Ne Yazılmışsa O Vaki Olur

Ey azizim vaktiyle gönül ehli zatlar şöyle derdi: Ne yazılmışsa ol vaki olur, ne mukadderse o gelir başa. Bu söz öyle kuru bir teselli değildir. Bu kalbin kendini Hakk’a teslim ettiği bir sır kapısı idi. Vaktiyle İstanbul sokaklarında sabah ezanıyla uyananlar rızkın peşine düşerken ”Rabbim ne takdir ettiyse o olur” diyerek çıkardı evinden. Her adımda tevekkül, her nefeste rıza vardı. İnsan başına geleni yadırgamaz. Bunda da bir hayır var der geçerdi. Çünkü bilirdi ki yazgı kalem-i kudret ile çoktan yazılmış, mürekkebi çoktan kurumuştu.

Şimdi dön de bak bugüne, ahval perişan. Gönüller herc ü merc zihinler dağınık sabır tükenmiş. İnsan dediğin her şeyi hesapla, planla, takvimle zapt etmeye çalışır olmuş. Lakin kaderi unutur. Hatırlamaz ki ne saat işlerse işlesin vaktin sahibi Allah’tır. O isterse bir anda açar gönül kapılarını, istemezse bin yıldır beklesen bir arpa boyu yol kat edemezsin.

Evvel zamanlarda dervişler, bir tas çorba, bir kilim üstünde cihanı seyrederdi. Şimdi ise her şey var da huzur yok.Zira eşyanın bolluğu kalbin boşluğunu doldurmaz. Manadan uzak yaşayan bugünün insanı her şeye sahip olup da hiçbir şeye razı olmayan haline bakmalı evvela. Kendini dertli sanır, ama dert değil çoğu kere nefsin açlığıdır, kalbin değil.

Ey gönül sen yine dön o eski usüle. Kalbini temizle, dilini sadeleştir, niyetini berrak kıl. Çünkü vakti geldiğinde ne menfaatin korur seni, ne planların.

Ancak teslimiyetin sabrın ve niyazın elinden tutar.

Ve unutma: Ne kadar koşturursan koştur kaderin sana yürüyerek gelir. Zira ne yazılmışsa ol vaki olur.

Ey azizim! Bu kadar telaş niyedir. Sanırsın ki ip senin elinde oysa çoktan düğümlenmiş hüküm semada.. Sor kendine bunca koşturmanın hırsın nefsin bu bağrına bastığın korkuların içinde acaba sen Hakk’ın yazdığına razı olmayı ne vakit unuttun da kendi yazgını yazmaya kalkıştın?

(Bir derviş)

Toprağın Hafızası

Ey salik-i tarıki aşk! Gönül kandilin yanık, nazarın hikmetten yana ise işit bu kelamı. Zira sözümüz toprağa dairdir. Amma bildiğin sıradan bir toprak değildir bu Hakk’ın kalem-i kudretiyle yazılmış bir hafızadır.

Toprak hem sükut eder hem haykırır. Lal görünür amma kelamı taşlara sinmiştir. Zira o mahlukatın ilk naşesini taşır. Adem’in canıyla yoğrulmuş çamurdur. Her adımda her nefeste her gözyaşında bir iz bırakırız. Ve o iz silinmiş görünse de aslında derununa kazınır, mahfuz kalır.

Her secdeyi bilir toprak. Hangi alnın kaç kere temas eylediğini, hangi gözyaşının ne vakit düştüğünü unutmaz.

Ey gönül ehli unutma ki hafıza yalnız akılda değil, hakda da olur. Toprak unutur gibi yapar ama unutmaz. Zira o bir levhi mahfuzdur, görünmeyen yazılarla dopdoludur.

Bir vakit aşık olan bir dervişin, bir gece, harabatın köşesinde düşürdüğü yar nidası yıllar sonra oradan geçen başka bir gönül sahibini titretebilir. Bu tesadüf değil, toprakta kayıtlı nidadır. Kuran’da Hak teala şöyle buyurur: ” O gün yer kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.” (Zilzal 4-5 )

İşte bu toprağın konuşacağı gündür. O vakit sakladığı her fısıltıyı, her secdeyi , her isyanı, her duayı dile getirir. Mezar taşları dile gelir, bastığın zemin şehadet eder. Kim neyle yürümüş, kimin ayağı nerde titremiş, hangi aşık hangi eşiğe yüz sürmüş.. Hepsi birer birer okunur. Ey gönlünü yitirmiş can! Toprak sadece altında yatanları değil üzerinde gezenleri de tanır.

