Kalp Dikişi

Soğuk kış gecesi Mevlevi dervişi,zamanın yıprattığı kırmızı bir kalbi dikmekle meşguldü. Mumun titrek ışığında, kalbin her yarığına iğnesini batırırken, sanki her ilmekle başka bir insanın acısını, pişmanlığını, hasretini onarıyordu. Elindeki kalp ne bir oyuncaktı ne de sembolik bir süs. O kalp binlerce insanın kırılmış gönlünün temsiliydi.

Derviş kalbi onarırken mırıldanıyordu.. ”Ela bi zikrillahi tatma’innul kulub” Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.

Masanın yanındaki sepet önceden dikilmiş kalplerle doluydu. Her biri farklı bir hikayeydi. Bir annenin terk edilmişliği, bir dostun ihaneti, bir aşığın vuslatsız bekleyişi. Derviş her kalbi diktiğinde içine Allah’a olan tevekkülünü üflüyordu.

Şöminede yanan ateşin çıtırtıları arasında bir kedi uyuyordu. Kedi, sanki bu derin tefekkür anının farkında, gözlerini kapatmış akışa teslim olmuştu. Her dikiş bir dua gibiydi.

Kalbi dikmek sadece yarayı kapatmak değil içindeki sevgiyi yeşertmekti. Çünkü tasavvuf ehline göre kalp Allah’ın nazar ettiği en kutsal mekandı.

Ve o gece dikilen kalplerden bir daha hazır oldu. Derviş o kalbi sepete bırakırken usulca şöyle fısıldadı. ” Ey kalp. Yaraların şifadır, sabrın meyvedir. Seni Yaradan’a teslim ettim. Yola devam et.

O an odadaki mumum alevi titredi. Belki de dua semaya ulaştı.

Son..

Mevlevi dervişler kalbi dikmez, kaderin iğnesiyle ruhu örer. Çünkü bazı yaralar ne zamana ne insana sadece Allah’a emanettir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir