Sahabe Ne Demektir? Sahabeler Kimlerdir?

“Sahâbî, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e iman (edip), iman ettiği hâlde kendisiyle bir araya gelen ve İslâm üzere ölen kişidir.”

Tarifte yer alan; “Peygamberle bir araya gelen” ifadesinin genellemesine göre; sohbetinde uzun veya kısa bir süre mecliste bulunmuş olsun, O’ndan hadis rivayet etsin veya etmesin, O’nunla savaşa katılmış olsun veya olmasın, ancak yine meclisinde bulunmamış olsa dahi de bir defa görmüş olsun veya körlük gibi bir sebepten dolayı O’nu görmemiş olsun, dolayısıyla sadece onunla karşılaşmış olan bir kimseye de sahâbî denir.

Yine tarifte geçen “iman ettiği hâlde” ifadesine göre, bir kimse kâfir olduğu hâlde Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le karşılaşmış ve bilahare iman ettikten sonra Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le bir daha karşılaşmamış ise, “sahâbî” sayılmaz.

Yine tarifte geçen; “İslam üzere ölmüş” ibaresine göre; bir kimse Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le kendisine iman etmiş olarak karşılaşmış, ancak daha sonra -Allah korusun- mürted olmuş ve mürted olarak ölmüş ise yine “sahâbî” sayılmaz. Bu kabilden az sayıda bazı kimseler olmuştur. Öte yandan, bir kimse mümin olarak Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le karşılaşmış daha sonra mürted olmuş, daha sonra tekrar ölmeden İslâm’a dönmüş ise, ikinci bir defa karşılaşsın veya karşılaşmasın yine de “sahâbî”sayılır.

Buhârî’nin Hocası Ahmed bin Hanbel gibi muhaddisler ve bunlara tabi olan âlimler nezdinde tercih olunan en sahih görüşe dayanmaktadır. Bunun ötesinde diğer şâz görüşler de vardır. (El-İsâbe, 1/7-8)

Bu açıklamalardan sonra konuyla ilgili değişik tarifler ve değerlendirmeler şöyledir:

Sahâbînin tarifiyle ilgili bir bilgi olması bakımından yapılan tarifleri kısaca sıralayıp, en sonunda muhtar ve muteber olan görüşü vereceğiz.

1) Sahâbî: Uzun müddet Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le beraber bulunup, O’ndan hadis rivayet eden ve O’nun hallerini araştırıp bilen kimsedir.(1) Usulcüler ve bir kısım ulema bu görüştedir.(2)

2) Sahâbî: Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ile bir sene veya iki sene beraber olup, onunla bir veya iki gazveye iştirak eden kimsedir. Bu tarif daha ziyade Said b. el-Müseyyeb’den naklolunuyor.(3) Ancak, bu durumda sahâbî olarak bilinen pek çok kimseyi dışarıda bırakmak mecburiyeti hasıl olacak. Ayrıca bu rivayetin zayıf olduğu da nakledilir.(4)

3) Sahâbî: Uzun müddet birlikte olmakla beraber, ondan hadis alıp rivayet edendir.(5)

4) Sahâbî: Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’i Müslüman, bâlig ve akıllı olarak gören kimsedir.(6)

5) Sahâbî: Nebî (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in zamanına yetişen herkestir. Müslüman olmak şartıyla O’nu görmese bile sahâbî’dir.(7)

6) Sahâbî: Hz.Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in, kendisiyle hususiyyet kesbettiği, kendisinin de O’nunla hususiyyet kesbettiği kimsedir. Bu şartı Maverdi koşmuştur.(8)

7) Sahâbî: “Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e iman ederek onunla karşılaşan ve Müslüman olarak ölen kimsedir.” İbn’u Hacer’in, “elde ettiğim bilgilerin en doğrusu”, dediği tarif budur.(9)

Buharî Hazretleri, Sahih’inde, Müslüman olarak ölme şartım koşmamış sadece, “Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le sohbet eden veya O’nu gören Müslüman, sahâbî’dir.”(10) diye tarif etmiştir. Aynî, bu tarife “ve Müslüman olarak ölen” ifadesini ekleyerek, akla gelecek şüphelerin gideceğini ifade eder.(11)

İbnu Hacer’in yaptığı bu tarife, “Onunla karşılaşan” ifadesi kullanılmak suretiyle, Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le beraberliği uzun müddet olan da girer, olmayan da. O’ndan rivayet eden de girer, etmeyen de. O’nunla beraber savaşa iştirak eden de girer, etmeyen de. O’nu gözüyle gören de, herhangi bir (a’malık gibi) sebeple onu görmeyen de sahâbî’dir.(12)

