Zilhicce Ayının Kıymeti

Arapça’da Zilhicce Hac sahibi ya da hac ayı anlamına gelmektedir.Mübarek ayların ikincisidir. Ayrıca haccın bir parçası ve tamamlayıcısı olan kurban kesme ibadeti de bu ayda yapılır. İslam aleminde kurban bayramı olarak kutlanır.

Allah Resulü, bu ayı namazla geçiren kişileri cennetle müjdelemiş ve onların kurtuluşa erenlerden olacağını aktarmıştır. Ayrıca birçok hadisi şerife göre bu ayda namaz kılan kişilerin, hac ve umre yapmış kadar sevap kazanacakları insanlara aktarılmıştır. Zilhicce ayı girdiği günden itibaren kişilerin farz namazlarının yanı sıra kaza namazlarını kılmaları da gerekiyor. Ayrıca geceleri nafile namazlar ile de Allah’a yakınlaşılır ve günahların affı istenir.

Zilhicce ayı içerisinde birçok ibadeti yerine getirmek, insanların faydasına olacak ve onların kurtuluşa ermesinde vesilede bulunacaktır. Bu ay içerisinde birçok ibadet yapmak mümkünken, önemli olan haram işlerden uzak durmaktır. Zina ve alkol gibi Allah’ın haram ettiği her şeyden uzak durmak gerekiyor. Öyle ki bu ay insanların Allah’a daha çok yaklaştığı aylardan birisidir. Bu sebepten dolayı ibadetle geçirmek kişilerin Allah’a bağlılığını artıracaktır.

Bu ayda yapılması gereken ibadetler şu şekildedir;

  • Bol bol sadaka vermek.
  • Kuran okumak ve uygulamak.
  • Namaz kılmak.
  • Tesbih çekmek.
  • Tesbih namazı kılmak.
  • Hac yapmak.
  • Oruç tutmak.
  • Kurban kesmek.

Özellikle tesbih yapacak olan kişilerin artırarak gitmeleri onlara fayda sağlayacaktır. Kişilerin hem psikolojik rahatsızlıklarından kurtulmalarına hem de Allah’a daha da yakınlaşmalarına vesile olacaktır. Bu ay içerisinde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları da giderilmeli, en azından bir günlük yiyecekleri karşılanmalıdır.

Gazze’de Ramazan

Evlerini terk ederek Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki barınma merkezine yerleşen Filistinliler savaşın acımasızlığına rağmen mübarek Ramazan ayının gelişini kutladı.Filistin bayraklarıyla donatılan barınma merkezine küçük çaplı ses sistemi yerleştirilerek Ay Doğdu Üzerimize (Taleal Bedru Aleyna) ilahisi seslendirildi.

Barınma merkezindeki Ramazan-ı Şerif süslemelerinde Osmanlı ve Türkiye’yi sembolize eden bayrak dikkat çekti.

Savaşın ve acımasızlığın yaşandığı topraklarda ramazan ayının gelişi onların imanını hiçbir zalimin çalamayacağını kanıtladı. Çocukların ramazan kandilleri umut hala var dedirtiyor..

Resulullah asm kardeşlerim dediği müminler onlar..Her durumda darlıkta ve bollukta, hastalıkta ve sağlıkta her şeylerini kaybetseler bile Allah’a imanlarından vazgeçmeyen, ibadetlerini aksatmayan müslümanlar..

Allah subhane ve teala her birimize böyle teslimiyet dolu bir kalp nasip eylesin. Amin..

Allah’ın Aslanı Hz.Hamza

Hz. Peygamber’in amcası, şehitlerin efendisi… Künyesi; Ebu Ya’la; lâkabı; Esedullah. (Allah’ın Aslanı) Hz. Hamza, Peygamberimizin amcalarının en küçüğüdür. İyi bir avcı, keskin nişancı, Kureyş’in en şereflilerindendir. Mazlumlara yardım etmeyi seven cesur bir savaşçıydı. Av dönüşü evine gitmeden Kâbe’yi tavaf edecek kadar, kutsal kabul ettiği değerlere saygılı ve karşılaştığı şahıslara selâm verip sohbet etmesini seven naif bir insandı.

