Kadir Gecesinin Kıymeti

Kadir Gecesi Kur’ân’da belirtildiğine göre içerisinde bu gecenin bulunmadığı bin aydan daha hayırlıdır. Kur’ân, Ramazan ayında (el-Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir (el-Kadr, 97/1). Kadir Gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivâyetler vardır.

Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a (r.a.); İbn Mes’ud’un (r.a.), ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse Kadir Gecesine tesadüf edebilir’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, Kadir Gecesi Ramazan ayındadır. Kadir Gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınlan gözü almayacak şekilde doğmasıdır.’” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179 [762]).

Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/27 [4808]) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir.
Kadir Gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179-180 [762]) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 3 [2017] Müslim, Sıyâm, 207 [1165]) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivâyetler de vardır (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 2 [2015-2016]; Müslim, Sıyâm, 205-206 [1165]). Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek tavsiye edilir.

Kadir gecesi tüm İslam alemi için büyük önem arz eden günlerden birisidir. İslam alemi bu önemli geceyi ibadet yaparak geçirirler. Öyle ki bu gece yapılan tüm ibadetlerin sevabı kat kat fazla yazılır. Ayrıca günahların diğer günlere oranla daha çok kabul edildiği aktarılır. Bu geceyi ibadetle geçiren ve tövbe eden Müslümanların tüm günahları silinir.

Kadir gecesi Ramazan ayı içerisinde yer alan bir gecedir ve son derece önemlidir. O günü oruç tutarak ve geceyi Kuran okuyup namaz kılarak geçiren kişilere oldukça fazla sevap yazılır. Günahlarının affı için Allah’a sığınan kulların ise günahları tamamen silinir ve kişiler yeni dünyaya gelen bir bebek gibi günahsız olur.

Bu gecenin önemi son derece yüksektir ve tüm İslam alemi için büyük bir öneme sahiptir. Öyle ki bu gece ile tüm insanlar Allah’ın nuruyla tanışmaya başlamış, İslam dini ortaya çıkmıştır.

Bu geceden sonra kız çocukları toprağa gömülmekten kurtarılmış, insanların kendi eliyle yaptıkları ve daha sonrasında taptıkları putlar yıkılmış, cahiliye karanlığı ortadan kaldırılarak insanlar zulümlerden kurtarılmıştır.

Tüm insanlar Allah’ın nuruyla karşılaşmış, cahiliye devri sona ermiş ve insanlara İslam’ın güzellikleri aktarılmıştır. Bu günden sonra insanlar putları bırakmış ve Allah’a yönelmiştir. Kız çocuklarına değer verilmeye başlanmış, onların diri diri toprağa gömülmesi engellenmiştir. Ayrıca insanların birbirlerini ezmeleri, katletmeleri de yasaklanmıştır.

Kadir gecesine yönelik söylenmiş olan onlarca hadis vardır. Bu hadislerde bu gecenin anlam ve önemi, fazileti en iyi şekilde insanlara anlatılmıştır.

Kadir gecesiyle ilgili hadisler şu şekilde sıralanıyor;

  • Taberani: “Kadir gecesi mülayim ve oldukça açık olur. Asla soğuk ve sıcak değildir. O günden sonra olan sabahın güneşi ise zaif ve kızıldır. Tüm insanlara aydınlık vardır.”
  • Taberani: “Kadir gecesinde bulut olmaz. Yağmur ve rüzgar da yoktur. Soğuk veya sıcak olmaz. O geceden sonra güneş çok güzel bir şekilde doğar. Kimseyi yakmaz, herkese yol gösterici ışık yayar.”
  • Sahihul Camii-s Sağır: “Kadir gecesinde başını kaldırıp göğe bakan kişiler yıldızların kaymadığını göreceklerdir. Bu gece yıldızlar kaymaz, her şey ibadete durur.”

Kadir gecesi hakkında aktarılan bu hadisler, bu gecenin ne kadar kutsal ve önemli olduğunu tüm insanlara aktarmıştır. Kadir gecesini ibadetle geçiren herkesi kurtuluş kapısı bekler.

Allah Duhan suresinde tüm kullarına şu şekilde buyuruyor: “Biz Kuran-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz zaten insanları her daim uyarmaktayız.”

