Risale-i Nur/17.Söz

Gel ey hayata çok müştak ve ömre çok talip ve dünyaya çok âşık ve hadsiz emeller ile ve elemler ile müptela bedbaht nefsim! Uyan, aklını başına al! Nasıl ki yıldız böceği kendi ışıkçığına itimat eder, gecenin hadsiz zulümatında kalır.

Bal arısı, kendine güvenmediği için gündüzün güneşini bulur. Bütün dostları olan çiçekleri, güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder.

Öyle de kendine, vücuduna ve enaniyetine dayansan yıldız böceği gibi olursun. Eğer sen, fâni vücudunu, o vücudu sana veren Hâlık’ın yolunda feda etsen bal arısı gibi olursun. Hadsiz bir nur-u vücud bulursun.

Hem feda et. Çünkü şu vücud, sende vedia ve emanettir.

وَ مُلْكِ اُو وَ اُو دَادَه فَنَا كُنْ تَا بَقَا يَابَدْ

اَزْ اٰنْ سِرّٖى كِه ، نَفْىِ نَفْىْ اِثْبَاتْ اَسْتْ

Hem onun mülküdür hem o vermiştir. Öyle ise minnet etmeyerek ve çekinmeyerek fena et, feda et tâ beka bulsun.

خُدَاىِ پُرْكَرَمْ خُودْ مُلْكِ خُودْرَا مٖى خَرَدْ اَزْ تُو

بَهَاىِ بٖى گِرَانْ دَادَه بَرَاىِ تُو نِگَاهْ دَارَسْتْ

Hâlık-ı Kerîm, kendi mülkünü senden satın alıyor. Cennet gibi büyük bir fiyatı verir. Hem o mülkü senin için güzelce muhafaza ediyor. Kıymetini yükselttiriyor.

İbrahim aleyhisselâmdan sudûr ile kâinatın zeval ve ölümünü ilan eden na’y-ı لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ beni ağlattırdı.

فَصَبَّتْ عَيْنُ قَلْبٖى قَطَرَاتٍ بَاكِيَاتٍ مِنْ شُئُونِ اللّٰهِ

Onun için kalp gözü ağladı ve ağlayıcı katreleri döktü. Kalp gözü ağladığı gibi döktüğü her bir damlası da o kadar hazîndir, ağlattırıyor. Güya kendisi de ağlıyor. O damlalar, gelecek Farisî fıkralardır.

لِتَفْسٖيرِ كَلَامٍ مِنْ حَكٖيمٍ اَىْ نَبِىٍّ فٖى كَلَامِ اللّٰهِ

İşte o damlalar ise Nebiyy-i Peygamber olan bir Hakîm-i İlahî’nin kelâmullah içinde bulunan bir kelâmının bir nevi tefsiridir.

نَمٖى زٖيبَاسْتْ اُفُولْدَه گُمْ شُدَنْ مَحْبُوبْ

Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünkü zevale mahkûm, hakiki güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalp ile sevilmez ve sevilmemeli.

(Batıp giderek kaybolan bir sevgili güzel değil. Çünkü sona ermeye mahkum. Sonsuz aşk için yaratılan ve Allah’ın Samed isminin görüldüğü yer olan kalp ile sevilmemeli.)

نَمٖى اَرْزَدْ غُرُوبْدَه غَيْبْ شُدَنْ مَطْلُوبْ

Bir matlub ki gurûbda gaybubet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Âmâle merci olamıyor. Arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki kalp ona perestiş etsin ve ona bağlansın kalsın.

(Bir istenilen ki batıp gitmeye mahkumdur. Kalbin sevgisine değmiyor. İstekleri karşılayamıyor. Arkasında üzülmeyi hak etmiyor.)

نَمٖى خٰواهَمْ فَنَادَه مَحْوْ شُدَنْ مَقْصُودْ

Bir maksud ki fenada mahvoluyor, o maksudu istemem. Çünkü fâniyim, fâni olanı istemem; neyleyeyim?

( Bir istenilen ki geçicilikte yok oluyor.)

نَمٖى خٰوانَمْ زَوَالْدَه دَفْنْ شُدَنْ مَعْبُودْ

Bir mabud ki zevalde defnoluyor; onu çağırmam, ona iltica etmem. Çünkü nihayetsiz muhtacım ve âcizim. Âciz olan, benim pek büyük dertlerime deva bulamaz. Ebedî yaralarıma merhem süremez. Zevalden kendini kurtaramayan nasıl mabud olur?

( Bir istenilen ki sona ererek gömülüyor, onu çağırmam ve sığınmam. Sonsuz yaralarıma çare olamaz.)

عَقْلْ فَرْيَادْ مٖى دَارَدْ نِدَاءِ ( لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ )مٖى زَنَدْ رُوحَمْ

Bütün mecazî âşıkların divanları, yani aşknameleri olan manzum kitapları, şu tasavvur-u zevalden gelen elemden birer feryattır. Her birinin bütün divan-ı eş’arının ruhunu eğer sıksan elemkârane birer feryat damlar.