Peygamberimiz yakınlarına İslâm’ı tebliğ etmiş olmasına rağmen, Hz. Hamza henüz Müslüman olmamıştı. Peygamberimiz bir gün Safa tepesinde iken Ebu Cehil ve arkadaşları yanına gelirler. Ebu Cehil Peygamberimize hakaret eder. Abdullah b. Cüda’nın cariyesi bu olayı seyreder ve av dönüsü Kâbe’ye uğramayı âdet edinen Hz. Hamza’ya anlatır. Hz. Hamza, eve gitmeden Ebu Cehil’in yanına uğrayarak elindeki yayı Ebu Cehil’in kafasına çalar, başını yaralar ve hakaret eder. Bir gün sonra da Allah Rasûlünün yanına giderek (Bi’set’ten iki yol sonra) Müslüman olur. Hz. Hamza’nın Müslüman olması Peygamberimizi çok sevindirmiştir. Onun İslam’a girmesiyle de Müslümanlar daha bir güçlenir.

İman ettikten sonra Peygamberimizin yanından hiç ayrılmayan Hz. Hamza’yı birçok savaşta hem de en ön safta çarpışırken görüyoruz. Ne yaparsa Allah ve Rasulünün emriyle yapan Hz. Hamza, yaptığı şeyin hakkını verirdi. Bedir’ de de Bedir’in hakkını verdi.

İşte Bedir… Bedir savaşında Utbe, Velid, Şeybe meydana çıkarlar ve çarpışmak için üç kişi isterler. Hz. Hamza, Şeybe ile çarpışır ve bir hamlede Şeybe’yi öldürür. Daha sonra Utbe’yi ve Tuayma b. Adiy’i öldürür.

Bedir savaşında kahramanca savaşan, Allah ve Rasulünün hoşnutluğunu kazanan Hz. Hamza, müşriklere karşı amansız bir savaş verdi. Hz. Hamza, Bedir savaşını müteakip Kaynukaoğulları gazvesine de katıldı. Peygamberimiz beyaz sancağını Hz. Hamza’nın eline verip Kaynukaoğullarının üzerine gönderdi. Yahudilerden bekledikleri yardıma kavuşamayan Kaynukaoğulları teslim olmak zorunda kaldı.  Hz. Hamza Peygamberimizden aldığı beyaz sancağı, zaferle teslim etti.

Kılıcını küfre korkusuzca çeken ve Allah’ın inayetiyle savaş meydanlarında muvaffak olan Hz. Hamza, şimdi de Uhud’da görünür. Bedir’deki mağlubiyeti hazmedemeyen Kureyş, büyük bir ordu ile kuvvet kazanarak savaş hazırlığı yapar. Bu savaşa Kureyş’in kadınları da katılacaktı. Bedir savaşının bozgunla bitmesi sebebiyle müşrik kadınlar erkeklerini suçluyor, Bedir’in matemini tutarak erkekleri savaşa teşvik ediyorlardı.

Davasına inanmış bir kadın, cephede erkekler gibi savaşamasa da askerleri savaşa teşvik ederek, yaralıları tedavi etme gibi vazifeleri üstlenerek davasına destek olur. Müslüman bir hanım da kendisinin her durum ve şartta yapabileceği hizmetlerinin olduğunu bilmeli ve bu şuurla hareket ederek, davasının hâkimiyeti için gerekli tüm hizmetlerde varlığını göstermelidir.

Hint de bu kadınlardan birisiydi. Tek bir amacı vardı ve bunun için savaşın en kızıştığı anda kendisine gelebilecek tüm tehlikeleri göz ardı ederek, olması gereken yerde var oldu. Babası ve amcasının intikamını almak ve Peygamber amcasının, en iyi savaşçının şehit edilmesini görmek istiyordu.