Duhan suresinde buyrulduğu üzere Kuran bu gece inmeye başlamıştır. Ayrıca Kadir suresinde de öneminden bahsediliyor. Allah Kadir suresinde bu gece için şunları buyuruyor: “Kadir Gecesini bilir misiniz? Biz Kuran’ı o gece indirmeye başladık. O gece, bin aydan daha hayırlı bir aydır. Kadir gecesinde melekler ve ruhlar Allah’ın emriyle çeşitli işleri yerine getirmek için yere inerler. O gece yeryüzü güneş doğana kadar serin ve esnek olur.”

İman ve Sevgi

Enes ibn Malik(ra)’den rivayet edilen bir hadiste Peygamber Efendimiz(sav) şöyle buyurmuştur:”Üç özellik vardır bunlar kimse bulunursa o imanın tadına varmış olur. Allah’ı ve O’nun peygamberini herkesten fazla sevmek, sevdiğini karşılıksız olarak Allah için sevmek, Allah kendisini inkar bataklığından kurtardıktan sonra tekrar inkara kalkışmayı tıpkı ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek”

İman esasen sevgi ürünüdür. İnanmak, tanımak sevmek demektir. İbadet Allah’a sevgini ispat etmenin en güzel yoludur. Sevginin sonu ”Allah onlardan razı onlardan Allah’tan razı” ayetinde buyrulduğu üzere Allah’ın razı olmasıdır.

Sevgide mümin farkı herşeyden önce Allah Resulu’ne sav uymaktır. Onun sünnetini hakkıyla yaşamaktır. Kulları da Allah için sevmektir. Allah ve Resulunu razı etmek adına zorluklara göğüs germek ve bunları dünyevi çıkarlara tercih etmektir.

Diğer bir kural da iman ettikten sonra imandan çıkmayı ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmektir. İman nimetinden yoksun kalmayı aklının ucundan bile geçirmemektir.

Tasavvufta B Harfinin Sırrı

“İlâhî sırlar peygamberlere inen kitaplardadır, peygamberlere inen kitapların sırrı Kur’ân’dadır, Kur’ân’ın sırrı Fatiha Sûresinde, Fatiha’nın sırrı besmelede, besmelenin sırrı B harfinde, B nin sırrı ise altındaki noktadadır.” Hz. Ali (r.a)

“B” harfinin altındaki nokta da sanki bize “Sen bu kâinatta aczin ve fakrın ile bir zerresin, kibirlenme o elif sana ait değil, ama zerre olmakla birlikte enenin yani elifin altında bir nokta olduğunu idrak et ve üstündeki b’nin kollarına bak, yukarı doğru açmış da kollarını kâinata yayılan esmayı gösteriyor” diyor.

“B” sırrına erdirilmişler “sonsuz-sınırsız ALLÂH” kavramı içinde, hem kendilerini hem de tüm evrenin bir “hiç” olduğunu fark edip, “an”sız bir biçimde “var olan yegâne vücud ALLÂH imiş” gerçeğinin zevkini sürerler.

GÖRÜNEN GÖRÜNMEYENİN PERDESİDİR

”Rabbim senin huzurunda güzel olmak tek sahih güzelliktir. Beni başka güzelliklerin ardı sıra koşturma. Bana başka güzellikler aratma.”

Görünenin nasıl görüntülendiğinin görüntülenmesi hep merak konusu olmuştur. Bize tek gerçeklik olarak sunulan görüntü aslında bizim görmek isteyeceğimizi gören, bize neyi göstereceğini biz görmeden gören ve en çok da bizim adımıza gören bir yönetmen tarafından belirlenir.Gösterilen görenin tercihi değil sadece görenin neyi görmesinin uygun olacağını bilen bir başka görenin tercihi.

Sinema bu dünyanın görüntüsünün sadece görünenden ibaret olmadığını hissettirecek bir yapıda olmalı. İnsanın sadece kendi iradesi ve varlığıyla değil külli bir iradenin içinde onun da varlığını sezerek yaşıyor olduğunu anlatabilmek isterim.

Görünen görünmeyenin perdesi olduğu için güzelleşir.Estetik bir derinlik kazanır.

SENAİ DEMİRCİ/DERVİŞİN YOLU 2-HER GECE BİR DUA

Meryem Suresinin Değeri

Meryem suresinin verdiği mesajlar şunlardır;

Allah’ın kudretinde herhangi bir sınır bulunmamaktadır. Allah’tan hiçbir zaman ümit kesilmemelidir.

Allah’a dua edilirken edeple, alçak sesle yalvarılmalıdır. Anne ve babaya iyilikler edilmelidir.