O halde toprağa basarken edep üzere ol. Belki bastığın yer bir velinin secdegahıdır.

Belki de kaderinin başlama noktasındasın da farkında değilsin. Hz. Mevlana der ki ben toprak oldum da gül bitirdi beni.

İşte bu sözdedir sır. Toprak her şeyi saklar fakat zamanı gelince çiçek gibi açar. Senin niyetini, hamlığını , pişmanlığını hepsini hamd ile harmanlar. Vakti geldiğinde hakikati sana gösterir.

O halde ey gönül sahibi! Sakın sanma ki geçti gitti. Sakın deme ki unuttu halini. Toprak duanı unuur mu hiç? Secdene tanıklık eden yer, vefasız olur mu? O senden razıysa Yaradan da razıdır.

Aslından Uzak Düşen Kişi Yine Vuslat Zamanını Arar

  • Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:
  • Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın… Herkes ağlayıp inledi.
  • Ayrılıktan parça parça olmuş, kalp isterim ki, iştiyak derdini açayım.
  • Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.
  • Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de. 
  • Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.
  • Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o nur yok.
  • Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok.
  • Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!
  • Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür. 
  • Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.
  • Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü?
  • Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir.
  • Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur.
  • Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu

Hz. Mevlana’dan Beyitler

Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah’ın lütfundan mahrumdur. ( Mesnevi, 1/0079 )

Allah bir kimsenin ayıbını örtmek isterse o kimse ayıplı kimselerin ayıbı hakkında ses çıkaramaz olur. ( Mesnevi, 1/0982 )

Her meyve ve her yaprak, tomurcuğun diliyle Allah’ın şükrünü terennüm eder. ( Mesnevi, 1/1344 )

Kıyamet günü her şeyin Allah’a arz edileceği, Allah tarafından görülüp sorulacağı gündür. ( Mesnevi, 1/1597 )

Ben varlığı yoklukta buldum, onun için varlığı yokluğa feda ettim. ( Mesnevi, 1/1735 )

Bunu duy da bil ki Allah’ın kendisine davet ettiği kimse bütün dünya işlerinden vazgeçmiştir. ( Mesnevi, 1/2120 )

Ey ayıpları örten Allah! Perdemizi kaldırma; imtihan zamanında bize yardım et, bizi kurtar. ( Mesnevi, 1 /3293)

Eğer bu harp zindanından kurtulmaya bir yol istersen sevgiliden baş çekme, secde et ve yaklaş. ( Mesnevi, 1 /3607)

Dert, Allah’ı gizlice çağırmana vesile olduğu için bütün dünya malından üstündür. ( Mesnevi, 3/ 0203)

Hakikatte her düşman senin ilacındır, kimyadır. Çünkü ondan kaçar halvet bucaklarına sığınır, Hakk’ın lütfundan yardım dilersin. ( Mesnevi, 4, 0094-95)

Sabret, her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam mübarek bir kuldur. ( Mesnevi, 1/0819 )

Sabret! Kötü renkli gecede çok iyilikler vardır. Ab-ı hayat karanlıkların eşidir, karanlıktadır. ( Mesnevi, 1/3691 )

Allah’tan gelen meşakkate sabret, ona razı ol. Çünkü dosttan gelen bela seni temizler. ( Mesnevi, 4 /0106-07)

Mesnevi’den Bir Bölüm

(Mesnevi-3005) ” Gönlü ışık yakmayı, şulelenmeyi öğrenmiş olan kişiyi güneş bile yakmaz. Bir cüzü külle ulaştıran o cüzün yanında diken bile, gül bile baştanbaşa letafet kesilir, Allah’ı ululamak, yüceltmek nasıl olur? Kendi varlığını horlamak, toprak mesabesinde tutmakla Allah’ı tevhit etmeyi öğrenmek nedir? Kendini tek Allah’ın önünde yok etmek.”