Hz. Hamza aynı zamanda Bedir’de Cübeyr İbn Mut’im’in amcası Tuayme İbn Adiyy’i de öldürdüğünden, Cübeyr de amcasının intikamını almak istiyordu. Bunun üzerine Cübeyr, kölesi Vahşi’yi yanına çağırmış ve: “Şayet sen, benim amcama mukabil Muhammed’in amcası Hamza’yı öldürürsen hürsün” demişti. Bir köle için hürriyet, en önemli meseleydi ve Vahşi de ümitlenerek, hürriyetine kavuşacağı güne ulaşabilmek için Hz. Hamza’yı öldürmek için fırsat kolluyordu.

Hz. Hamza Cuma günü oruçlu idi. Cumartesi müşriklerle karsılaştığı zaman da oruçlu bulunuyordu. Peygamberimiz sabahleyin: “Rüyamda meleklerin, Hamza’yı yıkadıklarını gördüm” diye buyurdu. Uhud bölgesine varıldı, orduya savaş düzeni verildi. Kureyş’in birinci bayraktarı Talha b. Ebu Talha, Hz. Ali tarafından, ikinci bayraktarı Osman b: Ebu Talha da Hz. Hamza tarafından öldürüldü.

Şimdi gözler korkusuzca çarpışan Hz. Hamza’daydı. Vahşi hedefine kilitlenmiş mermi gibi Hz. Hamza’ya odaklanmış, bir an olsun gözlerini ondan ayırmıyordu. Olayı Vahşi şöyle anlatır: “Halk arasında Ali’yi aradım. Çok uyanık, girişken, çevik ve etrafına çok bakınan bir adamdı. Kendi kendime: ‘Benim aradığım adam bu değildir’ dedim. O sırada Hamza’yı gördüm. Halkı kasıp kavuruyor, kesip biçiyordu. Kimse karşısına çıkmaya cesaret edemiyordu. Fırsat kollamak için kayanın arkasına gizlendim. Bir ara Siba’b. Ümmü Emmâr: ‘Var mı benimle çarpışacak bir yiğit?’ diyerek meydan okuyordu. Hz. Hamza ona: “ Sen misin Allah ve Rasulüne meydan okuyan’ diyerek onu kılıcıyla yere serdi. O esnada Hz. Hamza’nın zırhı açılıverdi.  Bu durumu fırsat bildim ve elimdeki mızrağı fırlattım, göğsünden vurdum.”

Hz. Hamza’nın cansız bedeni Uhud’un toprağına serilir. Ortalıkta buz gibi bir hava eser, Vahşi ne yapacağını bilmez bir halde kenara çekilir. Şehit olduğunu gören ashap bir anda duraksar. Efendimize çok sevdiği amcasının şehit olduğunu nasıl söyleyeceklerdi? Söyleyemediler zaten, Peygamberimiz her savaş bitiminde âdeti üzere düşman saflarından kimlerin öldürüldüğünü ve Müslümanlardan da kimlerin şehit olduğunu görmek için savaş meydanını gezmeye başlar. Bir yere gelir ki; ashap o şehidin kim olduğunu göstermek istemez gibi önünü kapar ve Rasulullah’ın görmesini engellemek isterler. Fakat Rasulullah onun kim olduğunu görmek istedi ve çekilmelerini emretti.  Düşmanın kalbine korku salan o yiğit insan, cansız bir halde yerde yatıyordu. O esnada Rasulullah’ın mübarek gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Çünkü intikam ateşi sönmeyen Hint; burnunun, kulaklarının kesilmesini, iç organlarının çıkarılmasını emretmişti. Şehitlerin efendisi tanınmayacak hale getirilmişti. Rabbinin yanına giderken dünyalık hiç bir şey almadı Hz. Hamza. Emanet edilen bedenini ve uzuvlarını Uhud’un toprağında bırakarak gitti. Peygamberimiz onu bu halde görünce öyle bir kedere kapıldı ki; acılı dudaklarından şunlar döküldü: “Amcam! Hayırlar işleyen Hamza, benim koruyucum olan Hamza! Sen akrabalık bağlarını korurdun, yetimlerin sahibiydin.”

