ZEMZEM SUYUNUN TARİHİ

Hz. İbrahim, Allah’tan aldığı emirle eşi Hacer’i ve oğlu İsmail’i Mekke’ye bırakır. Henüz orada Kâbe yoktur. Anne oğul, ıssız bir vadidedirler. Hacer validemiz, emrin Allah’tan geldiğini öğrenince büyük bir teslimiyetle teslim olur. Yanlarındaki su bitince oğlu İsmail’e su bulma amacıyla Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi defa koşarcasına gidip gelir. Bir müddet sonra Hz. İsmail’i bıraktığı yerden bir suyun fışkırdığını görür: Zemzem.

Hz. Hacer bu suyun birikmesi için önünü kesmiştir ve suyu biriktirmiştir. Hz. Hacer çıkan suyu görünce “dur dur” diyeceği yerde “zem zem” demiştir ve günümüze kadar bu bereketli suyun adı zemzem suyu olarak kalmıştır.

O ve oğlu kurtulduğu gibi kıyamete kadar tüm müminler de o suyu içecek, onunla şifa bulacaktır.

Resulullah, “Zemzem suyu ne amaçla içilirse ona yarar sağlar” (İbn Hanbel, III, 357) buyurmuştur. Hz. Ömer kıyamette susuzluk çekmeme duasıyla zemzemi içmiştir.

Arafat ve Arefe

Arefe haccın en önemli farzı olan vakfenin yapıldığı yerin (Arafat) diğer adıdır. Vakfe, kurban bayramının bir gün öncesi olan zilhicce ayının dokuzuncu günü burada yapıldığından bu güne yevmü arefe (arefe günü) veya Türkçe’de kısaca arefe (arife) denilmiştir.

Arefe günü, haccın temel rüknü olan vakfenin o gün yapılması sebebiyle büyük önem taşımaktadır. Arefenin önemine, faziletli ve makbul duanın o gün yapılan dua olduğuna dair hadisler vardır (bk. Şevkânî, IV, 70; Muhibbüddin et-Taberî, s. 392). Vakfe, arefe günü zeval vaktinden kurban bayramının birinci günü fecrin doğuşuna kadar olan süre içinde yapılır (geniş bilgi için bk. VAKFE). O gün vakfenin dışında yapılması gereken başka önemli hususlar da vardır. Hacıların terviye günü (8 Zilhicce) Mekke’den Mina’ya gidip orada geceledikten sonra arefe günü sabah namazını Mina’da kılarak güneşin doğuşunu takiben Arafat’a çıkmaları, zeval vaktinden sonra orada gusletmeleri, öğle ve ikindi namazlarını öğle vaktinde birlikte kılmaları (bk. CEM‘), zamanlarını tekbir, tehlil, telbiye, salâtüselâm ve dua ile geçirmeleri ve akşam güneşin batmasıyla birlikte Müzdelife’ye doğru yola çıkmaları sünnettir. Hz. Peygamber’den arefe günü oruç tutmanın faziletine dair hadis rivayet edildiği gibi, Arafat’ta oruç tutmanın menedildiğine ve kendisinin orada oruç tutmadığına dair hadisler de vardır. Buna göre, hacıların zayıf düşerek asıl görevlerini aksatmalarına yol açacağı için arefe günü oruç tutmaları mekruh, hacca gitmeyenlerin aynı gün oruç tutması ise müstehap kabul edilmiştir (Şevkânî, IV, 267-269; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 229). Ayrıca kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın ardından okunan teşrîk tekbirlerine de arefe günü sabah namazından sonra başlanır.

Kurban bayramından bir gün öncesine mahsus olan arefe tabiri, Türkçe’de ramazan bayramından bir gün öncesi için de kullanılmaktadır. Bunun gibi, belli gün ve bayramlardan bir gün öncesine veya önemli bir olay ya da olayların cereyan ettiği bir dönemden önceki günlere de Türkçe’de arefe denmektedir.

Mekke ve Medine

Lebbeyk Allahümme lebbeyk

Lebbeyke la şerike leke lebbeyk

İnne’l hamde ve’n nimete

Leke ve’l mülk la şerike lek

”Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur!

Buyur Allah’ım, senin asla ortağın yoktur.

Buyur Allah’ım, şüphesiz hamd sana mahsustur.

Nimet de senindir mülk de senin, asla ortağın yoktur.”

Mekke-i Mükerreme

Kabe… Allah’ın kutsal evi. Zamanın, mekanın anlamını yitirdiği yer. Allah’la baş başa kaldığımız mekan.

Allah’ın evi Kabe’nin yine Allah’ın evi olan Mümin kalbiyle karşı karşıya geldiği yer.

Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in tevekkülü, inşası ve İslam’ın kalbi.

Her anı mahşer günü gibi. Dünya cazibelerinden, renklerinden, hırslarından uzak. Kalpte, dilde, bakışta, adımda yalnızca Allah’ın rızası.

Tövbe ve istiğfar ile, dua ile, Kuran-ı Kerim ile, namaz ile Allah’a yaklaşma mücadelesi.

İbrahim Peygamberin, Muhammed Peygamberin adım attığı , dua ettiği yerler. Onlarla aynı yerde, aynı şekilde dua etmektir kalbi heyecanlandıran.

Allah rızası için temiz tutulan Kabe’nin etrafında yine kalbimizi temizlemek için dönmektir melekler gibi.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in teslimiyetini, Allah’a dostluğunu, güvenini, nefsini kurban etmeyi, Hz. Hacer gibi mücadele etmeyi, Hz. Muhammed (sav) gibi sabretmeyi, Allah rızasını kalbimizde ilk sıraya koymayı öğrenmektir Mekke..

Medine-i Münevvere

Nurlu şehir, gül kokan şehir Medine.. Rasulullah’ın (sav) evi. O’nun gibi tertemiz, nurlu, huzurlu şehir. Asr-ı Saadet’i kalbinde saklayan şehir. Sahabelere yurt olan şehir.

Kimsesizlerin, yolda kalmışların, gariplerin sığınağı..

Mescid-i Nebevi

Rasulullah(sav)’a can-ı gönülden kucak açan, bağrına basan Medine..

Bizler için Allah yolunda nice çileler çekmiş gül kokulu peygambere kavuşup gül olmak..

”Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidine Muhammed.”

Rasulullah’ın karşısına geçip O’na salavat okuyup, dua etmek ve O’nun görüp dua edeceği insanlardan olabilmek..

Hiçbir yere benzemeyen güzeller güzeli iki şehir.. Rasulullah’a, sahabelere, Allah yolunda şehit olmuş nice yüce gönle ev olmuş iki nurlu şehir..

Allah hepimize bu iki şehri görmeyi ve oradaki kalplere hakkıyla layık olmayı nasip eylesin. Amin.