Tarifte geçen “Hz. Peygamber’e iman ederek” kaydıyla Hz.Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) zamanında kâfir olarak O’nu görse de sonradan Müslüman olsa ve bir daha mü’min iken Hz. Peygamber’i görmese, o kimsenin sahâbî olamıyacağı anlaşılır.(13) Kayser’in elçisi gibi.(14)

Hz.Peygamberi (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefatından sonra henüz defnedilmeden cenazesini gören kimse de sahâbî sayılmaz. Ebu Züeyb Hüveylid b.Halid el-Huzeli gibi.(15)

İbnu Hacer’in yaptığı tarifte “Hz.Peygamber’e İman” şartı olduğu için, diğer peygamberlere iman ederek, Hz. Peygamber Efendimizi (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) gören Ehl-i kitap da sahâbî sayılmaz. Nitekim, Hz. Muhammed ile peygamberliğinden önce karşılaşanların durumu böyledir. İhtimalli bir durum olduğunu söyleyen ibnu Hacer, Rahib Bâhira ve benzerlerini misâl veriyor.(16)

Cinlerden ve meleklerden mükellef olanlar, Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e iman ederek onu görmüşlerse, onların da sahâbî olacağını söyleyen âlimlerimiz vardır.(17)

Bir kimse, Müslüman olarak, Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le karşılaşsa, sonra -Allah korusun- İslâm’dan dönse, eğer tekrar Müslüman olmadan ölürse o, sahâbîlikten çıkmıştır. Ancak tekrar İslâm’a dönerse, Rasûlüllah’ı görmeden ölse bile Müslüman olarak ölmek şartıyla sahâbîliği devam eder. Kurra b. Meysere, Esas b. Kays bu kabildendir.(18)

Bir kimsenin sahâbî olabilmesi için Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le temyiz yaşındayken buluşmuş olmasını şart koşanlar var ise de bülûğa ermesi şart değildir. Bu hususta bazı ihtilaflar vardır. Ancak Peygamberimizin torunları Hasan ile Hüseyin gibi pek çok sahâbînin bulunması, temyiz yaşının yeterli olduğuna bir delildir. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in, çocukken dua buyurduğu veya ağzına hurma vs. şeylerle tahnik yaptığı ve isim verdiği çocukların, sahâbîliği hususunda ihtilaf vardır.(19)

Ehl-i velayetten birinin, Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’i keşif yoluyla görmesi veya bir kimsenin O’nu rüyada görmesi, o kimseyi sahâbî yapmaz. Âlem-i şehadette görmek şarttır.(20)

SAHABE İSİMLERİ

İlk İman eden sahabe isimleri listesi şöyle;

  1. HAZRET-İ HATİCE (R.A.)
  2. ZEYD BİN HARİSE (R.A.)
  3. HAZRETİ HAMZA (R.A.)
  4. MUAZ BİN HARİS (R.A.)
  5. CAFER-İ TAYYAR (R.A.)
  6. MUSAB BİN UMEYR (R.A.)
  7. ABDULLAH İBNİ MESUT (R.A.)
  8. MİKDAD BİN ESVED (R.A.)
  9. EBU ZER GIFARİ (R.A.)
  10. ESMA BİNTİ EBUBEKİR (R.A.)
  11. OSMAN BİN MAZUN (R.A.)
  12. BİLAL-İ HABEŞİ (R.A.)
  13. HABBAB BİN ERET (R.A.)
  14. HATIB BİN EBİ BELTEA (R.A.)
  15. HALİD BİN SAİD (R.A.)
  16. ABDULLAH BİN CAHŞ (R.A.)
  17. ESMA BİNTİ UMEYS (R.A.)
  18. ERKAM BİN EBİL-ERKAM (R.A.)
  19. AMMAR BİN YASİR (R.A.)
  20. ÜMMÜ SELEME (R.A.)
  21. EBU SELEME (R.A.)
  22. SÜMEYYE BİNTİ HABBAT (R.A.)
  23. SÜHEYB-İ RUMÎ (R.A.)
  24. AMR BİN ABESE (R.A.)
  25. ÜMMÜ HABİBE (R.A.)
  26. AMİR BİN FUHEYRE (R.A.)
  27. YASİR BİN AMİR (R.A.)
  28. FATIMA BİNTİ HATTAB (R.A.)
  29. EBU FÜKEYHE (R.A.)
  30. EBU HUZEYFE BİN UTBE BİN REBİA (R.A.)

Ben Bilal(İslam’ın İlk Müezzininin Hikayesi)

Bilal, Kabe’nin damına tırmandı. Sorumluluk korku vericiydi. Bilal putlara karşı tırmanıyordu. Eğer düşseydi putlar parçalamış olacaktı. Ve Bilal, Kabe’nin damındaydı..

On binlerin yüzleri yukarı bakıyordu. Aşağıda derin bir sessizlik… Kalabalık tek bir kelime etmiyordu. Gökyüzüne baktı Bilal.

Gök bütün nefesini tutmuştu. Bir esinti dahi yoktu. Kızgın çöl gözlerinin önündeydi.

Güneşe baş kaldıran yılanlar gibi yine kırbaçlar, ”ehad… ehad…” sesleri geliyordu karşı tepelerden.

Birden korktu Bilal. Nerede olduğunu ve kendisinden ne istendiğini biliyordu. ” Allahuekber Allahuekber” Kabenin damından kanatlandı ilk ezan. Ezan Arafat tepesinden yankılanıp geri geliyordu.

Sadece Peygamberimiz (sav) bineğindeydi. Başı önünde, bir eli diğerinin üzerindeydi.

En yakınında Ebu Bekr, Ali ve Ebu Zer ona eşlik ediyordu. Bilal uçuyordu. Göklere doğru bir köle uçuyordu.

BİLAL, KABE’YE NASIL TIRMANDIĞINI ANLATIYOR

Bu tırmanışı yapabileceğimi asla düşünmemiştim. Kabe’nin yan duvarı, düz bir yükseklik, dimdik bir duvardı ve yegane tutunacağım şey olan örtü yıpranmış ve eskilikten gevşemişti. Ama o an Peygamber bana uçmamı söyleseydi ünlü bir mucizeye dönüşürdüm: ” Uçan Bilal…”

Çıkmamı istediğinde elbette niye çıkmamı istediğini biliyordum. Benim o damdaki varlığım, ezan okumam, İbrahim’in inşa ettiği bu binanın artık Allah’a ibadete açıldığına dair insanlığa bir işaret olacaktı.

Peygamberin dediği gibi Medine’deki ilk ezanın mescidini tamamlamıştı; şimdiyse ezanım Kabe’yi temizleyişinin tamamlanışı olacaktı.

Aslında putlara karşı tırmanıyordum ve düşseydim putperestler parçalanmış bedenimi putların bir işi olarak göreceklerdi

. Ancak daha önce ifade ettiğim gibi müezzin ezan için çıktığında onu yukarıya tartan insanların umudu ve yukarı bakan yüzleridir.

Dünya gizlerinden uzakta uzanıyordum ve öylece kalmayı murat ettiğimi hatırlıyorum ama namaza çağıran kişi kendi için Allah’ın zamanından bir lahza dahi harcayamaz.

Tarih beni tırmanırken gördü. Rüya görmedim. Umudum Allah’ın beni görmüş olması, ben zaten Kabe’nin yüksekliğinde semaya doğru uzaktaydım. Eğer böyleyse ben aslında Uçan Bilal’im…

H.A.L CRAIG (BEN BİLAL-2008)

İtikaf Nedir? Hanımların İtikafı Nasıl Olur?

İtikaf akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına gelmiş bir müslümanın bir mescitte Allah’a yakınlık elde etmek için bir süre kalması demektir.

İtikafa giren kimse ihtiyacı olan şeyleri camide tedarik eder. Tuvalete gitmek, abdest almak ve gusletmek gibi ihtiyaçlar için camiden dışarı çıkabilir.

Hz. Peygamberin (s.a.v) ramazanın son on gününde itikafa girdiği hadislerle bildirilmiştir.

Müslümanlar itikafa girerek namaz kılar, Kuran-ı Kerim okur, tövbe ve dua eder , kelime-i tevhit ve tekbir getirir, nefis muhasebesi yapar.

İtikaf ibadetinin camilerde yapılması gerekli olmakla birlikte  salgın ve benzeri durumlarda evlerin mescit olarak kullanılan bir odasında ibadet şartlarına uyarak yapılabileceği biliniyor.