Daha sonra başını kaldırdı mahzun Peygamber ve: “Vallahi gökte ‘Hamza Allah’ın Aslanı’ diye yazılıdır” dedi. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Hamza’nın paramparça olmuş bedenini kardeşi Safiye’nin görmesini istemedi. O ise gözyaşları içerisinde: “Bırak ya Rasulullah! Allah yolunda şehit olmuş kardeşimi son kez göreyim” dedi.

Hz. Hamza; cesaret ve şecaatte, kahramanlık ve yiğitlikte, kullukta ve fedakârlıkta, itaatte ve sadakatte örnek bir yaşam sürerek, tertemiz bir şekilde, ak alınla Rabbinin huzuruna gitti. O Allah ve Resulünün sevdiği, şehitlerin seyyidi, meleklerin beklediği idi. Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Peygamberin amcası şehit Hamza Radıyallahu Anh…

Züleyha’nın Duası

Rabbini bilen Züleyha ilk dua olarak hemen oracıkta, Rabbim dedi, gözlerimden bu acıyı kim silecek benim? Kim yıkayacak gözlerimin içini? Kim yıkayacak acılarla dolup taşan kalbimi?

Hemen arkasından da, olsun, dedi. Rabbim, her şeye razıyım. Hepsine razıyım. Yeter ki aşktan azad etme kalbimi. Yeter ki gözyaşlarımın serininde yıka içimi.

Gözyaşlarımı ve aşkımı alma, onlar bende kalsın. Bedel olsun. Ödül olsun. Bağış olsun. Yoksulluğum zenginliğim olsun.

Aşkım yeter, muhabbet denizinin kıyıları ne denli sınırsızmış göreyim. Aşkım yeter varlığımın anlamı neymiş, çözeyim.

Yeter aşkım, yeter ki aşkımın kalbime düştüğü yere kadar yükseleyim.

Aşkım yeter, tenimin kafesiyle düştüğüm kuyudan aşkımın tüyleriyle yükseleyim.

Aşkım yeter, tenimin beni hapsettiği zindandan aşkımın kanatlarıyla geçip gideyim.

Aşkla var olduğum yerde yine aşkla yok olayım.

Rabbim, acıya razıyım ama gözyaşım bende kalsın. Razıyım yoklukta var olayım.

Yitirdikçe bulayım. Öldükçe doğayım.

Canım çekildikçe aradan saf aşktan ibaret kalayım.

Rabbim, dedi Züleyha çıkar aradan takılıp kaldığım tenimi, kaldır aradan saf aşkla aramdaki perdeleri.

NAZAN BEKİROĞLU

6 ŞUBAT 2023

6 şubat depremi.. O gece hiç kimse bir an sonra ne olacağını bilemeden uyudu. Uyandıklarında kimi enkaz altında kaldı kimi sevdiğini kaybetti kimindense asla bir daha haber alınamadı.

Rabbimizin Kuran’da buyurduğu gibi ” Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir.Ahiret yurduna gelince asıl hayat odur.Keşke bilmiş olsalardı.”

”O şehitler, Allah’ın kendilerine bağışladığı nimetlerle sonsuz bir mutluluk duyarlar. Arkalarından gelecek olup, henüz kendilerine katılmamış olan mücâhid kardeşleri adına da: “Onlara hiçbir korku yok, onlar asla üzülmeyecekler” müjdesiyle sevinirler.”(Ali İmran/170)

”Yine onlar, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine olan büyük lutfu ve ihsânıyla sevindikleri gibi, ayrıca Allah’ın, mü’minlerin mükâfatını zâyi etmeyeceği yolundaki va‘dinden dolayı da büyük bir sevinç duyarlar.”

”Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır!”