Allah hiçbir zaman çocuk edinmez. Hristiyanların inandıkları şekilde İs(as) Allah’ın oğlu değildir. İsa (as) bir peygamber ve bir insandır. Hz. Meryem Allah’ın takdiri ile babasız olarak dünyaya getirmiştir. İsa (as) hakkında bunun dışındaki tüm inanışlar küfürdür.

Tüm peygamberler insanları yalnız olan tek ve bir olan Allah’a iman etmeye çağırmışlardır. Yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırmışlardır. Peygamberler dürüst, sözlerinde duran ve seçkin olan kullardır.

Namaz bırakılmamalıdır.

Şehevi arzulardan kaçınılmalıdır. Tövbe ederek Allah’a inanan, hayırlı işler peşinde koşan takva sahibi olan kişiler cennet ile ödüllendirilecektir.

Yoktan var eden Allah’ın gücü, insanları tekrar diriltmeye de yetendir.İnkar eden kişilerin dünyada geldikleri konumlar geçicidir. O kişilerin sahip oldukları ne varsa dünyada kalacaktır. Allah’ın huzuruna ise tek başlarına çıkacaklardır. Allah dünyada onlara mühlet vermektedir. Gerçeği ahirette anlayacaklardır. Allah katında kalıcı, sürekli olan salih amel değerli olandır.

İnanan ve yararlı işler yapan kişiler için Allah gönüllerde sevgi yaratır. Kuran hem müjdeleyici hem de uyarıcı olan bir kitaptır.

Allah’a karşı gelmiş olan geçmiş toplumların sonlarından mutlaka herkesin ibret alması gerekmektedir.

Meryem suresinin 96.ayeti ”sevgi ayeti”olarak anılmaktadır. ” İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, rahmân onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”

Zilhicce Ayının Değeri

“Hac ayı” anlamına gelen Zilhicce hem hac ibadetinin hem de kurban ibadetinin gerçekleştirildiği ay olması nedeniyle İslam alemi için büyük önem taşıyor.

Hz. Peygamberin: “Ayların efendisi Ramazan, saygıya en lâyık olanı da zilhiccedir” buyurarak önem arzettiği zilhicce ayı, hac ve kurban ibadetlerini içinde barındırır.

Sözlükte “hac ayı” anlamındaki zilhicce (zülhicce, zülhacce) kamerî yılın zilkadeden sonra gelen son ayıdır. Yani Hicri yılın 12. ayı olan son ay. Dolayısıyla bu aydan sonra, hicri yeni yıl başlayacaktır. Zilhicce, Haram ayların da ikincisidir.

İslam dininin beş temel ibadetinden biri olan hac bu ayda yapılır. Mübarek Aylar’ın ikincisidir. Ayrıca haccın bir parçası ve tamamlayıcısı olan kurban kesme ibadeti de bu ayda yapılır. İslam aleminde bugün Kurban Bayramı olarak kutlanır.

Her Müslüman’ın imkanları el verdiği müddetçe hayatında en az bir kez hac ibadetini yapması farzdır.

Hac, yılın her hangi bir vaktinde yerine getirilmesi mümkün olmayan, yalnızca zilhicce ayına mahsus bir ibadettir. Yine her Müslüman’ın hacca gitmiş olsun olmasın, imkanı oldukça kurbanını kesip bayram sevincini dünyanın dört bir yanında yaşadığı aydır zilhicce…

Zilhiccenin sekizinci günü “terviye”, dokuzuncu günü “arefe” ismiyle anılır. Kurban Bayramı zilhiccenin onuncu günü başlar ve dört gün devam eder.

Müfessirlerin çoğunluğu, Fecr Sûresi’nin 2. âyetinde üzerine yemin edilen on gecenin zilhicce ayının ilk on gecesi olduğu görüşündedir. İbn Abbas’ın, “Bilinen günlerde Allah’ın ismini zikretsinler” âyetinde geçen (Hac Suresi- 22/28) “bilinen günler” ifadesini de zilhiccenin ilk on günü veya teşrik günleri diye yorumladığı nakledilir.

Hz. Peygamber’in, “Allah katında ibadet edilecek -sâlih amel işlenecek- günler içinde zilhiccenin ilk on gününden daha hayırlısı yoktur” (Buhârî) “Allah katında zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha değerlisi yoktur; bugünlerde tesbihi çok yapın; tahmîdi, tehlîli ve tekbiri çok söyleyin” buyurduğu nakledilir.