Mescitteki itikaf erkeklere mahsustur. Hanımlar ise evde mescit olarak belirledikleri, sürekli namaz kıldıkları yerde itikafa girebilirler.

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ” Evinde namazgah hazırlayıp orada namaz kılan bir hanım Mescid-i Haram’da namaz kılmış gibidir. ”

Hanımların İtikafı

Hz. Ayşe (r.a) rivayet etmiştir : “Rasulullah (sav) vefat edinceye kadar ramazanın son on gününde itikafa girer ve derdi ki “Kadir gecesini ramazanın son on gününde arayın” ( Buhari )

”Ramazanda on gün itikaf eden, iki defa nafile hac yapmış gibi sevap kazanır.” ( Beyheki )

”Allah rızası için bir gün itikaf insanı cehennemden uzaklaştırır.” ( Taberani )

Annelerimizin Cenneti

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ” Cennet annelerin ayakları altındadır.” Yani annelerimizin cenneti.. Rabbimiz cennet nimetini annelerin ayaklarının altına sermiştir. Allah’ımızın anneleri bu kadar sevmesi bizlere önemli bir derstir.

Dünyanın faniliğini bile bile annelerimizi kırmayalım, üzmeyelim. Üzdüysek af dileyip helallik isteyelim. Geç olmadan, onları kaybetmeden farkına varalım. Annelerimiz en kıymetli varlığımızdır.

Anneler Allah’ımızın en güzel isimlerinin üzerimizdeki tecellileridir. Onların kıymetini bile kullar Allah katında çok değerlidir.

Bizler için gençliğini, zamanını, sağlığını tüketen, maddi-manevi destek sağlayan annelerimize biz de sevgimizi verelim. İmkanlarımız varken onları huzurevlerine göndermeyelim. İlahi adaletin otuz yıl sonra evlatlarımız vesilesiyle bizi bulabileceğini unutmayalım.

Hz. Ayşe (ra) Kabe’nin avlusunda sırtında annesini taşıyan birini görür. Adam büyük bir heyecanla annesini taşıyor ve tavaf ettiriyor. Manzarayı gören Hz. Ayşe (ra) Peygamberimize (sav) “Bu adam bunu yaparak annesinin hakkını ödemiş midir” diye soruyor.
Hz. Peygamber (sav) ”Hayır” diyor.
“Kendisini doğuran kadının bir sancısının hakkını bile ödememiştir” buyuruyor.

Bugün benim annemin doğum günü. Böyle bir annenin evladı olduğum için Allah’a her gün şükrediyorum.. Allah herkese böyle bir gurur nasip etsin.

Allah annelerimizi başımızdan eksik etmesin, vefat eden annelere rahmet eylesin..

Doğum günün kutlu olsun melek anneciğim, seni çok seviyoruz..

Hz. Yunus’un Duası

Yunus Peygamber kavmi ile çetin bir mücadeleye girişmiş ama bir sonuç alamamıştı. Sonuç alamaması onu derinden yaralamış ve sonunda kavmini terk etmişti. Sonra başına gelen hadiseler, deniz ve balığın Hz. Yunus’u yutması.. Denizin derinliklerinden balığın karnından Hz. Yunus’un duası..

Hz. Yunus balığın karnından Rabbine şöyle yakarmıştı:

” La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin.”

”Senden başka ilah yoktur. Sen eksikliklerden uzaksın ve yücesin. Ben kendine zulmedenlerden oldum.”

Bunun üzerine Allah onun duasını kabul etti ve kederden kurtardı. İşte Allah müminleri böyle kurtarır.

 Kur’an-ı Kerim ‘de Hz. Yunus’tan (as), Nisa suresinde ”kendisine vahiy indirilenlerden” , En’am suresinde ”doğru yola sevk edilenlerden, alemlere üstün kılınanlardan”, Kalem suresinde de ”salihlerden” olduğundan bahsediliyor.

Rabbimiz hepimizi karanlıktan kurtulmuş, kendine zulmetmeyen kullarından eylesin.

En Büyük Dost Allah’tır

Dost ” yarı yolda bırakmayan, terk etmeyen, iyi-kötü her gününde yanında olan, yarım bırakmayan” demektir. Dostlarımızı, sevdiğimiz insanları, her şeyi ve herkesi yaratan en büyük dost Allah’tır. Allah hatalarımıza rağmen merhamet eden, yardım eden, bizi bırakmayan, söyleyen dilimiz, gören gözümüz, işiten kulağımız yani en yüce dostumuzdur.