Depremde kaybettiğimiz her bir canın şehit olduğunu bilerek onları bu gece dualarımızda unutmayalım ve bu kısa dünya hayatını acılarımıza sabrederek bitirelim.

Resulullah sav buyurduğu gibi ”“Kalbimizde acı, gözümüzde yaş var; ama dilimiz Allah’ın rızasına aykırı bir söz söylemez.” Peygamberimizin sabrını örnek almayı Allah hepimize nasip etsin.

Amin..

MERHAMET ET!

İnsanı insan yapan merhamettir.. Bence en az namaz, oruç, zikir ve kalbi Allah’a yaklaştıran diğer ibadetler kadar önemlidir. Bir insana duyduğumuz merhamet, bir hayvana ya da bir çiçeğe duyulan merhamet aynıdır..

Peygamber Efendimiz asm’ın en çok önemsediği özelliklerden biridir bu. Kuşu ölen bir çocuğa başsağlığına giden Efendimiz Hz. Muhammed sav. Amcasını öldürenlere kin beslememiş bir Peygamber..

Allah’ın yarattığı herhangi bir canlıyı Allah teala hatrına önemsemek.. Canını yakmamak.. Yardım edebilecek durumdaysak yardım etmek en azından kalben üzülmek..

Filistin’de canı yanan kardeşlerimiz mesela.. Sayı değil onlar her biri can. Aynı sizin ve benim gibi.. Alışılacak, olağan hale getirilecek hiç bir tarafı yok bu konunun.. Biz bugün onlara merhamet etmeyip gözümüzü kapatırsak yarın hesap gününde Hak Teala da bize merhamet etmeyecektir..

Peygamberlerin ortak özelliğidir merhamet.. Yumuşak huyluluk ve hilm. Sert olmak yerine merhamet.. Başkasının canına da kendi canın kadar değer vermek.. Nefsini ve kalbini güzelleştirmek ve feda etmek..

Bazı insanlar için namaz,oruç kolaydır. Zor olansa merhamet etmektir.. Tebessüm etmek, sabretmek, yumuşak huylu olmaktır.. Şeklen değil kalben Allah’a yaklaşmaktır..

Allah her birimizi merhamet eden, vefat ettiğimiz zaman da merhamet edilen kullarından eylesin.

Elif gibi dosdoğru olup merhamet edenlerden..

AMİN..

KEHF SURESİNDEN BİR AYET

‘’İman edip salih amel işleyene gelince onun için de en güzel karşılık vardır. Ve ona emrimizden kolay olanını söyleyeceğiz.’’ Kehf Suresi 88

İman Eden Kişinin İşleri Kolaylaşır

İnsan bu dünyada niçin yaşadığını bilmezse başıboş hareket eder ve hayatının bir anlamı olmaz. Tek gayesi yemek, içmek, çoğalmak, haz ve lezzetlere sahip olmak olur. Gezer, tozar, eğlenir ve yeni eğlenceler arayışında olur. Sonra bakar ki hiçbiri iç huzuru sağlamıyor. İçinde iman da olmayınca bu sefer hayatın tadı olmaz. Dün ona tat veren şeyler bugün tat veremez olur. Dün haz aldığı şeyler bugün haz vermez olur. Çünkü tek dünyası burasıdır. Ahirete inanmamıştır. Kendisini frenleyecek olan bir inancı yoktur. Dünyada ne kadar haz ve lezzet sahibi olursa kendisi için kar görür. Ötelerden onu çağıran bir ses yoktur. İşte aklını kalbini duyularını çalıştırmayan insan bu nedenle diğer hayvanlardan farksız olur. Diğer hayvanlar da yer içer çoğalır ve ölürler.

Ama iman eden kişi nereden geldiğini bilir.Nereye gideceğini bilir. Hayatın gayesini bilir. Ölümün bir son olmadığını bilir. Yaptığı iyilik ve ibadetlerin karşılığının geleceğini ve verileceğini bilir. Yaptığı bir iyiliğin malından bir eksilme olmadığını bilir. Öldükten sonra yeni bir hayatın başladığını bilir. Tüm bu bilgililer ve inanç ona iç huzuru verir, onu mutlu eder ve bu dünyadaki işlerini kolaylaştırır. Sıkıntıların üstesinden kolaylıkla gelir.