اَزْ اٰنْ دَرْدٖى گِرٖينِ ( لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ ) مٖى زَنَدْ قَلْبَمْ

İşte o zeval-âlûd mülakatlar, o elemli mecazî muhabbetler derdinden ve belasındandır ki kalbim İbrahimvari لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ ağlamasıyla ağlıyor ve bağırıyor.

(Mecaz aşklardan feryat eden kalbim Hz. İbrahim gibi ” Ben batıp gidenleri sevmem” diyor.)

دَرْ اٖينْ فَانٖى بَقَا خَازٖى بَقَا خٖيزَدْ فَنَادَنْ

Eğer şu fâni dünyada beka istiyorsan beka, fenadan çıkıyor. Nefs-i emmare cihetiyle fena bul ki bâki olasın.

(Fani ve geçici dünyada sonsuzluk nefs-i emmareyi(kötülüğü emreden nefis,nefsin en alt mertebesi) yok etmekle kazanılıyor.)

فَنَا شُدْ هَمْ فَدَا كُنْ هَمْ عَدَمْ بٖينْ كِه اَزْ دُنْيَا بَقَايَه رَاهْ فَنَادَنْ

Dünya-perestlik esasatı olan ahlâk-ı seyyieden tecerrüd et, fâni ol. Daire-i mülkünde ve malındaki eşyayı, Mahbub-u Hakiki yolunda feda et. Mevcudatın adem-nüma âkıbetlerini gör.

(Dünya sevgisinden kaynaklanan kötü ahlaktan kurtul. Mevcudatı Hakiki Sevgili yolunda feda et. Mevcudatın yok olmaya mahkum olduklarını gör.)

İlahi Kelamın Sırları (Fatiha-4)

”Allah, din gününün sahibidir.”

Malik mülk sahibi demektir. Hakk’ın mülkü yaratabilmesidir. El-Melik, El-Malik ismine göre mübalağa anlamı taşır. Allah hem el-melik ve hem el-maliktir. Mülk O’nundur. Allah’tan başka ilah olmadığı gibi yaratmaya da sadece O’nun gücü yeter. Allah, ilahlığıyla biricik, mülküyle yeganedir. O abidlerin nefislerinin sahibidir, böylece onları kulluğuna yönlendirir. Ariflerin kalplerinin melikidir, kendisini bilmekle onları şereflendirir. O kendisine yönelmişlerin nefislerinin sahibidir, onları kemale erdirir. Vecd sahiplerinin kalplerinin sahibidir, onlara bu şekilde boyun eğdirir. O kendisine ibadet edenlerin bedenlerinin sahibidir, böylece ihsan ve nimetleriyle onlara lütfeder.

O sevdiklerinin ruhlarının sahibidir, celalinin niteliğini ve cemalinin özelliğini onlara gösterir. Tevhid ehlinin yularının sahibidir, böylelikle onları istediği gibi yönlendirir ve dilediği şeyi dilediği tarzda ve dilediği yönde başarıya erdirir. Onları bir an bile kendilerine bırakmaz, onların işlerinde bir dalgınlık ve tehlikeye imkan vermez. Böylelikle onları kendisiyle kendilerinden fani kılar.

Abidlerin kalplerine Allah’ın ihsanı sahip olmuş, onlar da Allah’ın ikramına tamah etmişlerdir. Muvahhitlerin (birleyenlerin) kalplerine saltanatı egemen olmuş, onlar O’nun bekasıyla yetinmişlerdir. Allah tevhid ehline onların sahip olduğunu bildirmiş, böylelikle iradeleri onlardan düşmüştür. Anlamışlar ki kulun asla bir mülkü yoktur. Mülkü olmayanın verebileceği bir hükmü de olamaz. Hüküm vermeyenin ise iradesi ve dilemesi olamaz. Bu nedenler onların Hakk’a kulluktan yüz çevirmeleri veya hükmüne itiraz etmeleri veya iradesine direnmeleri veya onlara karşı çıkmaları mümkün değildir.

Ayette zikredilen ”din günü” ceza ve diriliş günü, hesap ve toplanma günüdür. Allah teala herkese dilediği şekilde karşılık verecekir. Bu meyanda razı olunmuş kullarına iyilik vermesi onların yaptıkları ameller nedeniyle değil kendi ihsanından olacaktır, reddedilmiş kullarına ceza vermesi ise onların günahları nedeniyle değil Hakk’ın hikmetinden ve hükmünden kaynaklanacaktır. Düşmanlara gelince Cenab-ı Hakk onları hesaba çeker, sonra azap eder. Dostlarına gelirsek Allah önce onları azarlar, sonra kendisine yaklaştırır.

LETAİFÜ’L İŞARAT (İLAHİ KELAMIN SIRLARI) KURAN’I KERİM TEFSİRİ

ABDULKERİM KUŞEYRİ

ÇEVİREN:EKREM DEMİRLİ

FİKRİYAT