuf Suresi’nde geçmiştir.

HZ.YUSUF’UN BİZLERE ÖĞRETTİKLERİ

Yusuf suresi, bizlere iffetli ve sabırlı olmanın önemini anlatmaktadır. Züleyha’ya af kapısının açık olduğu gibi bizlere de af kapısının açık olduğunu, her zaman tövbe edebileceğimizi öğreniriz.

Bu sureyi okuduğumuzda Allah’a sığınıp O’nun yolundan vazgeçmediğimizde Hz. Yusuf’a güzel kapıların açıldığı gibi bizlere de açılacağını anlarız.

Hz. Yusuf’u örnek alan müminlerin cennette onunla birlikte olabilmesi duasıyla..

Ş