Bir yakınını kaybettiği zaman bu musibete karşı sabırlı olur. Bir zulme uğradığında günü gelince zalimin hesap vereceğini bilir. Bir hastalığa yakalanınca haktan geldiğini bilir. Yaptığı iyiliğin ve iyiliklerin boşa gitmeyeceğini bilir.

İşte tüm bu güzel düşünceler imana bağlıdır. İman etmek hayatın zorluklarının ve sıkıntılarının üstesinden gelmenin yegane yoludur.

Rabbim tüm işlerimizi kolay kılsın! İşlerimize bereket, gönlümüze huzur ve ailemize saadet versin.!

MURAT PADAK-BİR SAYFA BİR AYET BİR HİKMET

BÜYÜK BİR TEVHİD CÜMLESİ

”Allah’ın adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tespih etmesin.Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.O birdir. O’nun hiçbir şeriki yoktur. Mülk O’na ait, hamd O’na mahsustur. Hayatı veren de ölümü veren de O’dur. O kendisine asla ölüm arız olmayan Hayy-ı Ezelidir. Bütün hayır O’nun elindedir. O herşeye hakkıyla kadirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü O’nadır.”

FAZİLETLİ BİR DUA

Sabah ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazileti bulunan ve sahih bir rivayette ism-i azam mertebesini taşıyan şu tevhid cümlesinin on bir kelimesi var. Her bir kelimesinde hem bir müjde hem birer Rububiyetin Tevhid mertebesi hem bir ism-i azam noktasında bir vahdetin büyüklüğü ve vahdaniyetin mükemmelliği vardır.

Şu tevhid kelamının on bir kelimesinin her birinde bir müjde vardır. Her müjdede birer şifa ve o şifada birer manevi lezzet bulunur.

”LA İLAHE İLLALLAH” yani ”Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur”kelimesinde şöyle bir müjde var ki ”Hadsiz ihtiyaçlara muhtaç, nihayetsiz düşman hücumuna hedef olan insan ruhu şu kelimede öyle bir medet isteme noktası bulur ki bütün ihtiyaçlarını temin edecek bir rahmet hazinesi kapısını ona açar. Öyle bir dayanak noktası bulur ki bütün düşmanlarının şerrinden emin edecek bir mutlak kudretin sahibi olan kendi Mabudunu ve Yaratanını bildirir ve tanıttırır. O anlayış ve kavrayışı ile kalbi mutlak vahşetten ve ruhu dehşetli üzüntülerden kurtarıp ebedi bir ferahı daimi bir mutluluğu temin eder.

”VAHDEHU”yani O birdir. Şu kelimede şifalı saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki kainatın büyük çoğunluğu ile alakadar ve o alakadarlık yüzünden keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen insan ruhu ve kalbi O birdir kelimesinde bir sığınak bulur ki onu bütün o keşmekeşten o perişanlıktan kurtarır. Yani Vahdehu manen der ”Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara boyun büküp minnet çekme, onlara dalkavukluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünkü kainatın sultanı birdir, her şeyin anahtarı O’nun yanında her şeyin dizgini O’nun elindedir.

”LA ŞERİKE LEHU” Yani O’nun hiçbir ortağı yoktur. Nasıl ki İlah oluşunda ve saltanatında ortağı yoktur. Allah bir olur birkaç tane olamaz.Kainatı terbiye edişinde icraatında ve yaratışlarında dahi ortağı yoktur. Bazen olur ki sultan bir olur, saltanatında ortağı olmaz, fakat icraatında onun memurları ortağı sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mani olurlar.