Bazen öyle bir şey olur ki tam Allah‘ın sevmediği bir şey yapacakken O bize engel olur. O’nun razı olmayacağı sözler söyleyecekken Allah kalbimize bir duygu verir ve vazgeçeriz. Dilimiz O’nun razı olacaklarını konuşuverir.

Allah’tan başka sığınacak, sarılacak hiç kimsemiz yoktur. Bunu anlamak için de O’na yaklaşmak gerekir.. Bizi karanlıklardan ancak Allah kurtarabilir.

”Karanın ve denizin karanlıklarından(tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? O zaman O’na gizli gizli yalvararak ”Eğer bizi buradan kurtarırsan and olsun şükredenlerden olacağız” diye dua edersiniz. (En’am Suresi 6/63)

Allah’tan başka varlıkların korumasına sığınanların durumu, örümceğin durumuna benzer. Örümcek, ağını kendine bir yuva edinir ama yuvaların en çürüğü de örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi! (Ankebut Suresi,41.ayet)

Allah hepimizi sahte dostları terk edip kendisine sığınan kullarından eylesin. Amin..

Eyyüb Peygamber Öğretmenimiz Olursa…

Eyyüb peygamber sabrı ile kalbimize gizlenmiş bir peygamberdir. Yetmiş yıl sağlıklı, varlıklı bir şekilde yaşadıktan sonra hastalanıyor. Çiçek ve cüzzam hastalığı yaşıyor. ”Allah bana yetmiş yıl sağlıklı bir ömür verdi, şimdi Rabbime isyan edemem” diyor.

Eyyüb a.s farkında ki beden kendisinin değil, ceset kendisinin değil, ruh kendisinin değil. Kendisine ait tek şey kulluğu.

Bu hastalıklar kulluğuna engel olana kadar şikayet etmiyor. Hastalığın duaların kabulüne sebep olduğunu biliyor.

Yalnızca Eyyüb a.s bu hastalık onu Allah’ı zikredemez duruma getirdiğinde diyor ki:

” Ve eyyube iz nêdê Rabbehu. Enni messeniye’d- durru ve ve ente erhamurrâhimîn

”Eyyüb, Rabbine şöyle yalvarmıştı: Ya Rabbi bana zarar dokundu ve sen merhametlilerin en merhametlisisin.”

Cenâb-ı Hakk, sevgili kulu Hz. Eyyûb’un duasını kabul eder. Ayağını yere vurmasını, çıkacak olan su ile yıkanmasını ve bu soğuk sudan içmesini buyurur. Hz. Eyyûb emri yerine getirir ve hastalıklardan kurtulup Rabbine şükreder.

EYYÜB SABRI

Sabır makamı Hz. Eyyüb’e ait bir makamdır. Sabır kulun kurtuluş anahtarıdır. Allah tarafından gönderilen bir ilaçtır ve imanın yarısıdır.

Allah’tan gelen bir sıkıntı için sabredeni ve hatta gönderenin hatırına o sıkıntıya şükredebileni Allah cennet ile müjdelemiştir.

Eyyüb a.s çektiği çilelere rağmen isyan etmemesiyle, sabredip Allah’a niyazına dua etmesiyle bizlere örnek olmuştur.

Hastalık, kaza, sıkıntı, üzüntü yaşadığımız anlarda, darda kaldığımızda Allah bizlere Hz. Eyyüb’ ün sabrıyla yardım etsin. Amin..

El-Fettah/Allah’ın İsimleri

El-Fettah kendisine yönelen kullarına hayırlı kapılar, rahmet, rızık ve huzur kapılarını açan demektir.

Allah, El-Fettah ismiyle onlara yardım edip, karanlıklardan aydınlığa ulaştırır.

Ümidini kaybetmeden O’na sığınan kullarına merhamet eder. İnsanların ya da hayvanların bir derdine derman olan kulların üzerinde Allah’ın Fettah ismi tecelli eder.

Allah Hz. Nuh’a, Hz. Yusuf’a, Hz. Yunus’a, Hz. İbrahim’e, Hz. Muhammed’e, Hz. Hacer’e ve daha nice sevdiği peygamberi ve kuluna, dostlarına Fettah ismiyle hayır kapıları açmıştır.

Hak Teala El-Fettah ismiyle bizlere hayır kapıları açsın. Amin..