Nurlu Bir Ders

Eşini, işini, boyunu, maddi durumunu beğenmeyen, dünyaya adaletsiz diyen birçok insan var. Bu saydıklarımız kusur olarak görülüyor ve bu işin sonu yaratanı inkara kadar gidiyor.

Bir delille iman etmeyen insan bir kusurla inkar ediyor. Kusur varsa haşa Allah yok deniliyor.

Mükemmelin kelime anlamı amacına hizmet eden demek. Bizim varoluş amacımız Allah’ı tanımak. Örneğin hiç hastalanmadan Şafi ismini tanıyamayız. Hiç acıkmadan Rezzak ismini bilemeyiz.

Dünya bir imtihan yurdudur ve zulme uğramak imtihan gereğidir. Bu dünya cennet değildir. Saçımız dökülür çirkinlik kabul ederiz, hastalanırız kusur deriz.

Adaletsizlikler zalim insanlar yüzünden oluyor. Bir resmi beğenmeyip ressamı inkar edebilir miyiz? Bin katlı bir binada bir lavabo su akıtsa mühendis yok diyebilir misin? O bin katın sanatını inkar edebilir misin?

Bin katlı binada o lavaboyu akıtmadan da yapabilirdi. Gücü de ilmi de buna yeterdi. Güneşe, yıldızlara sözü geçen Allah’ın sana vermediği sevda, maddi durumunun kötülüğü O’nun buna gücünün yetmemesinden değil. Bir sebebi var.

Kainatı böyle güzel yaratan Allah insanı serbest bırakmış. Allah’ın olaylara müdahale etmesi sırrı imtihana aykırı olurdu.

Beşer dünyada zulmün sebebi insanın şeytana ve nefsine uyması. Ahirette amel defteri kapkara çıkan insan diyecektir ki Allah’ım ben şeytana uydum, onu yaratan sensin.

Oysa şeytanın yaratılması çirkin değil. Evliyalar, güzel insanlar şeytan sayesinde terakki etti. Nefis olmadan insan, insan değil melek olurdu. Şeytan olmasa mertlik, yiğitlik, delikanlılık ortaya çıkmazdı.

Eşya zıddıyla bilinir. Tüm hayatı kötülük gibi algılamak problem. Gölge sonucu ışık ortaya çıkar. Hastalık sayesinde sağlık bilinir. Depremler sayesinde yerin sabit durduğunun ve onu ayakta tutan bir Kayyum’ un olduğunu biliriz.

Gücün nimet oluşu yaşlılıkta anlaşılır. Çirkin şeyler kasten yapılmıştır ki letafet artsın.

Yani güzel olan her şeyin kıymeti zıddıyla anlaşılır.

Bu güzel dersin tamamını Mehmet Yıldız’ın youtube kanalında ”Çirkin Bir Bedenim Var-Kesin Çözüm” başlığıyla izleyebilirsiniz.

Meleklere İman

Melek kelimesi sözlükte haberci, elçi, güç ve kuvvet anlamlarına gelir. Terim olarak “Allah tarafından yaratılmış, çeşitli şekillerde görülebilen, zor işlere gücü yeten, cinsiyetleri olmayan ve Allah’a ibadetten ayrılmayan nurani varlıklar” olarak tanıtılır.

Melekler, duyu organlarıyla algılanamayan, gözle görülmeyen, iradeleri sadece hayra ve iyiliğe doğru işleyen ve dolayısıyla Allah’a kulluk eden ve günah işlemeyen varlıklardır. 

  • Melekler nurdan yaratılmış, nûrânî ve rûhânî varlıklardır.
  • Melekler Allah’a isyan etmezler.
  • Melekler devamlı Allah’a ibadet ederler.
  • Melekler kanatlı, son derece süratli ve güçlü varlıklardır.
  • Melekler Allah’ın emir ve izni ile çeşitli şekil ve kılığa bürünebilirler.
  • Bir kısım melekler, müminler için duâ ederler.
  • Bir kısım melekler insanın kalbine doğru olan şeyleri ilham ederler, aynı zamanda müminlere hayır ve iyiliklerde destek olurlar.
  • “Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi imân edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu.”
  • Bir kısım melekler, müminleri cennetle müjdeler.
  • Bir kısım melekler, kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak “Tadın cehennemin azabını!” derler.
  • Bazı melekler zikir meclislerini arar bulur, onlara katılırlar.
  • Bazı melekler, Kur’an okunan yere inerler ve Kur’an dinlerler.
  • Bir kısım melekler, müminlerin dualarına amin derler.