İmanı elde eden insan ruhu manisiz müdahalesiz perdesiz her halinde her arzusunda her anda her yerde o ezel ebed ve rahmet hazineleri ile saadet definelerinin sahibi olan Cemal-i Zülcelal Kadir-i Zülkemal’in huzuruna girip ihtiyaçlarını arz edebilir. Rahmetini bulup kudretine dayanarak mükemmel bir ferahı ve mutluluğu kazanabilir.

”LEHUL MULK” Mül tamamen O’nundur. Sen O’nun hem mülküsün, hem kölesisin hem mülkünde çalışıyorsun. Ey insan! Sen kendini kendine sahip sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp sana lazım olan ihtiyaçlarını yerine getiremezsin. O mülk sahibi hem Kadirdir, hem Rahimdir kudretine dayan, rahmetini töhmet altında bırakma. Zahmeti at sefayı bul.

Manen sevdiğib alakadar olduğun perişanlıktan müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kainat bir Kadir-i Rahim’in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, O’na bırak cefasını değil sefasını çek. Dehşet aldığın zaman İbrahim Hakkı Hz. gibi ”Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler”de , pencerelerden seyret içlerine girme.

”LEHUL HAMD” Hamd-u sena ve minnet O’na mahsustur. Nimetler O’nundur ve O’nun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimidir. Ey insan! Nimetin yok olup gitmesinden üzüntüye düşme. Çünkü rahmet hazinesi tükenmez. Nimetin yok olup gitmesinden endişeye düşme. Lezzetin gitmesini düşünüp feryat etme. Ağacı baki ise meyve gitse de yerine gelen var. Çünkü o nimet meyvesi rahmeti sonsuz bir Zat’ın meyvesidir.

”YUHYİ” Hayatı veren O’dur. Ve hayatı rızk ile devam eden de odur. Hayata lazım olan bütün erzakları çıkaran da O’dur. Hayatın yüksek gayeleri O’na aittir ve mühim neticeleri de O’na bakar.

”VE YUMİT” Ölümü veren O’dur. Hayat vazifesinden terhis eder, fani dünyadan yerini değiştirir, hizmet külfetinden azat eder. Ölüm idam değil hiçlik değil fena değilebedi ayrılık ve yokluk değil. Ebedi saadet tarafına asli vatana terhistir.

”VE HUVE HAYYUN LA YEMUT” O kendisine asla ölüm arız olmayan Hayy-ı Ezelidir.Sizlere müjde sevdiklerinizden nihayetsiz ayrılıkların yaralarını tedavi edip merhem süren Baki bir sevgiliniz var. Madem O var ve Bakidir başkaları ne olursa olsun merak çekmeyiniz. Belki o sevgililerde sevmenize sebep olan güzel ihsan o Mahbub-u Baki’nin baki cilvelerinin güzelliklerinin gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir. Onların yok olup gitmesi sizi üzmesin çünkü onlar bir çeşit aynalardır. Madem O var her şey var.

”Bİ YEDİHİL HAYR” Bütün hayır O’nun elindedir. Her yaptığınız hayrat O’nun defterine geçer. Her işlediğiniz salih amel kaydedilir.

Ey biçareler!Mezaristana göçtüğünüz zaman ”Eyvah malımız harap olup çalışmamız boşa gitti” demeyiniz feryat edip ümitsizliğe düşmeyiniz. Her ameliniz yazılıyor.

”VE HUVE ALA KULLİ ŞEYYİN KADİR” O herşeye hakkıyla kadirdir. O Vahiddir, Ehaddır her şeye kadirdir. Hiçbir şey O’na ağır gelmez. Bir baharı yaratmak O’na bir çiçeği yaratmak kadar kolaydır.

”VE İLEYHİ MASİR”Herkesin ve herşeyin dönüşü O’nadır. İnsanlar vazifelerini bitirip ve hizmetlerini tamamladıktan sonra onları yaratan Halık-ı Zülcelaline dönecekler ve Mevlayı Kerimlerine kavuşacaklardır.