Cevşenü’l-Kebir Duası

Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Hazretleri, Hazreti Ali’ye, Hz. Ali de oğlu Hz. Hüseyin’e rivayet ettiler.

Dediler ki: ”Peygamberimizden işittim. Kendisi bir gün zırhını giymiş oldukları halde Uhud Dağı’na gidiyordu.

Hava gayet sıcaktı. Peygamberimiz buyurdular:

Gökyüzüne baktım ve Allah’a dua ettim. Gök kapıları açıldı. Cebrail Aleyhisselam nurlara bürünmüş halde nazil oldu.

Dedi: ” Sana Cenab-ı Hakk’tan selam ve tahiyye ve ikram hediye getirdim.”

Ben ta’zimen selamlarını aldım. Cebrail Aleyhisselam buyurdular:

” Üzerinden şu zırhı çıkar, bu duayı oku. Bu duayı okur ve üzerinde taşırsan zırhtan daha büyük tesiri vardır”

Peygamberimiz Cibril-i Emin’e sordu: ” Bu duanın tesiri ve hassası yalnız bana mıdır?” Yoksa ümmetime de şamil midir?”

Cebrail Aleyhisselam dedi: ” Ya Resulallah! Bu dua Allahü Azimüşşan tarafından sana ve ümmetine bir hediyedir. Sevabını Allahü Azimüşşan’dan gayri kimse bilmez.”

İşte Cevşenü’l-Kebir namıyla maruf olan dua budur.

El-Baki Hüve’l Baki

Said-i Nursi

Cevşenü’l Kebir 66. Bölüm

  1. Ey yeryüzünü, mahlukatı için bir imtihan meydanı olmak üzere serilmiş bir yatak kılan!
  2. Dağları, yeryüzü gemisini sağlam ve dengeli kılmak üzere hazineli kazıklar ve direkler kılan!
  3. Güneşi, yeryüzü sakinleri için gaz yağsız ve odunsuz söndürmeden yandıran, ışık verici ve ısındırıcı bir lamba kılan!
  4. Ayı, dünyanın etrafında muntazam hareketlerle gezen bir nur kılan!
  5. Geceyi, karanlık perdesini örterek insana ve bütün mahlukata istirahat vakti kılan!
  6. Gündüzü, nice mahlukatına kazanç ve maişet te’ mini için aydınlık ve geçim vakti kılan!
  7. Ölümün küçük kardeşi hükmündeki uykuyu, insanlar için bir rahatlama ve dinlenme kılan!
  8. Yeryüzündeki kullarına ikramını ve ezeli kudretini göstermek için gökleri kubbeli bir bina kılan!
  9. Eşi ve benzeri olmaktan münezzeh olan zatı tek olduğu halde, bütün varlıkları eşleriyle birlikte çift kılan!
  10. Cehennemi, günahkar ve kafir olanları cezalandırmak üzere onların yollarını gözetleme yeri kılan!

Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin. Senden başka ilah yoktur. El-eman, el-eman!

Senin yüce dergahına sığınıyor, senden eman diliyoruz! Bizi cehennem ateşinden kurtar!

Besmelenin Sırrı

Bismillahirrahmanirrahim,

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Yazımıza besmele çekerek başlarken, Rahman ve Rahim olan Allah’a sığındığımızı, O’nun için ve O’nun adına yazdığımızı, kovulmuş olan şeytanın şerrinden ve vesveselerinden Allah’a sığındığımızı belirttik.

Şeytan insanı her an yanıltabilen bir düşmandır. Kendi Allah’ın rahmetinden kovulduğu ve Allah’a isyan ettiği için her kulun isyan etmesini ister.

Günahları süslü gösterir. İçki, zina, yalan, gıybet gibi günahlarla insana yaklaşır. Vesveselerle insanın kalbinin rotasını değiştirir.

Salih kullar en küçük bir kötü duygu ve düşüncede bile besmele çekerek Allah’ın rahmetine sığınır.

Önemli olan bu hislerin kaynağının şeytan olduğunu farkedebilmek.

Besmele ile yapılan bütün işler ibadet hükmünü alır. Yemek yemek, uyumak, yürümek, su içmek gibi..

Rahman olan Allah’ın dergahından kovulmuş olan şeytanın gönlümüze girmemesi için Allah’a sığınmalıyız.

Bize şah damarımızdan yakın olan Allah’ın adını her adımda anmalıyız.

Allah hepimizi korusun. Amin...