(Mesnevi-3010) ”Bütün bozuk düzen işler, bütün ikilikten meydana çıkıyor.”

Mesnevi’nin Kalbimize Yansıması

Gönlüne Allah’ı tanıtabilen insanı en büyük felaketler, hastalıklar ve sıkıntılar bile isyan ettirmez ve ümitsizliğe düşürmez.

Parçadan bütüne varabilen insan, denize ulaşabilen küçük bir su damlası gibidir. Allah’a ulaşabilen kul dertlerin ve mutlulukların kimden geldiğini bilir ve huzura kavuşur.

Kendi varlığını değil Rabbinin varlığını tanır ve sırtındaki dünya yüklerini indirir.

Allah Hz. Mevlana’ya rahmet eylesin. Amin..

Vaizin Duası

Kötü, istenmez bir şey bile olsa, seni sevgiliye götürürse, o şey sevimlidir,güzeldir.

”Bir vaiz vardı. Vaaz etmek için kürsüye çıkınca, yol kesici eşkıyaya dua ederdi. Elini kaldırır, ”Ya Rabbi!” derdi. ”Kötülere, bozgunculara, eşkıyaya merhamet et! Onlara acı! Hayır sahipleri ile alay edenlere, bütün kafir gönüllülere, kiliselerde manastırlarda bulunanlara sen merhamet et!” O, temiz kişilere, iyi huylu insanlara dua etmezdi. Pis, ahlaksız, kötü kişilerden başkasına dua etmezdi.

Ona dediler ki:” Senin bu duaların alışılmış, işitilmiş dualar değildir. Sapıklara hayır duada bulunmak, büyüklük asalet değildir.”

Vaiz dedi ki: ”Ben onlardan iyilik gördüğüm için haklarında hayır duada bulunmayı adet edinmişimdir. Onlar bana karşı o kadar kötülüklerde bulundular, o kadar zulüm ve cefa ettiler ki, sonunda beni şerden kurtardılar, hayra ulaştırdılar.

Ben ne vakit dünyaya yöneldimse, dünya işlerine candan bağlandımsa onlardan dayaklar yedim, eziyetlere uğradım, yaralar aldım. Yediğim dayaklardan, uğradığım belalardan, hakaretlerden Allah’a sığınmaya, yalvarmaya başladım. Böylece o kurt gibi zalimler beni doğru yola, Hakk’ın yoluna getirdiler.

Ey akıllı kişi, onlar benim doğru yolu bulmama sebep oldukları için haklarında hayır duada bulunmak boynumun borcu oldu.”

Kul dertlerden,uğradığı zulümlerden, başına gelen belalardan, aldığı yaralardan sızlanır, feryat eder. Hastalıkların getirdiği ağrılardan, sızılardan Cenab-ı Hakka yüzlerce şikayette bulunur.

Cenab-ı Hakk da buyurur ki: ”Ağrı, sızı, dert, zahmet sonunda seni yalvarıp yakaran bir kul etti. Seni gafletten uyandırdı. Doğru yola düşürdü.

Sen ağrıdan, sızıdan değil, asıl senin yolunu kesenden, seni bizim kapımızdan uzaklaştıran çeşitli nimetlerden, zanginlikten şikayet et.”

Hakikatte her düşman senin ilacın, kimyandır. Onun kötülüğü, zulmü seni faydalandırır. Seni içine kapanmaya, gönlünü bulmaya ”Aman Allah’ım” demeye zorlar.

Bu yüzdendir ki sen onun şerrinden ve zulmünden kaçar, yalnızlığa sığınırsın; Allah’ın lütfundan yardım istersin.

Hakikatte senin en yakın dostların, seni en belalı düşmanlarındır. Çünkü dostların tatlı dilleri ile seni oyalar, Hak’tan uzak düşürürler.”

(Mesnevi,c.4,b.80-99)

Hz.Mevlana’dan Bir Rubai

” Gönül bir gün seni, gönlünü alana ulaştırır.

Can, bir gün seni Canana ulaştırır

Sen içindeki derdin eteğini elinden bırakma.

O dert, bir gün seni dermana ulaştırır.”

(Divan-ı Kebir’den Seçmeler,c.4 s.288;Mevlana’nın Rubaileri,s.340,n.1634)