Meleklere iman, kula her an Allah’ın huzurunda olduğunu, yaptığı bütün davranışlardan sorumlu olduğunu, en küçük bir davranışın bile kayıt altında olduğunu hatırlatır.

Böylece kul kendine ve başkalarına karşı daha saygılı, hoşgörülü ve adaletli davranır. İbadetlerini daha dikkatli ve ciddi bir şekilde yapar. Allah’ın rızasına yaklaşmak için çabalar.

Kul hiçbir zaman yalnız olmadığını bilir.

Vesveseden Nasıl Kurtuluruz?

 Şeytan insanların zayıf anını takip eder ve insanları Allah yolundan alıkoymak ister. Kulun kalbini yakaladığında vesveseye başlar. Kuran’da da şeytanın apaçık bir düşman olduğu belirtilmektedir. En küçük bir sıkıntımızı bile büyüterek bizleri bunaltır. Saatlerce o düşünceye zaman harcarız istemeden.

İmana aykırı gelen, ibadette soğukluk yaratan ve iç sıkıntısına, kalp dağınıklığına yol açan bütün durumlar vesveseden kaynaklanır.

 Bu duygulardan arınmanın ilk yolu, gelen iç sesi, iç düşünceyi önemsememektir.

 ”Amentü billahi ve rusülihi hüve’l evvelü ve’l ahirü ve’z zahirü ve’l batinü ve hüve bi külli şey’in alim” duası vesvese için okunabilir. Hem bu duayı, hem de Felak ve Nas surelerini okumak faydalı olacaktır.

Meali şudur: ”Evveli ve ahiri olmayan, zahir ve batın olan ve her şeyi bilem Allah Teala’ya ve O’nun peygamberlerine inandım.”

Allah’ın (c.c.) tövbe ve af kapısına sığınmalıyız. Vesvese onu önemsemekle büyür. Eğer önemsemeyip, düşünmemeye çalışırsak küçülür.

Böyle düşüncelere maruz kaldığımızda hemen dua etmeli, Allah’ın isimlerini zikretmeli ve namaz kılmalıyız. Kalbi anlamda doğru olanı seçip şükrederek yolumuza devam etmeliyiz.

Şah Damarımızdan Yakın Allah

(Kaf Suresi 16-17) ”İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptıklarını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.”

Şah damarı boynumuzda yer alan kalbimizden beynimize kan taşıyan en önemli damardır. Rabbimiz bize bu hayati olan damardan daha yakın olduğunu bildirmiştir.

Kalbimizden aklımıza ya da aklımızdan kalbimize giden yolla O’nu bulabiliriz. Allah dünyada ve ahirette bizlerle beraberdir ve kalbimizden geçenleri bildirmektedir. Her saniyemizi yaratan Allah şah damarımızla her anımızı ve yaşamımızın devamını sağlamaktadır.

Bu damar tıkanırsa beyne giden kan akımında azalma meydana gelir. Kan akımı kritik düzeyin altına inerse beynin oksijenlenmesi ve beslenmesi etkilenir. Şah damarlarda meydana gelen darlık zamanında ve uygun şekilde tedavi edilmezse tam bir tıkanıklığa sebep olarak kalıcı inmeye ve beyin hasarına yol açabilir.

Bu damar tıkandığında insanın felç olma ihtimali vardır. Manevi hayatımızda Allah’ı bulamazsak kalbimizin maneviyatının felç olma ihtimali vardır. Allah’ı bilmeyen bir kalp çiçeğe, bebeğe, denize, buluta, meyveye baktığında bir mucize görmez. Her şey o insan için sıradanlaşmıştır. Bu damar bedenimiz için ne kadar önemliyse, Allah’ı tanımak ve ibadet etmek de kalbimiz ve ruhumuz için önemlidir.

Bu ayet bizlere O’na güvenmemizi, sığınmamızı, korkularımızdan emin olmamızı bildirir. O’nun bize en yakın olduğunu bilerek yaşarsak huzur bulabiliriz. Bunca kötülüğe rağmen eşimizin, sevdiğimizin, ailemizin sahipliğine değil O’nun bizlere sahip çıkmasına muhtacız.

Her şeyin kaynağı olan Allah bize en yakındır. İçimizden geçen, gizli sandığımız düşüncelerimizi bilendir.

Allah bu ayetle bizlerin en yakın dostu olduğunu, ilminin sonsuz olduğunu bildirir.

Allah, O’nun bizlere ne kadar yakın olduğunun farkına vararak yaşamayı nasip etsin. Amin..