GÜNEY AFRİKA’DAN İSRAİL’E ”SOYKIRIM DAVASI”

Güney Afrika, öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebinde bulundu.

Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, ülkesinin, “bir insanlığın parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığını” belirterek, “Hiçbir saldırı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlalini haklı gösteremez” dedi.

Güney Afrika’nın Lahey Büyükelçisi Vusimuzi Madonsela da, “İsrail’in soykırım eylemlerinin, Filistin halkına karşı 1948’den bu yana gerçekleştirilen yasadışı eylemler dizisinin bir parçası olduğunu” söyledi.

Güney Afrikalı avukat Adila Hassim, İsrail’in Gazze Şeridi’nde sistematik bir model sergilediğini ve bunun sonucu “soykırımın gerçekleştiğini” savundu.

İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini öne süren Hassim, bu acının ancak Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararla sona ereceğini belirterek, şöyle dedi:

“Filistinliler karadan silahlarla, havadan bombalarla, denizden toplarla öldürülüyor. Filistinlilerin yerlerinin tahrip edilmesi sonucunda da kıtlık ve hastalık tehlikesi var. Ayrıca İsrail çok az yardıma izin veriyor ve sürekli bombalama nedeniyle yardım sağlanması da mümkün değil. Bu da yaşamı imkansız hale getiriyor.”

Güney Afrika’yı temsil eden avukatlar, 84 sayfalık iddianameyi, mahkeme salonuna yansıtılan görüntülerle de destekleyerek, İsrail’e yönelik “soykırım” suçlamasında bulundu.

Güney Afrika’nın hazırladığı iddianamede, dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri olan Gazze’de İsrail ordusu tarafından sürdürülen bombalamalar sonucu, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 23 bin Filistinlinin öldüğü, en az 1 milyon 900 binden fazla Gazzelinin de yerinden edildiği belirtiliyor.

İddianamede, Türkiye, Brezilya ve İran’ın da bulunduğu 8 ülkenin, son dönemde İsrail’i soykırımla suçlayan açıklamalarına da işaret edilerek, İsrail’in uluslararası toplum tarafından ifade edilen ciddi endişelerin tamamen farkında olduğu savunuldu.

Güney Afrika, bu iddiasına gerekçe olarak İsrailli yetkililerin yaptığı açıklamaları gösterdi.

İddianamede İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, “Biz insansı hayvanlarla savaşıyoruz” ve İsrail Miras Bakanı Amichai Eliyahu’nun, “Gazze’ye nükleer saldırının da seçenekler arasında olduğu” yönündeki açıklamalarına yer verildi.

ZEMZEM SUYUNUN TARİHİ

Hz. İbrahim, Allah’tan aldığı emirle eşi Hacer’i ve oğlu İsmail’i Mekke’ye bırakır. Henüz orada Kâbe yoktur. Anne oğul, ıssız bir vadidedirler. Hacer validemiz, emrin Allah’tan geldiğini öğrenince büyük bir teslimiyetle teslim olur. Yanlarındaki su bitince oğlu İsmail’e su bulma amacıyla Safâ ve Merve tepeleri arasında yedi defa koşarcasına gidip gelir. Bir müddet sonra Hz. İsmail’i bıraktığı yerden bir suyun fışkırdığını görür: Zemzem.

Hz. Hacer bu suyun birikmesi için önünü kesmiştir ve suyu biriktirmiştir. Hz. Hacer çıkan suyu görünce “dur dur” diyeceği yerde “zem zem” demiştir ve günümüze kadar bu bereketli suyun adı zemzem suyu olarak kalmıştır.

O ve oğlu kurtulduğu gibi kıyamete kadar tüm müminler de o suyu içecek, onunla şifa bulacaktır.

Resulullah, “Zemzem suyu ne amaçla içilirse ona yarar sağlar” (İbn Hanbel, III, 357) buyurmuştur. Hz. Ömer kıyamette susuzluk çekmeme duasıyla zemzemi içmiştir.